Eveeet... Gittim, geldim...
Uzuuun yazıcam, upuzun...
Bu seferki gezim çok daha güzeldi dersem ötekilere haksızlık olur belki ama ne demişler hani; gelen gelenden tatlı, gelecek olan hepsinden tatlı.
Sanırım son 29 yıldır ilk defa doğum günümde memleketimde olmak mutluluğunu yaşadım. E dolayısıyla, başta ailem, kuzenlerim, arkadaşlarım derken her bir fırsatta yeniden kutlanan yaş günüm kendiliğinden daha bir özel oldu. Dönüşte de evde kızımcığımlarımın sürprizleri devam etti, sevdim ben bunu, diledim; bundan sonrada aynı performansı bekliyorum hayattan. ;)Özellikle de, özlemekten burnumun direğinin sızladığı sevdiceklerimi bir sürprizle karşıma çıkaran performansından çok etkilendim ne yalan söyleyeyim ;) 3 ayrı pasta bilem kestim. Hepsi de çok güzeldi...
Neyse işte, pek çok şey yapmakla birlikte en hoşuma giden sanırım, taaaa (bu a'lar çok sayıda artık ;)) çocukluğumda, hafta sonları annemin bohçaladığı hamam takımı sırtımda, güzel yer kapmak için onlardan erkence saatte gittiğim, ilk girişte beni her zaman mest eden kokusunu zaman zaman gerçekten çok özlediğim çocukluk hamamımıza gitmek oldu. The Acar Hamam ;)) (Adının Acar olduğunu bile yeni öğrendim, Maraş dilinde oraya hep Ecer Hamam derlerdi hatta). Sevgilisiyle buluşacak kadar pır pır etti yüreğim, kokusu gitmiş midir, o eski tarihi konsepti bozmuşlar mıdır, eski natırımız hala duruyor mudur vesaire gibi düşünceler kırpıştı durdu gönlümde. Annem, kuzenlerim, annemin bir arkadaşı ile kalabalıktık da. Giriş aynen duruyordu, ikinci kapıdan girdiğimde bi 5 dakika kadar hiç kıpırdamadan o aynı kokuyu duyumsayıp, içime çektim, yine mest oldum. Yıkanma yerlerinde eski hali korunmuş olmakla birlikte, kurnalarda halis mulis artık yaşlanmış ama dimdik ayaktayım diyen taşların kimi yerlerini de bembeyaz fayansla kaplamasalarmış çok daha iyi olurmuş ama, işte ona bile razı oldum.
Vur patlasın çal oynasınlı, bol keselenmeceli, mis gibi kokan, krem yumuşaklığındaki kil ile saç/baş/yüz ovmacalı, arada portakal yemeceli şahane bir 2 saat geçirdik. Kapanmasaydı daha saatlerce de kalabilirdik, o derece. Hamam sahibinden rica minnet kil aldım, kadın önce ille de satmam diye tutturdu ama ben, "minicik bir parçaya bile razıyım, lütfen sadece koklamak için istiyorum" deyince dayanamadı verdi ;) Şimdi ara sıra çıkarıp kokluyorum, dün bir minik parça ıslatıp yüzüme buladım bile tekrar, yemek istiyor canım, o derece seviyorum yani kili...
Kuzenlerle buluştuk ve herhalde 3-4 saat boyunca kesintisiz gülmüşüzdür. Hamam ve halam kelimesi birleşince beni alır bir gülme, dur bak anlatıcam onu da ;) Halam ve büyük kızı Lütfiye efsanedir. Sanırsın 24 saat bunları kayda alan var da, özel bir rol oynuyorlar. Sürekli olarak komik şeyler yaşıyor bunlar ve bunları da bize çok tatlı anlatıyorlar. Bak mesela yıllar önce halam bir gün enişteme küser (sebep, eniştemin oya boncuğu almak (!) için halamı Antep'e göndermemesidir), eniştem günlerce ne yapsa da halam asla taviz vermez, küslüğünü sürdürür. Sonra bir sabah içinin çok sıkıldığını fark eder, yüzünü yıkayıp ferahlamaya banyoya girer. (Halamın evi çoook eski bir yapı, kendilerinin "aşağılı yukarılı" dedikleri bir nevi dubleks ama çok eski, taş, kerpiç felan bir ev. Banyodaki ayna da eskimekten sırrı soyulmuş, kimi yeri ayna vazifesi yapamaz durumda, bakınca öyle yüzünü tümden göremeyeceğin bir durumda filan yani) Neyse işte o yarım yamalak aynada yüzünü görür ve kendi ifadesiyle "anam aynı filimlerdeki gibi bir aydınlanma geldi o an ve gendime dedim ki; ""Nevin Nevinnnn, bu hayatın tekrarı yok, de bahım(hadi hemen anlamında) ne üzülin gız bir boncuk içün, at bu sıhıntiyi (sıkıntıyı), yürayın (yüreğinin) götürdüğü yere get, mutlu ol," der. "Telaşla yukarı çıktım, başladım hazırlenmiye" diyor, "nereye gitmeye hazırlandın halacım ya, valiz maliz mi, yolculuk şehirlerarası mı, yoksa bambaşka bir yolculuk mu?" filan diye sorup o muhteşem aydınlanmanın detaylarını öğrenmek istiyorsun sen de haliyle. Ve halamdan gelen cevap; "yok anam ne şehri ne arası,heyle (nasıl) gedim ben başka yerlere, zati herifnen Antep sevdasına küsük, hememe (hamama) getmeye garar verdim, düşündüm daşındım en çok çimerken (yıkanırken) mutlu olacağımı hesapladım, yürağım Guyucak (Kuyucak) Hememi'ne doğru uçidi (uçuyordu) bir baktım, yörü bahim Nevin heç mızıldanma dedim gettim, eyi ediğim diyel miiii?"... Nitekim gitmiş, çimmiş gelmiş, hafiflemiş ve eniştemle de barışmış. İçimizdeki kötü duyguların kesinlikle çimerek gideceğini iddia ediyor yıllardır, kendisine hep böyle oluyormuş. Bir tas kaynar su alıp başından aşağı dökerken "garnı ağrısın heri boncuğun da" demiş, bir daha dökerken "aman zati dollu vardı o boncuktan da evde" demiş, gitmiş... Bu hikayeyi ilk duyduğumda da sonra her hatırladığımda da deliler gibi gülüyorum. Yüreğinin götürdüğü yere git gibi bir konsepti her nasılsa yakalamış (ki bu kadın ilkokulu bile sonradan bitirmiş) halacığımın tercihinin ve son durak noktasının bir hamam olması.... Bizim ailede biri hamama gitmek istiyorda yoldaş bulamıyorsa otomatik halam aranır zaten. Kadın hamam kelimesini duyunca, iki eli kanda olsa bırakır ve gider ya hu... Bugüne kadar "yok, gelemem" dediği duyulmadı... Hastayım felan dediği zaman kızları zarf atar, "hamama mı gitsek acaba" diye ve halam en geç yarım saat içinde iyileşir zaten. Baş ağrısından tut da, aklının alamayacağı her hastalığın şifasını hamamda görüyor, herkese öneriyor, Allah muhafaza kanserden başka her şeye çare kendisi. (Bu arada bir kanser vakasının ucundan dönmüşlüğü var, o da o sebeple kanser hariç diyor) ;)) İşte böyle...
Halamla ilgili çok anılar var, far ettim ki ben buraya hiç yazmamışım onları, zaman zaman yazmalı ;) Mesela akıllı telefonu olmamasına rağmen, facebook aracılığı ile birini biriyle tanıştırabiliyor, görüştürebiliyor ve hatta evlendirebiliyor. Mesela paraya ihtiyacı olduğunda (ki paraya sadece kızlara, torunlara çeyiz hazırlığı için ihtiyaç duyuyor) ama eniştemden kesin para alamayacağını bildiğinde kendi işlediği iğne oyası takımını, komşu işlemiş, çok ihtiyacı var, filancaya da çeyiz lazım diye bir şekilde süreci yönetip satın aldırabiliyor ;))
Mutfak Müzesi'ne gittim Maraş'ta... Doğrusu oldukça beğendim. Garip bir de hüzün duydum, aaa bundan bizde de vardı, aa bundan dedemin de vardı gibi cümleler peşpeşeydi... İnsan, dedim; geçmişle yaşayıp durmamalı ise de, köklerini, anılarını da hiç unutmamalı... Zaten hep öyle olmaz mı; küçükken çok canını acıtan bir şeyi bile yıllar sonra gülümseyerek ve hatta özleyerek anabilirsin... Misal küçükken her sonbahar ve ilkbaharda annemin konu komşuyu toplayıp, ısrarla yaptığı bu yufka ekmek hazırlığı günlerini bazlama yeme olayı dışında hiç sevmezdim. Hamuru elletmezlerdi, pişirtmezlerdi yanarım diye, anca şunu getir bunu götür olaylarında kullanılırdım. E haliyle de gıcık kapardım... Ama gel gör ki; şimdi bir kaç komşu bulsam ve rutubetli bir yerde yaşamasam aynını yapardım...
Gezi notlarına, aklıma geldikçe devam ederim; şimdi artık kürkçü dükkanına cart diye dönüş yapayım ;))
Nar ağacım çiçek açmış bu yıl ilk defa, pek bi güzel, pek bi coşkulu...
Gül fidelerim neredeyse tamamen tutmuş, minik minik yapraklanmışlar, gayet keyifliler...
Budanan güller, tazecik ve müthiş renkleriyle başka bir alemler...
Sanki gitmemi bekliyormuş hepsi ;)) Alt tarafı 9 günde olmuş bunlar ;)) Demek ki daha sık gitmeliyim bir yerlere ki, bahçe kendine gelsin ;))
Eeee tabi ekmek yapmasam olmazdı, yine iki tane, biri de bugün bir arkadaşıma hediye edildi... Çavdar, tahıl, haşhaş ve çörek otlu idiler...
Ön mayalama sonrası yoğruldular,
Fırına girip, afiyetle tüketilmek için piştiler...
Amma uzattım haaa ;)) Ve dahası, dollluuu anlatacaklarım var halâ...
Şimdilik...Hadi gittim ben...
Ve; teşekkürler hayat...
Uzuuun yazıcam, upuzun...
Bu seferki gezim çok daha güzeldi dersem ötekilere haksızlık olur belki ama ne demişler hani; gelen gelenden tatlı, gelecek olan hepsinden tatlı.
Sanırım son 29 yıldır ilk defa doğum günümde memleketimde olmak mutluluğunu yaşadım. E dolayısıyla, başta ailem, kuzenlerim, arkadaşlarım derken her bir fırsatta yeniden kutlanan yaş günüm kendiliğinden daha bir özel oldu. Dönüşte de evde kızımcığımlarımın sürprizleri devam etti, sevdim ben bunu, diledim; bundan sonrada aynı performansı bekliyorum hayattan. ;)Özellikle de, özlemekten burnumun direğinin sızladığı sevdiceklerimi bir sürprizle karşıma çıkaran performansından çok etkilendim ne yalan söyleyeyim ;) 3 ayrı pasta bilem kestim. Hepsi de çok güzeldi...
Neyse işte, pek çok şey yapmakla birlikte en hoşuma giden sanırım, taaaa (bu a'lar çok sayıda artık ;)) çocukluğumda, hafta sonları annemin bohçaladığı hamam takımı sırtımda, güzel yer kapmak için onlardan erkence saatte gittiğim, ilk girişte beni her zaman mest eden kokusunu zaman zaman gerçekten çok özlediğim çocukluk hamamımıza gitmek oldu. The Acar Hamam ;)) (Adının Acar olduğunu bile yeni öğrendim, Maraş dilinde oraya hep Ecer Hamam derlerdi hatta). Sevgilisiyle buluşacak kadar pır pır etti yüreğim, kokusu gitmiş midir, o eski tarihi konsepti bozmuşlar mıdır, eski natırımız hala duruyor mudur vesaire gibi düşünceler kırpıştı durdu gönlümde. Annem, kuzenlerim, annemin bir arkadaşı ile kalabalıktık da. Giriş aynen duruyordu, ikinci kapıdan girdiğimde bi 5 dakika kadar hiç kıpırdamadan o aynı kokuyu duyumsayıp, içime çektim, yine mest oldum. Yıkanma yerlerinde eski hali korunmuş olmakla birlikte, kurnalarda halis mulis artık yaşlanmış ama dimdik ayaktayım diyen taşların kimi yerlerini de bembeyaz fayansla kaplamasalarmış çok daha iyi olurmuş ama, işte ona bile razı oldum.
Vur patlasın çal oynasınlı, bol keselenmeceli, mis gibi kokan, krem yumuşaklığındaki kil ile saç/baş/yüz ovmacalı, arada portakal yemeceli şahane bir 2 saat geçirdik. Kapanmasaydı daha saatlerce de kalabilirdik, o derece. Hamam sahibinden rica minnet kil aldım, kadın önce ille de satmam diye tutturdu ama ben, "minicik bir parçaya bile razıyım, lütfen sadece koklamak için istiyorum" deyince dayanamadı verdi ;) Şimdi ara sıra çıkarıp kokluyorum, dün bir minik parça ıslatıp yüzüme buladım bile tekrar, yemek istiyor canım, o derece seviyorum yani kili...
Kuzenlerle buluştuk ve herhalde 3-4 saat boyunca kesintisiz gülmüşüzdür. Hamam ve halam kelimesi birleşince beni alır bir gülme, dur bak anlatıcam onu da ;) Halam ve büyük kızı Lütfiye efsanedir. Sanırsın 24 saat bunları kayda alan var da, özel bir rol oynuyorlar. Sürekli olarak komik şeyler yaşıyor bunlar ve bunları da bize çok tatlı anlatıyorlar. Bak mesela yıllar önce halam bir gün enişteme küser (sebep, eniştemin oya boncuğu almak (!) için halamı Antep'e göndermemesidir), eniştem günlerce ne yapsa da halam asla taviz vermez, küslüğünü sürdürür. Sonra bir sabah içinin çok sıkıldığını fark eder, yüzünü yıkayıp ferahlamaya banyoya girer. (Halamın evi çoook eski bir yapı, kendilerinin "aşağılı yukarılı" dedikleri bir nevi dubleks ama çok eski, taş, kerpiç felan bir ev. Banyodaki ayna da eskimekten sırrı soyulmuş, kimi yeri ayna vazifesi yapamaz durumda, bakınca öyle yüzünü tümden göremeyeceğin bir durumda filan yani) Neyse işte o yarım yamalak aynada yüzünü görür ve kendi ifadesiyle "anam aynı filimlerdeki gibi bir aydınlanma geldi o an ve gendime dedim ki; ""Nevin Nevinnnn, bu hayatın tekrarı yok, de bahım(hadi hemen anlamında) ne üzülin gız bir boncuk içün, at bu sıhıntiyi (sıkıntıyı), yürayın (yüreğinin) götürdüğü yere get, mutlu ol," der. "Telaşla yukarı çıktım, başladım hazırlenmiye" diyor, "nereye gitmeye hazırlandın halacım ya, valiz maliz mi, yolculuk şehirlerarası mı, yoksa bambaşka bir yolculuk mu?" filan diye sorup o muhteşem aydınlanmanın detaylarını öğrenmek istiyorsun sen de haliyle. Ve halamdan gelen cevap; "yok anam ne şehri ne arası,heyle (nasıl) gedim ben başka yerlere, zati herifnen Antep sevdasına küsük, hememe (hamama) getmeye garar verdim, düşündüm daşındım en çok çimerken (yıkanırken) mutlu olacağımı hesapladım, yürağım Guyucak (Kuyucak) Hememi'ne doğru uçidi (uçuyordu) bir baktım, yörü bahim Nevin heç mızıldanma dedim gettim, eyi ediğim diyel miiii?"... Nitekim gitmiş, çimmiş gelmiş, hafiflemiş ve eniştemle de barışmış. İçimizdeki kötü duyguların kesinlikle çimerek gideceğini iddia ediyor yıllardır, kendisine hep böyle oluyormuş. Bir tas kaynar su alıp başından aşağı dökerken "garnı ağrısın heri boncuğun da" demiş, bir daha dökerken "aman zati dollu vardı o boncuktan da evde" demiş, gitmiş... Bu hikayeyi ilk duyduğumda da sonra her hatırladığımda da deliler gibi gülüyorum. Yüreğinin götürdüğü yere git gibi bir konsepti her nasılsa yakalamış (ki bu kadın ilkokulu bile sonradan bitirmiş) halacığımın tercihinin ve son durak noktasının bir hamam olması.... Bizim ailede biri hamama gitmek istiyorda yoldaş bulamıyorsa otomatik halam aranır zaten. Kadın hamam kelimesini duyunca, iki eli kanda olsa bırakır ve gider ya hu... Bugüne kadar "yok, gelemem" dediği duyulmadı... Hastayım felan dediği zaman kızları zarf atar, "hamama mı gitsek acaba" diye ve halam en geç yarım saat içinde iyileşir zaten. Baş ağrısından tut da, aklının alamayacağı her hastalığın şifasını hamamda görüyor, herkese öneriyor, Allah muhafaza kanserden başka her şeye çare kendisi. (Bu arada bir kanser vakasının ucundan dönmüşlüğü var, o da o sebeple kanser hariç diyor) ;)) İşte böyle...
Halamla ilgili çok anılar var, far ettim ki ben buraya hiç yazmamışım onları, zaman zaman yazmalı ;) Mesela akıllı telefonu olmamasına rağmen, facebook aracılığı ile birini biriyle tanıştırabiliyor, görüştürebiliyor ve hatta evlendirebiliyor. Mesela paraya ihtiyacı olduğunda (ki paraya sadece kızlara, torunlara çeyiz hazırlığı için ihtiyaç duyuyor) ama eniştemden kesin para alamayacağını bildiğinde kendi işlediği iğne oyası takımını, komşu işlemiş, çok ihtiyacı var, filancaya da çeyiz lazım diye bir şekilde süreci yönetip satın aldırabiliyor ;))
Mutfak Müzesi'ne gittim Maraş'ta... Doğrusu oldukça beğendim. Garip bir de hüzün duydum, aaa bundan bizde de vardı, aa bundan dedemin de vardı gibi cümleler peşpeşeydi... İnsan, dedim; geçmişle yaşayıp durmamalı ise de, köklerini, anılarını da hiç unutmamalı... Zaten hep öyle olmaz mı; küçükken çok canını acıtan bir şeyi bile yıllar sonra gülümseyerek ve hatta özleyerek anabilirsin... Misal küçükken her sonbahar ve ilkbaharda annemin konu komşuyu toplayıp, ısrarla yaptığı bu yufka ekmek hazırlığı günlerini bazlama yeme olayı dışında hiç sevmezdim. Hamuru elletmezlerdi, pişirtmezlerdi yanarım diye, anca şunu getir bunu götür olaylarında kullanılırdım. E haliyle de gıcık kapardım... Ama gel gör ki; şimdi bir kaç komşu bulsam ve rutubetli bir yerde yaşamasam aynını yapardım...
| Kaynana oda sofrası |
| Ocaklı oda, mutfak |
| Gelin evi oturma odası |
| Camekan (Büfe) |
| Kollu Singer dikiş makinesi |
| Üzüm pekmezi yaparken üzümlerin ezildiği sal |
Nar ağacım çiçek açmış bu yıl ilk defa, pek bi güzel, pek bi coşkulu...
Gül fidelerim neredeyse tamamen tutmuş, minik minik yapraklanmışlar, gayet keyifliler...
Budanan güller, tazecik ve müthiş renkleriyle başka bir alemler...
Sanki gitmemi bekliyormuş hepsi ;)) Alt tarafı 9 günde olmuş bunlar ;)) Demek ki daha sık gitmeliyim bir yerlere ki, bahçe kendine gelsin ;))
Eeee tabi ekmek yapmasam olmazdı, yine iki tane, biri de bugün bir arkadaşıma hediye edildi... Çavdar, tahıl, haşhaş ve çörek otlu idiler...
Ön mayalama sonrası yoğruldular,
Son mayalama süresince büyüdüler,
Fırına girip, afiyetle tüketilmek için piştiler...
Amma uzattım haaa ;)) Ve dahası, dollluuu anlatacaklarım var halâ...
Şimdilik...Hadi gittim ben...
Ve; teşekkürler hayat...
Ne güzel bir 9 gün geçirmişsin, okudukça yaşamış gibi oldum, bende de bi mutluluk oldu :) hamama hiç gitmedim, sen anlattıkça daha bir merak ettim, aaa bu arada yeni yaşın kutlu olsun canım, mutlu sağlıklı ve sevdiklerinle beraber nice yaşların olsun inşallah, ekmeklerin yine şahanee kendime kızıyorum maya olayını batırdığım için bu ekmekleri gördükçe, öperim.. ;)
YanıtlaSilSen o dolu dolu anlatacaklarını unutma anlat olur mu :)) Hele halanın hikayelerini de serpiştir, şahane kahkahalık ♥
YanıtlaSilBu tatil sana çok iyi gelmiştir eminim, hele hele eski günlerdeki gibi anacığının yanında doğumgünü kutlamak şahane olmuştur eminim ♥
Nice mutlu yaşlara, sağlıkla, bol kahkahayla inşallah... İyi ki doğdun be bacım ♥
Hosgelis. Hala bence olayi cozmus. Su negatif enerjiyi alir derler ya. Harika!
YanıtlaSil@Deryacım; sen yeter ki yapmak iste, ben sana maya göndereyim hemen, olur mu?
YanıtlaSil@Oytunla Hayat;Şebnemciğim, tüm güzel dileklerin için teşekkür ederim, anlatıcam, anlatıcam :))
YanıtlaSil@Jardzy; ;)))
YanıtlaSil