15 Kasım 2019 Cuma

Yine mim

Sevgili Hayata Dair/ Nilgün mimlemiş beni, sağ olsun ;)) Deeptone'dan ona, ondan bana uzanmış madem, hemen yapayım görevimi.

Soru şu;
"Dinlediğimiz veya dinlemeyi en çok sevdiğimiz iki şarkıyı bize hatırlattıkları anılarla ve hissettirdikleriyle birlikte paylaşmak. O şarkılarla hep aynı duygulara aynı anlara anılara gitmek. Hislerinizin en çok yoğunlaştığı 2 şarkınızı seçin ve bize her bir şarkıda, gittiğiniz o anı, o hatırayı veya o hissi anlatın"

Şarkılar çok derin mevzudur azizim. Ilık ılık akar damardaki kan misali. Hele bazı zamanlarda çok ama çok daha bi özel olur. Özel pek çok şarkım var aslında ama sanırım en uzun süredir devam edenlerini yazacağım ;)) 
Aşıktım ben Erol Evgin'e. 5 yaşımda filandım sanıyorum, tüm Erol Evgin resimlerini gazetelerden keser, gizli saklı biriktirirdim. Sanardım ki annem, babam bulsa beni evlatlıktan atacaklar, evden kaçacağımı sanacaklar filan o derece. Bu gizli aşkı bigün rahmetli dedeme itiraf ettiğimi hatırlıyorum. Ben ağlaya ağlaya sırrımı paylaşırken dedeciğimin de kahkahalarla gülüşünü. "Evleneceğim onunla" dedim. "Ama o senden çok büyük ve evli zaten" dedi, "olsun" dedimdi (ba ba ba ba ba şu özgüvene bak, adamceğiz karısını boşayacak benim için, tee Allammmm) ;))). Sonra bana onun, dayımın Güzel Sanatlar Fakültesi'nden sınıf arkadaşı olduğunu anlatmıştı aman ne umutlanmıştım İstanbul'a gitsem (ki bunun için sayısız süphaneke okudumdu)beni tanıştırırlar ve geçekten evlenebiliriz diye. ;))))))))) Neyse. Soonra ben onun kel olduğunu öğrendim ve öyle bir resmini gördüm ve aşkım o anda bitmek zorunda kaldı, çok yaşlı görünüyordu ve babam bana asla müsaade etmezdi ;))) Aşkımı kalbime gömmekten başka çarem kalmamıştı.  Aldım başımı gittim o aşktan (süphanekeler kabul olunmadı diye bi de teşekkür süphanekeleri okudum yine sayısız ve yeni aşklara yelken açtım) Dolayısıyla;


;))) Ne zaman dinlesem ex aşkım gelir aklıma ve gülerim kendime ;)) Hatta çok sonraları itiraf ettim bizimkilere de onlar da ne zaman Erol Evgin'li bişey olsa beni arayıp, gülmekten ölüyolar. Babam zannettiğim tepkiyi vermedi duyduğunda nedense ;)))) Bu arada yıllardır Bodrum'a konsere geliyor ve ben bi türlü de gidemiyorum daha doğrusu gitmiyorum, zannediyorum ki beni görse "niye bıraktın len beni" filan dicek zahir ;)))

Sonra, üniversitenin ilk yıllarında yurtta kalıyordum, odamız 6 kişilikti. 6 kız hafta sonları nostalji gecesi yapardık, walkman'e dışardan hoparlör bağlardık, gece lambasındandan da elektrik çalar bağlardık, mutlaka büklüm büklüm dinlerdik Sezen'den. Daha şarkı bitmeden hepimiz salya sümük ağlardık, bir şekilde bitip giden aşklara... (Ki burada Erol'den sonraki aşkım Tarık Akan'ı bile anmışlığım çok olurdu) Tekrar dinler tekrar ağlardık ;))) Sonra o yaşanamamış aşklara mektup yazardık filan ;)))) Bunu aylarca yaptık inanamıyorum ama. O zaman belki de şimdiki teknolojik imkanlar olmadığından bir kaybettin mi pir kaybediyordun, acısı da daha mı fazla oluyordu ne hiç ulaşamayacağını bilince. Şimdi bakıyorum hiç bizim o yıllarımızda olduğu gibi değil bu aşk meşk işleri, daha bi rahat çocuklar. Yada ne bileyim herhalde 6 kız biraraya gelip aylarca aynı manyaklığı yapmıyolardır ;)) İyi ki de...


Teeeee nerelere gittim ben, hadi bye...

13 Kasım 2019 Çarşamba

Mimlenmişim madem ;))

Deryacığım mimlemiş, hemen ve zevkle yakalayayım topu o zaman ;))

1.Kendinde sevmediğin özellik ?
   Sabırsızım, maymun iştahlıyım, duygusalım, heyecanlıyım. Ve daha bir sürü var işin kötüsü.

2. En büyük takıntın nedir ?
    Kızlarımın sağlıklı bir birey olması. Her bakımdan.

3. Kimsenin bilmediği bir sırrın var mı ?
    3 kişinin bilmediği hiç bir numaram yok şu hayatta, tühh be ;))

4. Hayatta en büyük başarın nedir?
    Dünyaya getirdiğim evlatlarımın çok şükür ki şu ana kadar hakiki birer insan gibi yetiştiklerini        görmek. Yaratılmış her şeye muazzam saygıları var ayırt etmeksizin ve bu bana kendimi çok iyi hissettiriyor. Yaşım itibarıyla geldiğim bu noktada, hayatta sahip olduğum en güzel, en kalıcı ünvanın "annelik" olduğuna % 100 eminim. Allah tüm evlatlarımıza ve hepimize sağlıklı uzun ömürler versin.

5. Seni en mutlu eden şey ya da şeyler?
    Hani bazen kendini çok özel hissettiren şeyler olur. Kedin sana o kadar güvenmiştir ki gelir yanağını eline dokundurur "beni sever misin?" der, köpeğin seni görür görmez debelenmeye, koşmaya başlar sonra yere yatar "dokun bana, sev beni" der, kapıdan içeri biri girer ve günün yorgunluğuna inat gülümser ve öper, bir tatlı mesaj gelir ruhun okşanır, "birkaç saat de olsa seninle birlikte olmak istedim" der bir arkadaşın, bir minicik hediye alırsın da hediyenin ne olduğundan öte yüreğini göndermiş hissedersin, bi yemek yaparsın mesela görür görmez "vay beee" derler, tadınca "offff muhteşem" derler, bi örgü örersin her ilmekte bir dilek dilersin, sevdiğin de giydi mi zevkle, off ne güzel bir histir, bahçendeki yada saksındaki çiçeğe hal hatır sorarsın, bakımını yaparsın canlandığını hissedersin, duş alıp mis gibi havluya sarılınca şükredersin.....
Çok fazla şey var bitmez ki...

6. Sevdiğin ünlü kim?
    Hiç şüphesiz Atatürk. Şu satırları yazabiliyor olmamı bile borçluyum, o sevgiyi iliklerime kadar hissedip, her geçen gün daha da fazla seviyorum. Minnettarım.

7. Şansa inanır mısın? Şans getirdiğine inandığın bir eşyan var mı?
    Kısmen. Daha doğrusu enerjinin varlığına inanıyorum. Nazar gibi. Herhangi bir eşyam yok.

8. Hayalindeki meslek ve nedeni?
    Hayalim mühendis olmaktı, oldum zaten. Ama meslek dışında, hayatımı mutlu mesut devam edebileceğim başka bişey daha yapmak isterdim. Mandalina, limon ve portakal ağaçları olan bir  bahçe içinde taş ve ahşap bir sevimli ve özenilmiş, hikâyesini kendisi yazabilen bir bina, bir kısmında örgüler örülsün, bir kısmında kitap okunsun, ben de sağlıklı atıştırmalıklar, bahçeden topladığım otlarla börekler filan yapayım gibi butik, sınırlı sayıda kişinin uğradığı bi yerim olsun isterdim. Kışın kuzine bir soba ve taş ocak gürül gürül yansın, üstünde patatesler kumpir, kestaneler kebap olsun, radyodan mırıl mırıl bir müzik gelsindi mesela. Akşam olunca bahçede rengarenk ampuller yansındı orda burda. Kokulu mumlar da olsundu, çoook yastık olsundu bi de... Vesaire...



9. Kafan bozukken yaptığın şeyler nelerdir?
    Neye bozulduğuysa, niye bozulduğuyla ilgili düşünüp durmak dışında pek bi tepki vermem genellikle. Aslında hiç karşıda aramam hatayı, mutlaka ben hata yaptım diye düşünürüm bu kendim için çok yıpratıcı olsa da, bunu bilsem de. En nihayetinde "her şeyin başı sağlık, bu da gelir, bu da geçer" demeyi öğrendim artık. Her şeye çok da fazla  anlam yüklemediğim zaman daha az kafa bozukluğu yaşadığımı fark ettim tecrübeyle. Olduğu kadar, ederi kadar artık her şey... 

10. En sevdiğin film ya da dizi?
      Çocuk yaşlarımda izlediğim Perihan Abla ve Bizimkiler her zaman ayrı bir yere sahip bende. Tek kanallı günlerin çocuğu olduğum için bunlar daha da iz bırakıyor hafızada, karmaşasız. Filmlerden ise her zaman Hababam Sınıfı'nı tek geçerim. 

11. Kendine hangi sorunun sorulmasını istersin ve cevabın ne?
      "Ne zaman, kim ne der, kim ne düşünür demeden, tam istediğin gibi bir hayat yaşayacaksın?" diye sorsalar korkardım ama yine de en can alıcı soru olabilirdi benim için. Şimdilik cevabım, iş hayatımı sonlandırdığım zaman ve sağlığım da yerinde olursa, "emekli olduğum zaman" diye cevap veriyorum. Kızımcığımlarım ekonomik özgürlüklerini elde ettiğinde ufak ufak başlayıp, hiç kimseyi takmadan ve gerekirse yalnız başıma bir dönem böyle bir hayat sürmeyi diliyorum. 


Deryacığım teşekkür ediyorum, iç dökmeye de ihtiyacım varmış meğer. İç dökmek hoşuna gidecekse bu mimi Özlem'e (Yüreğimin İklimi), Fatih bey'e (Eğitim Pınarı), Zehra hanım'a (Parıldayan Çiçek) paslamak isterim.
Sevgiyle kalın.

12 Kasım 2019 Salı

12.11.2019

Sarı Yaz... Bodrum... En en en güzel zamanlar...




Alaca yapraklı begonvili ilk kez gördüm desem...
Hayatımın en hızlı örgüsünü örmüş olabilirim. Neredeyse 10 günde bitti. Angorayı iki kat yapıp, 7 numarayla örmek harika bir duyguydu, sonuçtan da çok memnun kaldım. Toplam ağırlığı 250 gr. olan hafif ama bu hafiflikten beklenmeyecek kadar sıcacık bir hırka oldu. Sağlıkla eskitmek nasip olur inşallah, kızımcığımlarımla beraber giyeriz artık. ;))



Bu hırka örgü kardeşliği kurdurdu bana Özlem ile. Hem konuşuyoruz, hem mesajlaşıyoruz, şunu şöyle mi yapsak, bunu böyle mi yapsak vs. diye. Şimdi onunki de devam ediyor, hatta öyle keyif alıyoruz ki bundan sonraki modeli belirlemek ve örmek için sabırsızlanıyoruz. Ben bu arada küçük oğluşum için bir yelek örüyorum şimdilerde. Özlem hırkayı bitirdiğinde kazak başlayacağımız için onu beklerken aradaki zamanı değerlendiriyorum böylece.
Son haftalarda kendi çapıma göre o harika okuma günlerime döndüm, çok sevinçliyim. Kabahat bende diilmiş, beni sürükleyemeyen yazarlarda imiş. Ayrıca bahsedeceğim ama Kristin Hannah gönlüme tıpkı bir Jojo Mayes, Isabel Allende gibi kurdu tahtını.
Şu retro şeysi bir an önce bitsin artık lütfen, patlayacağım. Ne kadar uğursuzluk varsa patır patır gelmekten yorulmadılar, bitse de kurtulsak. Bırak ruhumu, evde bile kırılmadık, bozulmadık bişey kalmadı ayol, bu kadar mı lanet olur... Memleket desen her gün apayrı bir lanet haber... Ve fekat dün bir arkadaşım mesaj gönderdi, "saat bilmem kaçla bilmem kaç arasında iyi dileklerde bulun" diye. "Valla bu cavırın retrosundan hiç umudum yok ama iyi madem dileyeyim dedim, bahçede huşû içinde oturup bir bir diledim, göriciiz sonuçlarını. Eğer tutarsa bir kısım sözlerim için kusura bakma retrocuk diyebilirim belki.
Harika bir, "retroya inat" haftası diliyorum hepimize...

25 Ekim 2019 Cuma

25.10.2019 Aziz Cuma

Bir önceki gönderiden sonra akşam yemekleri dışında hiç bi iş yapmadım, kös kös oturdum.  Sadece haftalarrr önce ördüğüm yastık kılıflarını dikip, son haline getirdim o kadar. Diğer renkli yastıkları kaldırdık, salon böyle soft soft oldu, haklıymış kızımcığımlarım dedim ne yalan söyleyeyim ;)) Aslında 1 tane daha olsaymış iyi olacaktı, bi ara hallederim.


Tarhana ufalandı, gölgede yeniden kurumaya bırakıldı, üst kat buram buram tarhana kokuyor ;)) Şu dikkatimi çekti; önceki senelerde en fazla 1 hafta fermente ediyordum, kuruturken ev sanki o zaman daha da bir buram buram kokuyordu. Bu sefer 21 gün bekletince hiç öyle aşırı değil koku. Kısmet olursa bundan sonra hep böyle yapacağım diye karar verdim nihayet.
Hırka ööylece beklemekte. Bu ara Özlem'i taciz ediyorum, o da örsün diye zira modeli zaten o şeyettirmişti aklıma. ;)) Ha bi de Derya'yı tacize başladım. ;)) Onlar da başlarsa kesin benden önce bitirecekler zaten, ben yavaşşş yavaşşş takılıyorum. Ve en güzeli Özlem ile bundan sonra ne yapacağımızı bile aşağı yukarı kararlaştırdık sayılır. Onu çok seviyorum, çok takdir ediyorum, harika bir arkadaşlığımız oluştu, "iyi ki var" dediklerimden.
Malum Bodrum'da "Sarı Yaz" deriz bu havalara. Çapkın çapkın gülümser güneş Ayşe Arman'ın deyimiyle. Öyle güzel anlatmış ki; " Doyamadım ben Bodrum'a... Maviler, daha mavi. Bütün renkler berrak. Yumuşacık bir hava. Deniz desen yersin, ısırmalık, müthiş bir deniz. Denizin suyu hiç olmadığı kadar sıcak. Sarı Yaz diyor Bodrumlular bu mevsime. Aşık oldum ben bu Sarı Yaz'a..." Duygularımı ayynen anlatmış. Ben de aşığım Sarı Yaz'a. Normalinden daha da fazla seviyorum üstelik. Renkler gerçekten çok berrak.




Bu yıl 31.si düzenlenen Bodrum Cup da devam ediyor. Tekneler demirlediğinde şahane görüntüler oluşuyor. Gel de sevme, gel de aşık olma...


Çok işim olmazsa bazı öğlen aralarında sahile iniyorum yemeğe. Bu hafta daha bi şahaneydi. Pek çok insan halen denize giriyor. Bu hafta sonu acaba bi çılgınlık yapsak mı diye düşünmüyor değilim hatta ;))



Ben bu resimleri, Bodrum'a gerçekten aşık büyük kızımcığıma gönderince, "aahhhh benim canım Bodrum'um, şimdi orda olmak vardı, keyfini çıkar annemmm" diye mesaj geldi. Ve sonra da, "sadece önemli yerlerin altını çiziyorum ben de şu anda ;((" diye şu fotoğraf;


Ne diyeyim, Allah tüm evlatlarımızın yardımcısı olsun. Bugün çook önemli bir sınavı var, günlerdir deli danalar gibi çalışıyor vallahi. Yemek saatlerini hatırlatır olduk o derece. Ama ne var biliyor musun? Çok mutlu. Çünkü en büyük hayalini gerçekleştiriyor, zerre sızlanmıyor aslında. Herkesin gerçekten hayal ettiklerini yaşamasını diliyorum Allah'tan, herkesin, hepimizin.
Şohayane bir hafta olsun hepimize. Özleyenler kavuşsun... Gezmeklere doyulmasın, örgüler örülsün, denizler seyre çıkılsın, ekşi mayalar ekmek olsun, mangallar yansın, kitaplar okunsun, çocuklar sarılıp sarmalansın, öpülsün, koklansın inşallah. Ah bi de pazartesiyi tüm gün tatil yapsalar ;)))

23 Ekim 2019 Çarşamba

23.10.2019 işler güçler

Epey oldu yazmayalı, atmaktan tutmaya vaktim kalmadı derler ya hani o misal... Bu kış eğer açlık, kıtlık, yokluk olursa bana gelseniz olur. Şaka tabi olmasın bunlar ama yani o derece vurdum kendimi probiyotik dünyaya. Ve pek çok arkadaşımdan da duyduğum gibi domates görecek gözüm kalmadı evvela, ben de etmiş olayım o sevimli cümleyi. Bu kayıtlar burada dursun istiyorum çünkü bazen neyi ne zaman yapmışım hatırlamak iyi oluyor.
Sevgili tarhanacığımız itinayla 21 gün gün fermente olurken ve ben onu sabah akşam yoğururken sonunda geçen hafta sonu günün ilk ışıklarıyla serildi. Sineklere uyuz olduğum için hemen bir çare düşünüldü ve sarı yaz'ın son güneşleriyle bir güzel kurumaya bırakıldı. Hatta 1,5 gün sonra ufalandı ve şimdi de öylece kurumakta.


Bodrum'da halen tarla domatesi yiyoruz, Yılmaz Özdil bilem yazmıştı yerli domateslerimizin tadı, kokusu enfestir. Bu yaz annemin gazıyla yıllar sonra ilk kez salça yaptım. Çocukluğumda, genç kızlığım da her yıl evde yapardık bu hazırlıkları zaten, o yüzden bu gibi işlere çok aşinayım, zorlanmıyorum. Tek zorluk balkon yada bahçede güneşlendirirken toz, pis gelmesin diye onları korumak oluyor. Eskiden teraslarımızda yapardık, bu gibi sorunlar olmazdı ama bizim evin terasına yüksek merdivenle çıkılabildiği için -ki ben hiç çıkmadım ama müthiş manzara varmış- bu gibi işleri orada yapamıyorum. Neyse işte, bu da bilgi notu olarak kalsın ki, 24 kg domatesten tam 4 kg. salça elde ettik. Armut domates türü olsaydı pek tabi daha fazla çıkacaktı ama "onun tadı şirimen oluyor, sen sizin domatesten yap, hafif ekşimtrak olsun" diye buyurdu annemciğim. Annemciğim son noktamızdır, lafının üstüne laf edilmez ;)) Gereği düşünüldü.



Gıda işinde ünlü bir firmanın bölge müdürü arkadaşımızı çok anmadım dersem de yalan olur. Kendisi bize hazır salçaların nasıl üretildiğini anlataraktan... Ben de onu anneme anlatmış bulunaraktan... bu kaçınılmaz sonu kendi ellerimle hazırladım bir nevi. Yapan vardır yapamayan vardır, detayları anlatmayayım ama tavsiyem o dur ki, yapamıyorsanız da bir yapandan alın. En ünlü, en pahalı marka dahil, marketlerden almayın. Bana gelince, sağlıklı olduğum sürece yapmak istediğim bir geri dönüş oldu bu iş. Bilerek, koklayarak, emin olarak almak ve tüketmek çok zevkli. Ama tabi daha bol olduğu mevsimde daha uygun fiyata alabilirdim, seneye Ağustos ayı gibi tamamlanmalı bu işler.
Akşamları TV seyrederken bir hırkaya başladım, örüyorum bazı bazı. Angora ipi 2 kat yapıp 7 numara şişle, pek bi güzel örmek. Modeli Özlem'den görmüştüm hatta onu da heveslendirmeye çalışıyorum birlikte örelim diye.


Angorayı iki kat yapınca bu kadar kalın görünümlü olmuyor ama benim ellerim de kollarım da 7 numaradan kalın şişi tutarken çok zorlanıyor. Denedim, fena olmadı işte bana göre.


Angora giymeyi çok severim, hafifcecik olur üstte ve de beklenmeyecek kadar ısıtır bilirsiniz. Tek kat örerken geçen yıl siyah hırkayı hem rengi dolayısıyla hem de inceliği dolayısıyla çok zorlanmıştım ama bitince çok memnun kalmıştık. Hatta büyük kızımcığım almıştı onu da. Modeldekinden biraz daha soft renkler seçtim. Küçük kızımcığım çok sevdi, hatta "kime örüyorsun, birlikte giysek olur mu?" dedi, buna da çok sevindim. Yıllardır örerim örerim giymezler, n'olduysa artık;)))


Memlekette Bodrum Cup telaşı var, nasıl kalabalık anlatamam. Gazetecisinden ünlüsüne, artistinden turistine herkes burada. Denizde kuğu gibi süzülen tekneler herkes için hoş görüntüler oluştursa da benim bakarken bile başım dönüyor, uzak duruyorum ;)) Oysa bu sene davet bile almıştım bir tekneden, ekip olalım diye. Bak şu anda dank etti, n'apsınlardı ki beni teknede, zerre miskal haberim yok öyle gemicilikten filan, harbiden bakmaya dayanamam, olsa olsa yemek yaptırırlardı bana zahir ;)))
Sağlıcakla geçsin haftamız. Huzur eksik olmasın dünyamızdan, ruhumuzdan. Öpüyom.

11 Ekim 2019 Cuma

Girit usulü sübye









ZEYTİNYAĞLI, SİRKELİ SÜBYE ( Mürekkep Balığı)
Tam bir Girit yemeğidir. Sıcak ve soğuk olarak yenilebilir. Ben bayılırım.
Malzemeler:
1 kilo sübye.
75ml zeytinyağ.
Üç çorba kaşığı elma sirkesi.
İki diş sarımsak.
Bir miktar tuz.
Çay kaşığının ucu ile şeker.
Hazırlanışı:
Sübyenin buz görmemiş, taze olduğundan emin olun. Sübyeleri yıkayıp, görüldüğü şekilde doğrayın.  Ayırdığınız mürekkep kesesi küçük bir sübyeye ait ise, kesenin tamamını kullanabilirsiniz. Ben balıkçıma temizletirken keseleri ayrıca istiyorum ve ne kadar mürekkepli olsun istiyorsam o kadar kullanıyorum zira mürekkepteki enfes deniz kokusunu çok sevenlerdenim.
Tencereye zeytinyağının üçte birini koyun. Ocağın altını en kısıkta açın ve sarımsağı zeytinyağının içine bütün olarak atın. Yaklaşık bir dakika sonra sarımsağı çıkarın. Bu süre zarfında vereceği aroma yeterli gelecektir. Ardından sübyeleri, sirkeyi, tuz ve şekeri koyup, bir orta boy su bardağı su ekleyip kapağı kapatın ve ocağın orta gözünde kısık ateşte yaklaşık bir saat pişirin. Pişme esnasında suyunu kontrol etmeyi ihmal etmeyin. Sübye, kolayca kesilecek, çatalla ezilecek hale geldiğinde kalan zeytinyağı ekleyip tencerenin kapağını açarak suyunu çektirin. Zeytinyağlı sübye yemeğini sıcak ve soğuk olarak yiyebilirsiniz. Afiyet olsun.
Tarifi gerçek bir Girit'li olan Ömer Beydeş bey'den aldım. Youtube'da izleyebilirsiniz. Şahane yemekler yapıyor.

9 Ekim 2019 Çarşamba

Kel gız gelin oluyo

İş çıkışı eve gitmece, yemek yapmaca, o pişerken ev toparlamaca, sirkenin gazını, turşuların havasını almaca, mayalanan tarhanayı yoğurmaca, ocağa çayı koymaca, yemek yemece, sofra toplamaca, çay servisi yapmaca, ormandan topladığım meşe palamutlarını delmece, örmece, boncuk dizmece kermese hazırlanmaca şeklinde...
Kermesi cumartesi-pazar yerine cuma-cumartesiye almış alışveriş merkezi. Bu biraz daha zorladı tabi beni ama yapacak bişey yok, cuma mesai var, cumartesi katılacağız artık. Büyük kızımcığım da ara sınavını bitirip geliyor olacak 1 günlüğüne, her iş birbirine girdi tabi.  Ha tabi bi de 1 aydır anne yemeği, böreği özleyen yavruya yemek hazırlamaca var o güne kadar. Nenem böyle durumlarda "kel gız gelin oluyo" derdi. Şikayetçi miyim? Asla. Her işim böyle olur benim ;)) Sağlık olsun da...
Güzel enerjiler yolladığınız için... Hepiniz... Sağolun, varolun...


@edgfashionhandmade'i takibe aldınız de mi?


8 Ekim 2019 Salı

08.10.2019

Geceden beri yağmur yağıyor. Afete dönüşeceğini sanmıyorum ancak bazı yerlerde yine bildiğimiz nedenlerle sıkıntılar oluyor tabi. O sıkıntıları bi zaman anlatmıştım, merak eden varsa buradan okuyabilir. Dolayısıyla o kısmın virvirini yapmaycam şimdi artık, diğer yönüne bakiciiz.
Yağmuru seviyorum. Yağmurları. Tüm yazın kirini pasını, tozunu toprağını alınca görüntü daha da netleşiyor yada ne bileyim gözüm bozuk ondan öyle geliyor bana ;) Yazmaya başladığımda masamda otururken gördüğüm manzara şuydu;


An itibarı ile;


Bulutlar ağaçların üzerinde sanki, inanılmaz güzel.
Dün akşam evde bi takım faaliyetlere devam ettim yalnız parmağıma sıcak silikon damlattım yanlışlıkla. Minnacık olsa da deriyi filan söktü aldı epeyce canım yanıyor.


Dün parmağım yanana kadar birkaç parça şey yaptım aslında ama dediğim gibi hala son dokunuşlar lazım diye düşündüğümden fotoğraf çekmiyorum. Ama önce kaç parça ürün yapayım noktasında karar vermemiş olmam beni zorluyor işten çok, bunu fark ettim. Hafta sonu için sanırım 15 parça hedefi koymam gerek kendime. Çünkü yaptığım şeyler minicik birer bişey gibi görünse de ciddi zaman harcıyorum. Daha çok malzeme ilave etmek istediğimde de minik fiyatlar hedefini sarsmış oluyorum, iki ara bi dere yani şimdilik. Bu olayı tek seferlik düşünseydim gözüm görmezdi her şeyi ancak -ya devamı istenirse, işte o zaman da o standardı bozmamak gerek- kaygısı galiba. Daha çok düşünmeliyim, daha çok, daha çoookkk.

7 Ekim 2019 Pazartesi

@edgfashionhandmade çalışmalara devam

Hafta sonu sürekli bir çalışma halindeydim. Hayvan dostlarımız için önümüzdeki hafta sonuna yetişecek işler olsun, halı sermece ve doğal süreci olan temizlik olsun, yenecekler olsun, tatlısı da olsun, tuzlusu da olsun derken son ayların en koşturmalısı hem de.
Sonlanmadı ama parçalar halinde malzemeler ürettim. Bu pullu, boncuklu ürünlerden oluşacak topluluğa Garova Koleksiyonu adını verdim. Garova aslında burada halen köy kimliğini koruyan Karaova'dan geliyor. Bodrumlular Karaova demez Garova der oraya.



Neye dönüşecekler konusunda kafamdaki tilkilere soluk aldırmaya çalışıyorum ;))
Başka minik şeyler de çalışıyorum, çok karar verememekle birlikte;


Salon, kutu kutu malzeme dolu. Her köşede bi başka iş yapmak Mualla ile birlikte gerçekten çok zor oluyor. Pek bi meraklı, sanırsın öğrenip kendisi de yapacak, öyle dikkatle peşimden ayrılmıyor, sürekli bir göz teması halinde mırlayıp duruyor. Çok pahalı olmayan şeyler olsun ama özel de olsun diye beynim ısınıyor. Daha önce böyle bir tecrübem hiç yok, fiyatıyla göz korkutmayan ve çook zaman almayan el işi ürünler tasarlamaya ve üretmeye çalışmak gerçekten sandığımdan zormuş. Bana akıl verecek olan herkes başımın tacı olur, varsa tecrübeleriniz benimle paylaşın lütfen. Çok mutlu olurum. Sayfasında bu olayı duyuran arkadaşlarıma çok teşekkür ederim, çok duygulandım. Küçük Joe, Deep. <3 ama="" bir="" da="" g="" hepiniz="" inan="" iyi="" ki="" lmaz="" m="" mutlulu="" n="" nbsp="" nceki="" ne="" ok="" p="" payla="" reklendiriciydi="" s="" te="" umu.="" vars="" y="" ya="" yandan="" yapm="" yaz="" yorumlar="" z="" ze="">İlk defa okuyacaklar için, konu neydi ya derseniz, burada ;))
Bu bir hafta çok yoğun çalışacağımdan uğrayamadım ve tek tek cevap veremediğim için n'olur kızmayın bana. Yüreğinizdeki o sıcacık güzelliklere çok talibim çünkü.
Musmutlu haftalar olsun ama bu hafta daha sağlıklı ve üretken olsun inşallah.

4 Ekim 2019 Cuma

@edgfashionhandmade'den heyecanlı haberlerim var

Nasıl heyecanlıyım anlatamam.
Sonunda hayata geçirebildim sayıyorum artık. Hobilerim bir iyilik harekâtına vesile olacak. Nasıl mı?
Dün Bodrum Hayvan Hakları Derneği Başkanı arkadaşım Füsun ile görüştüm. Onunla görüşmeden ve kafamdakileri anlatamadan biraz daha çekinik kalıyordum, dün o çekinikliği de tuz buz ettim attım. Olayımız şu; ben çeşitli ürünler hazırlayacağım, bu ürünler insanların minik paralarla (1 yada 2 paket sigara fiyatına gibi düşünüyorum şimdiki ürün gamı boyutunda) alabileceği ama koskocaman birer iyiliğe dönüşecek bir hale gelecek. Doğruya doğru kimse gidip araştırmıyor çoğunlukla bu gibi şeyleri yada "azıcık bütçem var, 10-20-30 Tl bağış yapsam n'olur yapmasam n'olur" diyor. Ben de diyorum ki, minik yağmur damlaları belki birlikte hareket edince bir gün sele dönüşür, olamaz mı? Minik kar taneleri çığa dönüşür, olamaz mı? Ve ben sadece sebep olmuş olacağım, iyiliğin sahibi katkıda bulunanlar olacak.
Bodrum'da belediye bünyesinde iki tane geçici hayvan bakımevimiz var aslında. Belediye bütçesi ile ne kadar olabilirse o boyutta. Çok kötü değil yanlış anlaşılmasın. Ama çok iyi de değil. Sebep bütçe. Kısırlaştırma, hastalık tedavilerinin bir kısmı yapılabilse de kırık-çıkık-organ hasarı vs ameliyatları yapılamıyor. Ve özellikle bu aylarda yazlık heveslerini alıp giderlerken sağ olsunlar(!) sokağa terk edilen inanılmaz sayıda hayvan dostumuz var. Sahipsiz kalanlar. Sokakta bu kadar çok popülasyon onları her türlü kaza belaya da açık hale getiriyor şüphesiz. Bir kedi kısırlaştırma ameliyatı ortalama 200 TL. Belediyenin yetişemediği her işe Bodrum Hayvan Hakları Derneği koşuyor. Hızır gibiler. Ama bütçesel olarak çok da zorlanıyorlar. İşte böyleyken böyle.
Füsun çok ama çok sevdi fikri, her şekilde başaracağız birlikte dedi. Ve hatta önümüzdeki cumartesi-pazar (12-13 Ekim) Avm'de kermes yapacaklarmış, "birkaç ürün bile olsa öyle makbule geçer ki, çok zorlanıyoruz ürün bulmakta" dedi. Dün bütün akşam ördüm, söktüm, birleştirdim, bozdum, tüm malzemeler evin her yerine dağıldı gitti. Malum ilk defa da görücüye çıkacağız, en güzel malzemeler, en özenli hal olsun istiyorum.
Bütün bu patırtı bunun için mi demeyin. Bugün 4 Ekim Dünya Hayvanları Koruma Günü. Her yıl elimizden geldiğince bişeyler yapardık ama bu yıl bambaşka benim için.
İşte, @edgfashionhandmade bu gibi şeyler için kurulmuştu. İlk yazıda her şeyi çok netleştiremediğinden çok açık yazamamıştım ama özünü zaten anlatmıştım. Üretim/yarar.
Şimdi bana güzel dileklerinizi yollarsanız o enerjiyle bir sürü dostumuza umut oluruz. Sayfa takibi çoğalırsa belki biri çıkar, yılbaşı hediyesi dağıtayım şirkete der, ne bileyim ummadığın taş baş yarar olur vesaire. Hayvan dostlarımız için başlayan bu harekât sonra nelere dönüşür, hayallerim çok ama bilemiyorum tabi.
İşte böyleyken böyle.
Umut doluyum, nasıl heyecanlı olmam...