16 Mart 2018 Cuma

Ekşi maya ekmek ekmek ekmek

Evet belki baharın etkisi, belki biraz da memleketin ve daha doğrusu dünyanın bitmek tükenmek bilmeyen can sıkıcı hadiseleri sebep oluyor üzerimdeki tuhaf yılgınlığa...
En son, düşen jette hayatlarını kaybeden 11 genç kadın için çok üzüldüm... Pazartesi günü çok sevdiğim başkan yardımcımızı beklenmedik anda kaybettik, çok üzüldüm...Sizde de olur mu bilmem; bu türlü ölüm vakalarında hayatın anlamsızlığını sorguluyor da sorguluyor insan. Sonra ne yapıyor peki, dönüp eve hayata mecburen de kaldığı yerden devam ediyor. Böyle olunca da üzüntü diye hissettiğim duygunun bile anlamsızlığı geliyor aklıma... Pek çok şeyi samimiyetsiz bulunca da insan, hiç beklememeye başlıyor ve en ufak bir samimiyet hissettiği bir olayla da karşılaştığında bu sefer makara tekrar başa sarıyor; "güven" diyor kendine, "yaşamak her şeye rağmen umutlu ve güzel"...
Kısır döngü...
Kelebek etkisi...
Vesaire...

Son uyuşuk zamanlarımda en çok yaptığım şey ekmek desem? Tuhaf di mi? Canım sıkıldıkça ekmek yapıyorum, eşe dosta hediye ediyorum. Geri dönüşleriyle beni o kadar memnun ediyorlar ki; şu aralar dünyanın en güzel hediyesinin de samimiyet içeren sevgi olduğuna inanıyorum... Önceki gün gece 3'e kadar bilmem kaçıncı mayalamayı, katlamayı filan bekledim mesela... Ekşi maya ekmek yapmayı çocuk büyütmeye benzetiyorum, hiç işi bitmiyor, sürekli ilgi istiyor mübarek...

Ekmeği sadece sade yapmıyorum; zeytinli, cevizli, haşhaşlı, çörek otlu, susamlı, tahinli, kuşburnulu ve ve ve aklıma gelen her şeyli yapıyorum. Bazen kızımcığımlar özel sipariş veriyor şunlu şunlu şunlu olsun diye, en keyiflisi de bu oluyor benim için. Her gün ekmek mayaladığımı gören ve bana un yetiştiremeyen eşim de her gün ama her gün "yeter artık be ya, yine mi?" dese de bakalım ne kadar devam edeceğim. Çeşidi sadece ekmeğin içeriğinde de yapmıyorum, coştum ben;) her türlü kap çeşidini de denemeye başladım. Çelik, döküm, cam, krom, toprak ;))) Hangisinde en güzel olduğunu test etmeye çalışıyorum...



Bugün küçük kızımcığım gelecek, fırında kremalı patates istedi yanında, mangal yapacak babişko onlara.

Sağlık, sıhhat ve afiyetle geçecek güneşli günler diliyorum blogcuğum...

15 Mart 2018 Perşembe

Spagetti cipsmiş, suşiymiş filan

Buraya yazmaya başlarken bir tutukluk oluyor bende, neden bilmiyorum. Hani en önemli bir yazışmaya bile bir çırpıda başlayabiliyorum da, burada neden olmuyor bilemiyorum.
Nereden başlayacağını bilmek önemli galiba, nerede bitireceğini bilmek gibi, neyse işte öyle...
Hafta içi akşamları yine eve gider gitmez yemek vs uğraştığımdan, başka hobilerimle uğraşmaya mecalim kalmıyor şu aralar. Günler biraz daha uzadığında umarım bende bir miktar daha heveslenebilirim.
Hafta sonu küçük kızımcığım aklıma getirdi, ben onlara bir süre önce cips niyetine bişeyler yapmıştım, çok sevmişlerdi, söyler söylemez ayaklandım. Cips her ne kadar sağlıksız da olsa eğlencelik gibi bişey olduğundan hatırladığınızda nispeten daha sağlıklısını öneririm, biz pek memnunuz.


Spagetti makarnayı ortadan (yandan olacak hali varmış gibi töbe töbe) ;-) evet şaşırdınız ama ortadan ;)) ikiye bölün, usulen yağladığınız tavada karıştıra karıştıra pembeleştirin, arzu ederseniz tavanın altını kapatırken biraz karabiber, biraz pul biber katın ve dahi aklınıza gelebilecek başka şeyler de olabilir. İşte hazır. 5 dakikada gayet güzel bir eğlencelik olarak ara sıra yiyeceğiz.

Geçenlerde kayınvalidelerle görümcemler (ki kendisine börülcem demekteyiz aslında) geldiler bize. Hadi suşi yapalım dedik, yaptık valla. Ben hiç evde denememiştim zira dışarıda yeme teşebbüsünde bulunduklarım hüsranla sonuçlanmıştı. Bunun iç malzemesini kendi keyfimize keder aldığımız için valla bayıldık. Efenim çiğ balık yerine somon füme ve lakerda ile denedik biz. Avakado, havuç, salatalık eşlik etti onlara ve yaban turpu turşusu, soya sosu ve wasabi de vardı tabi. Valla kızımcığımların pek bi hoşbeş olmamasına rağmen ben ayda en az 1 kez yapıp yerim tek başıma da olsa niyetlendim, bak ama yenme mi hiç? ;-)

Bu gördüğünüz kadar suşiyi biz sadece ve sadece 4 kişi yedik bitirdik desem? O ha di mi? Öyle valla ;-)) 
Kaç haftadır kitap okuyamaz oldum be blog. Elime almıyor değilim ama dikkatimi hemen kaybediyorum, bu beni biraz keyifsizlendiriyor. Bi de farkettim ki, elimde iş olmazsa film de izleyemiyorum, uyuyorum hemencecik.
Konuya başladım, yazasım da var ama işim de çok, hadi ben kaçar...

13 Mart 2018 Salı

Mualla'nın minderi filan

Zaten eskiden beri bi takıntım var çift yılların çok yıpratıcı geçtiği ile ilgili, 2018 de bu anlamda beni bana tekrar doğruladı.
Şu güzelim blogcuğuma hep iyi ve güzel şeyler yazmak istesem de bazen olmuyor işte...
Diz iğnelerinin henüz hiç bir faydasını görmedim. Ama bununla beraber, benzer durumdaki görümcemin uyguladığı ve gerçekten müthiş fayda gördüğünü benim de bizzat gördüğüm farklı bir metot denemeye karar verip başladım. Tıbben gerekeni yaptıktan sonra biraz da bitkisel yöntemlere dönmem umarım ve sanırım cahilce bir karar olmaz ;) Mucize beklediğim şey "bamya tohumu". Son yıllarda şiddetle iddia edildiğine göre bamya özütü eklem sıvılarını artırıyormuş. Sabahları aç karnına, günde 7 tane bamya tohumu yutuyorum. "Diz ve eklem ağrılarında müthiş bir iyileşme fark edeceksin" diyen yakınlarımı ve sevenlerimi haklı çıkar Yarabbim, ne olurrrr... Kendim yuttuğum gibi bu dertten muzdarip tüm tanıdıklarımı da teker teker arayıp başlattım valla :)

Bilmeyenler varsa bamya tohumu şöyle bişey:


Patcwork battaniyeyi bitirdim ama fotoğraf için uygun bir zaman yakalayamıyorum nedense ;)
Bu battaniyeyi örerken bizim Mualla'nın gelip gelip üstüne yattığından epeyce bahsetmiştim zaten burada, kızımcığımların içine sinmedi hal böyle olunca ve Mualla için de bir yastık oluverdi... Öyle çok sevdi ki, nereye koysak oraya gidip, kimseye de ellettirmiyor. Minder kısmı fermurlı, o yüzden tüylendikçe de yıkamak mümkün olacak...



Böyle işte...
Mesai saatlerim çok yoğun geçiyor malum Bodrum yaz mevsimine hazırlanıyor...
Sevgiyle ve sağlıkla kalın...




23 Şubat 2018 Cuma

23.02.2018

Yoğun ve yosyoğun bir çalışma günüydü.
Küçüğüm bir sürprizle eve bir kaç saat erken geldi ama ne yazık ki annesi çalışıyor, "olsun" diyorum ve akşamı bekliyorum.
Dün akşam ona bugün pişirmek için zeytinyağlı patlıcan kuru dolması ve kıymalı-patatesli el açması dolama börek yaptım, ekşi, ekmek mayaladım, dolapta bekliyor şimdi, eve gidince böreğin ardından da onu pişireceğim. Somon ısmarladım bir de balıkçıya, kızımcığım uzun zamandır ilk defa yiyecek, dolayısıyla hakkını vererek pişirmek ve soslamak gerekiyor ki; bir daha zevkle yemeyi talep etsin ;), çipura, barbunya ve hamsiden başka balıkların da zevkle yenilebileceğini idrak etsin ;). Bol limonlu roka salatası ve şööle üzeri halis mulis Ayvalık zeytinyağıyla domates de hazırladımmı tamamdır.
Hava güzel olursa cumartesi gezsek kırlarda diye düşünüyorum şayet ev halkınca kabul görür ise.
Bu akşam sevgili battaneyiciğimizin motiflerini örerim ve İstanbullu Gelin'i seyrederim diye plan yaptım, umarım büle de olur.
Dizlerimde herhangi bir değişiklik yok kayda değer, umutla beklemeye devam ediyorum, günlerdir tuz da yok hayatımda.
Canan Tan'ın "Eroinle Dans" kitabını okumaya başladım, gayet sürükleyici gidiyor bakalım, umarım hafta sonu bitiririm.
Ha bu arada 2 gecedir, -uyurken bile yağ yaktırdığı iddia edilen- Dr.Mehmet Öz'ün tavsiyesi greyfurt kürüne başladım. Bir bardak taze sıkılmış greyfurt suyuna, 2 yk. doğal elma sirkesi, ve 1 yk balı karıştırıyorsun ve yatmadan önce içiyorsunuz, hepsi bu.  Greyfurtların bitmesine az kaldı, keşke daha önce duyaydım ben bu kürü diyorum çünkü tadı çoook hoşuma gitti doğrusu.
Sağlık ve huzur hafta sonlarımız olsun cümleten, lakin ben bu hafta sonu çoook iple çektim ay ;)



22 Şubat 2018 Perşembe

22.02.2018

Dün Filiz'le buluştum, hemen iş çıkışı, eve bilem gitmeden...
Ne tatlı geldi anlatamam... Hesapladık 3 yıl olmuş buluşmayalı...
Antakya Mutfağı olarak yeni açılan bir yere gittik, Marina'da. Bi tane de 35'lik süledik (sülemesi ayıp) kendimize.  5 saat su misali aktı geçti. Eve gittiğimde bi mesaj yazmış bana "bir dahaki buluşma için 3 yıl bekletme tamam mı?" diye.... Zaten gevşemiş, rahatlamışım bu mesaj nasıl güzel içimi okşadı tarif bile edemem.
Sonuç: arkadaşlarımla daha sık buluşmaya ant içtim :))
Ve fekat olayın heyecanı nasıl bir sardıysa tek kare resim bile çekmemişiz yine, adet olduğu üzre... Bir tek bu kısmı sevmedim...
Eskiden de şimdi de haliyle iş arkadaşlarımla günün büyük bölümünü geçirdiğimden mütevellit, sosyal ortamlarımız da yine aynı arkadaşlardan oluşmaya başladı. Sonrada eski iş arkadaşları, yeni iş arkadaşları olarak çeşitlendi bu kitle. Ama sonuç olarak dışarılarda buluştuğumuzda da sohbet konusunun, her bi şekilde de olsa, dönüp dolaşıp büyük yoğunlukla yine işe bağlanır olmasından bunalmıştım ben belkide. Sonra bu buluşmalar amaçlandığı gibi rahatlama, hoş bir dilim gibi geçmemeye başlayıncada otu boku bahane eder oldum hem kendime, hem onlara. Niye yazıyorum bunları, mesela yukardaki 3 yılı açıklamak için, ki Filiz eski iş arkadaşımdı ama hiç sıkılmadığım, saygı duyduğum, her yönden çok donanımlı bir arkadaşımdı. Filiz'le çıkıyorsun da bizimle çıkmıyorsun gibi söylenmelerde duyunca ben, şimdi tak diye evet bunun da etkisi oldu diyemesem de ne bileyim acaba belki de içimde bir yerlerde bir kısıtlanmışlık yarattım mıydı... Oluyor çünkü böyle şeyler...Yeri gelince hepimiz "amaaannn kim ne derse desin der geçerim" cümlesini kursakta, gerçek bu diil efenim, kendimizi kandırmaya da gerek yok. Bal gibi kim ne der, takıyoruz. Genetik kodlamamız böyle...Iyykk çirkin...Ama gerçekleşen bu... Doğru mu, tartışılır... Neyse fazla da analitiğe girmeye gerek yok şimdi zaten.
Geçenlerde bi hafta sonu Yalıkavağa gitmiştik, kahve içmeye... Çok beğendiğim Yalıkavak Marina, akşam üstü saatlerde manzarasıyla da gerçekten gözlere şölen sunan bir yerdir benim için. Bağlı duran yüzlerce teknenin önünden geçerken hep durup düşünürüm, "bunun sahibi acaba yılda kaç güncük geçiriyordur burada?" filan diye mesela. Çünkü kiminle konuşsam 12 ay maaş alan kaptanları var her birinin ama sahipleri yılda maksimum 10 gün geçiriyorlar toplamda. Nadiren 15 gün... Yazık valla ya, ülke ekonomisine safi zarar. Hayır madem 11,5 ay binmeyeksin o teknenin üstüne, ne diye alırsın manyak herif? Ya da ben her hafta 2 günümü en azından geçirebilir durumdayım, bana niye ondan vermezsin hey Allah'ım? (Elif bu aşamada hep şöyle der: hadi anne hadi, sen yine Allah'la tartışmaya girmeden gidelim biz burdan)
Neyse işte orası şurası;

Yarın küçük kızımcığım gelecek inşallah, ona yemek yapsam bu akşamdan çok iyi olacak. Ne yapayım biliyor muyum:hayır...
Hadi ben gittim...

21 Şubat 2018 Çarşamba

21.02.2018 Cydonia

Günün en güzeli çook sevdiğim arkadaşımlarından biriyle akşam yemeğe çıkmak olacak kuşkusuz, akşamdan beri heyecan yapıyorum çünkü uzuuuun aylardan sonra ilk defa yapıyor olacağım bunu...
Bilmiyorum ki, neden fırsatsızlıktan ve zamansızlıktan yakınır oldum pek çok şey için...
Yapmak istediklerim mi çoğaldı da yetmiyor, zamanı mı iyi değerlendiremiyorum pek kesin bir çizgi koyabilmiş değilim.
Yaşlanıyor olamam tabi ;))
Büyük kızımcığım bu hafta Şirince'deki Matematik Köyü'nde olacak, küçüğüm okulda zaten, yalnızız bu hafta anne-baba. Alışmışım meğer yine birlikte yaşamaya, çok zorlanıyorum pazardan beri. Tek olumlu bakabildiğim tarafı şu ki; 3 gündür doğru dürüst yemek yapmıyorum. Çorba, salata tamam oluyor. Tuzsuz yemeye gayret etmeye de devam ediyorum.
Dizlerimde henüz fark yok iyileşme adına. Ama umutla istiyor ve bekliyorum.
Şakır şakır yağmur yağıyor şu sıralar, toprak ana gebe malum, lazımdır, tohumlarımız yeşermelidir duygusuyla severek izliyorum camdan.  Bahçedeki budama işleri de asma hariç tamam sayılır. Asma için hafta sonunu bekliyoruz.
Yeni taşındığımız binadaki ofis odamın bir tarafı tamamen cam. Çok yoktur böyle binalar buralarda, ferahlık veriyor bana, sevdim. Lakin yeni taşınmanın eksiklikleri diz boyu, çay yapılamıyor çünkü elektrik tesisatının gücü yetmiyor mesela ve çay makinesi de taşınma esnasında kaybolmuş zaten, yenisi de alınamadı. Yine de termosta sıcak su, sallama çay çeşitleri ve şu uyduruk plastik kahve makineleriyle arayı kapatıyoruz Allah için.
Telefon yok masalarımızda, işlerin yürümesi de gayet zorlaşmakta. Geçmiş yıllarda hep kendi gsm hattımı kullandığımdan başıma örülen çorap sayısını düşündüğümde elim de kendi telefonuma gitmiyor doğrusu. Hem ben artık biraz da akıllandım, şartları zorlamamayı, ekmek kadar köfte demeyi de accık öğrendim.
Şu aralar çevremden sürekli hastalık haberi almaktan da bünyem çok sıkıldı, üzüldü. Aurayı bir an önce değiştirmek lazım ama nasıl yapmalıyım, araştırmaktayım.
Dün akşam yoğurt mayaladım, gece 1'e kadar onu bekleyeyim de dolaba kaldırıp uyuyayım hesabı yapmıştım güya, sen koltukta tişörtle uyuyakal, bi gözümü açtım 03:36. Donmuşum valla çatır çatur sanki her yerim. Bu yoğurt ve ekşi maya ekmek yaparkenki bekleme işleri sorun olmaya başladı ama inatla ve azimle devam ediyorum. İstikrar önemli...
Oradan oraya atlıyorum ama bizim bölüme yeni bir personel takviyesi yaptılar, adamceğiz töbe konuşmuyo, çok suratsız, hiç hazetmem böyle çalışma arkadaşlarını dediğim türden, aman ne bileyim, baktım hiç konuşmuyo, saha işleriyle kendisini değerlendirelim barim dedim...
Ve işte bülee...
Haa bi de bahçedeki Cydonia pek bi şatır oldu, nam-ı diğer Japon Bahar Dalı...


20 Şubat 2018 Salı

20.02.2018

Dakikalardır eblek eblek bakıyorum ekrana.
Hiç bişey yapasım yok gibi ama bissürü şey yapmam gerek gibi.
Derken, geçenlerde izinli olduğumda ördüğüm hırkanın fotoğrafına denk geldim, telefonla konuşurken pıt diye düştü ekrana kendiliğinden. Sanırım evrenden mesaj ;-)) dedim, ha bak şöyle oldu;


Alize süperlana klasik ile ördüm, % 50 yün içeriyor, kolaycacık da bitiyor (yani o zaman dilimi benim için 1 ay) ve de o ponçikleri yapmak pek bi zevkliydi. Boyu da biraz uzunca, kalçayı örtüyor.
Ezgi'nin başlattığı motif etkinliğinde aklım kalmış olmasına rağmen, bir şekilde bitirilmesi gereken iki yarım battaniye uzaktan uzaktan göz kırpsa da...


;-)) 200 motif olamayacak tabi ama hani bilirsiniz şu meşhur kaplumbağa hikayesi  gibi işte, varamazsam da yolunda ölürüm ;-))
Bu kortizonlu ilaç hikayemde ben anlamıştım ki bir kaç gün tuzlu yemeyeceğim, anacım meğer o ölee diilmiş aaa ;(( "Bundan sonra hep" kelime takımıyla dumur oldum valla. Tuzsuz ne demek yaaa?
Bu aralar garip durumlar yaşıyorum sıklıkla. Aklıma kızımcığım geliyor mesela, telefonu elime alır almaz o beni arıyor. Tesadüfen bi film reklamı görüyorum, "aa ben bunu seyredeyim diye yazıyorum bi kenara, akşam bi bakıyorum tivibuda cart diye o film çıkıyor, bir kitap duyuyorum, o gün içinde o kitabı okumuş bir arkadaşım öıkıyor karşıma ve konu hiç o değilken kitabı anlatmaya başlıyor, ve bunun gibi. Bi hoş oluyor insan.
Neyse işte bi de yazmadan edemeyeceğim, ülke gündeminden gene çok ama çok sıkılıyorum, gınaa boyutunda. Bi de üstüne kaymak olsun diye sanki Soner Yalçın'ın Galat-ı Meşhur kitabını okuyorum, hah tam bi sinir harbine giriyorum.
Hadi gittim ben.

19 Şubat 2018 Pazartesi

Günlerden bugün

Mesai arasında zamanı bloğumla değerlendireyim dedim.
Güzel mesajlarınız içimi ısıtmaya devam ediyor nitekim sürekli jel buzla soğuttuğum dizime inat ;-)
Eklem içi sıvısı enjekte edildi biliyorsunuz, henüz bi değişen yok. Sol taraf daha kötü olduğundan bir doz da kortizon yaptılar, umutla bekliyorum ağrıların azalmasını ve hareket kolaylığı sağlamayı.
Bu arada biraz örgü örüyorum, biraz kitap okuyorum, çok keyif vermese de yuvarlanıp gidiyor işte günler.
Kortizon sebebi ile kilo alımı kolaylaşacağından daha doğrusu ödem ihtimali arttığından daha dikkatli olmam lazım.
Kızımcığımlarım -mümkün olabilen- dinlenme sürecime harika katkılarda bulunuyorlar, buna çok seviniyorum. Duyarlılar...
Yeni bölüm daha önce genel olarak uğraştığım işlerin bir bölümünün detay kısmı ve yeni öğrenmem gerekiyor bu süreci. Her ne kadar çaba harcıyorsam da kurumsal bir takım eksikler yüzünden istediğim programa henüz ulaşabilmiş değilim. İmkan verirlerse...... boşlukları anladınız işte ;-)
Şimdilik bu kadar...

14 Şubat 2018 Çarşamba

Ben geldim ;-)

Eveet, uzun zaman oldu yine yazmayalı.
Önce iş değişikliğim, sonra bir takım sağlık sorunları filan yordu beni.
Son durumda dün, diz eklemlerime kıkırdak oluşumu sağlatmak üzere bir takım operasyonlar yapıldı.
Bundan sonrasını umutla beklemeye başladım yeniden.

Arayan, soran, yazan, merak eden dostlarıma çok teşekkür ederim.

2 Ocak 2018 Salı

Yılbaşı ertesi durum vaziyet

İzinler bitti, koca bir yıl bitti...
Yılbaşı öncesindeki son bir haftayı izinli geçirmek çok hoş geldi, hiç bitsin istemedim; istediğim saatte yatıp, istediğim zaman kalkmak zaten en büyük lüksüm benim yıllardır.
Bu izin süresinde biraz ev derleyip toparlamak da istedim ama valla tövbe elim gitmedi. Güya evde, odalarda bir takım değişiklikler yapacaktım, üşendim, erteledim...
Hava müsait olduğunda da biraz dışarı çıktım; doğaya çıktım ve en güzel kokulularından ot topladım, balığa gidip olta attım, kızımcığımlarımla alış verişe çıktım, yemek yaptım az miktarda, kitap okudum biraz, örgü ördüm canım istedikçe falan filan.
Yeni yılda neler yapayım diye diye düşünmüyorum artık uzun uzun çünkü yıllardır hayat, düşündüğümden hep çok farklı yollara ittiriyor beni... Sahip çıkmayı bilmiyorum hayata, bilmiyorum...
Aslına bakarsam; büyük sürprizleri de, öyle acayip planlı programlı olmayı da sevmiyorum ben artık. Yani mesela ne zaman bilmem kaç gün sonra şu akşam şunu yapayım desem, o güne kadar stresleniyorum değişik şekillerde, yoruyor beni. Günlük, spontane şeylere daha açığım sanki. Mesela komşular, "haftaya salı günü akşam mangal yapalım" derlerse, kesin olur yada olmaz demiyorum ama yine mesela haftaya salı geldiğinde "hadi bu akşam mangal yapalım" derlerse hemen tamam diyorum. Garip ama eskiden de bunun tam tersiydim. Saat saat nerede, ne yapacağımı hep planlamış olurdum. Bu değişimin adı yaşlanmak mı, yorulmak mı, büyümek mi gerçekten bilmiyorum.
Yani öyle aman aman planım yok yeni yıl için. Sadece artık  -kaba tabirle ;)- dizlerimdeki sıvı eksikliği ve topuklarımdaki diken sorunu arttığı için, sağlığa katkı amaçlı kilo vermek istiyorum. Dizlerim ve ayaklarım, yaklaşık 20 kg versem süper rahatlamış olur, 15'e de razı olabilirm ama spor yapasım da yok, sadece bir miktar yürüyüş yapabilirim maalesef. Bu şartlar altında da nasıl zayıflanır bilmiyorum onu da. Gerçi bundan 4-5 yıl önce başarmıştım, yeniden... Yaklaşık 10 gün diyet yaptım ama yılbaşı hengâmesinde yine bozdum tabi... Olsun, yine de deneyeceğim...
Kızımcığımlarım masal yada hikâye yazmamı çok istiyorlar, denemeyi deneyeceğim...
Evdeki yarım örgüleri bitirip, bi daha da büyük işlere kalkışmamayı da becermek istiyorum mesela. Bizim malum ipini artık bulamadığımız Yaşar, artık olduğu olacağı kadarla ve yeni patchwork (o artık tek kişilik battaniye ebatını zorluyor) bitse iyi olur. Muazzam projem diye başlamayı düşündüğüm proje, bu araya girenler neticesinde beklemekten de usanmış olabilir zira. Şubat sonuna kadar ikisini -Mualla'ya rağmen- bitirsem ne güzel olur. Bu arada Mualla benim örgü örmemi hiç ama hiç sevmiyor, bundan kesin eminim artık. Yaw ne zaman usuuulllca elime alsam, başka yerdeki uykusundan uyanıp geliyor, tam üstüne, eliyle koluyla illa ki beni sev diyor. Çok da başarılı oluyor aslında ;))



Yeni görev yazım halâ elime geçmedi ama bu sefer yazının çıktığını görenler var. Son bir yıldır sadece 5-6 kişinin olduğu erkek egemen -kadın tek benim- bir ofise gidip geliyordum, çok sakindi, çok sevmiştim aslında. Şimdi yeni yer olacak yer tam bir hengâme. Kalabalık. Sanki yeni işe başlayacakmışım gibi garip ürpermeler oluyor içimde, düşündükçe... Hem ben son 1 yıldır üst-baş, kıyafet vs bile almamakla birlikte biraz daha sadeleşmek, biraz da kilo sebebiyle toplam 5-6 üst, 2 pantolanla kalmış durumdayım. Bu yeni yerde herkes pek bi süslü ;)) bunu da düşünmüyor değilim ;))

Ofisteki çay makinesi bozulmuş, kahveler bitmiş. Allah'tan su var. Keyif almanın birşeyler içmekle yakın alakası var zannediyorum zira bugün gayet sıkıcı geçiyor. Belki de ben gerginim onu da bilmiyorum...

Daha güzel şeyler yazmak için geleyim inşallah bundan sonra ;))