10 Aralık 2011 Cumartesi

Ördükçe güller açtı gönlümde

"Verimlilik" harika bir kavram.
İnsanın kendini güller açmış hissetmesi gibi sanki.
Günün götürdüklerinden, gidenlerden, kaybedilenlerden sonra bir kazanç "umut" oluveriyor insana.
Bu yüzden seviyorum üretmeyi.
Tazeleniyorum her birinde...




Peki bu hafta nasıl tazelendi Ecehan, sanırım anladınız.

Yapmak isteyen olabilir diye anlatıvereyim bir de; şimdi,

Bir adet Nako Tiftik ebrulî yün alındı.
Örgü perisinin sitesinde gördüğüm bu usule benzer şekilde çiçekler oluşturdum.




Uçlarına tığla bir deliğe 3 kez olmak üzere ikili-üçlü trabzanlar yaparak uçlarının kıvrıklaşmasını sağlasam daha hoş bir gül elde ederim diye düşündüm ve uyguladım,


Tiftiğin boynuma batmasını engellemek için Nako saten yünden bir altlık lastik altlık ördüm ve 1 adet tiftik yünden elde ettiğim 20 adet gülü gelişigüzel dikmeye başladım lastik altlığa.



Altlığın iki ucunu büzüp bir tarafa pembe, bir tarafa yeşil kurdela diktim.
Arkadan da şöyle;


Bana göre çok neşeli bir boyunluk oldu ve de sıcacıcıkkkk...


Sıradaki işim, Elif kızıma kendisinin tabiriyle -cici bici ama çocuk gibi değil ama büyüklerin gibide değil bir modelden- bir hırka örmek. Aklımdakileri uygulamaya başladım bile, bitince göstereceğim ;-)
İyi ve üretken hafta sonları dilerim hepinizeeeee...

7 Aralık 2011 Çarşamba

Siz hala öksürüyor musunuz?

İzle bak şimdi,
Elmaları dilimle ve her bir dilim üzerine karanfilleri sapla, demliğe at.


Sonra ayvaları dilimle, öyle olduğu gibi, çekirdekleriyle özellikle, onu da demliğe at.


Biraz zencefil, biraz tarçın kabuğu, bir tutam papatya, bir tutam ıhlamur, birkaç karabiber de ekle, at demliğe.



Koy suyu,
Çok değil kaynamaya başladıktan sonra 3 dakika sonra ateşi kapa.
Demlensin biraz,
Afiyetle hane halkına içir.
En kısa zamanda bana dua etmeye başlayacaksın zira kendimden biliyorum.
Aktarlarda bu ve benzeri şeylerin hazır poşet halinde satılanları var ama ben hepsini ayrı ayrı alıp kendim karıştırmayı tercih ediyorum. Böylece herbirini alırken, kokular ayrı ayrı olduğu için bayat mı taze mi olduğunu anladığıma inanıyorum ;-)
Allah gerek etmesin ama eğer gerekirse,
Şifa niyetiyle için derim...

6 Aralık 2011 Salı

Neydi hayatımın 7 gerçeği?

Hayatımın 7 gerçeği neydi?
Bak, en tepede ne yazıyor?
Ama yine de söyle diyorsan sen, buyur buradan yak...



1- DOĞUM 
    Kendi doğumum,
    Evlatlarımın doğumu,
    Sevdiklerimin doğumu,
    Aşkın doğumu,
    Ülkemin doğumu,
    Ülkülerimin doğumu,
    Amaçlarımın doğumu...

2- SEVGİ
     Milyonlarca spermin arasından sadece bir tanesi, bir yumurtayla birleştiğinde oluştu sevgi. İster bilerek ister bilmeyerek, ister farkındasındır ister değilsindir ama o; sen kadar gerçek, ben kadar gerçek...

3-NEFRET
    Atmaya da çalışsan aklından, dindirmeye de çalışsan yüreğindeki akslarını, bir sebepten ve çoğunlukla insanı tarumar eder cinsten aniden çıkan.

4-NEFES
   Öyle gerçek ki; sen kendi başına gerçekleştiremezsen solunum cihazına bağlıyorlar seni. İlle de alman lazım, kaçış yok. Kafanın üstünde bir beyin, kaburgaların içinde taşıdığın o kalp durmadıkça; mecburen, mecburen.

5-EKMEK PARASI
   İster somun, ister pide; ister kuru yavan, ister ballı yağlı...Nasıl olursa olsun kursağından geçmemiş bir yaratılmış yok ki! Gerçek olmasın da ne olsun? Üstüne, dünya dediğin şu alemde hemen her şey, neticesinde sadece onun için değil mi?

6-İKİYÜZLÜLÜK
   Hani kanırtılmış gibi, hani içine bıçak sokmuşlar da har saniye biraz daha içeri sokuyorlarmış gibi acıtan, kanatan; mevki, rütbe, para, iş, çoluk çocuk, eş, sevgili telaşı ile yani yaşam ile içiçe girmiş, sen kırmaya çalıştıkça birilerinin sürekli çoğalttığı, pes etme noktasına gelmen için uğraşan, haklıyı haksızla aynı kefeye koyan...

7-DÜĞÜN
   Son an,
   Son nefes,
   Son bakış,
   Son söz,
   Son gelinlikle gelen...

Bir Yanılsama - Görmek


Sen sordun, ben söyledim.

5 Aralık 2011 Pazartesi

Öğrenme saati 04.12.2011

Hafta sonu çocuklarla yaptığımız öğrenme saati etkinliklerimize dün bir yenisini daha ekledik.

Elifimin konusu; "beyaz hayvanlar"dı.
Doğrusu ben bugüne kadar aslan ve kaplanların beyaz renkli olabileceğini hiç duymamıştım. Hani Kenan Işık sorsa aşağıdakilerin hangisi beyaz tüylü olamaz diye şıppadanak söyleyebilirdim aslan yada kaplan şıkkını.


Daha birçok şey öğrendik bu beyazlık hakkında, bir daha bir daha yazmayayım diye ilgisi çekenleri Elif'in sayfasına davet edeyim, kendisi de sevinsin ;-)

Zeynebimin konusu, -evde aşure de pişince hafta sonu- Aşure Günü nerden çıktı? konusu idi. Özellikle ablası çok merak etmişti, demek ki ben bugüne kadar anlatmamışım, Zeynep bu görevi üstlendi, iyi de oldu. Artık hiç unutmayacaklar eminim ve bir geleneğin daha kızlarım tarafından da bilinip, kısmetse büyüdüklerinde devam edeceklerini hissetmek bana ayrıca iyi geldi.
Benim de yeni öğrendiğim şey şu oldu ki; Hz.Muhammet (SAV) aşure gününü oruçla geçirmeyi buyurmuşlarken, Ramazan ayının oruçla edası emri gelince, "ümmetime yük olmasın aşure orucunu isteyen tutsun" demesi oldu.
Zeynep bize Muharrem ayının 10.gününe denk gelen bu günde oruç tutmanın faziletlerini de anlattı.
Oldukça iyi hazırlanmıştı onun için buraya kopyala yapıştır yapıp emeğini üslenmek istemedim Bu akşam bu geniş çalışmayı Zeynebin sayfasında göreceksiniz zaten.

Babamızın konusu "altın oran" idi.
Kısaca şöyle tarifledi bize çizerek:

Altın Oran; CB / AC = AB / CB = 1.618; bu oranın değeri her ölçü için 1.618 dir.

Rönesans sanatçıları Altın Oran'ı tablolarında ve heykellerinde denge ve güzelliği elde etmek amacıyla sıklıkla kullanmışlardır. Örneğin Da Vinci, Son Yemek adlı tablosunda, İsa'nın ve havarilerin oturduğu masanın boyutlarından, arkadaki duvar ve pencerelere kadar Altın Oran'ı uygulamış, bunu bilmiyordum.

Örneğin, 1970'lerde Roger Penrose, o güne kadar imkânsız olduğu düşünülen, "yüzeylerin beşli simetri ile katlanması"nı Altın Oran sayesinde bulmuş.
AOBesgen.jpg  AOBesgen1.jpg      

Beşgenin karşılıklı köşeleri birleştiğinde, 
AOYildiz.jpgoluyor. Bu yıldız altın yıldız. Bu yıldızın içinde bulduğunuz tüm üçgenler mesela onlar da altın üçgen oluyormuş böylece.




Resimde gördüğünüz piramitler, bazı tablolar, bu orana göre yapılmış. Tabi Allah'ın yarattıklarına baktığınızda da bu oranı görüyorsunuz mesela salyangoz kabuğu, mesela ay çiçeğine çekirdeklerin sarmal sıralanışı. Ve daha bir sürü şey. Ne büyük mucize!

Örneğin;

Leonardo da Vinci insan vücudundaki ölçüleri belirlerken altın oranı kullanmıştır.
Şöyle ki;


Parmak ucu-dirsek arası / El bileği-dirsek arası,
Omuz hizasından baş ucuna olan mesafe / Kafa boyu,
Göbek-baş ucu arası mesafe / Omuz hizasından baş ucuna olan mesafe,
Göbek-diz arası / Diz-ayak ucu arasıYüzün boyu / Yüzün genişliği,
Dudak- kaşların birleşim yeri arası / Burun boyu,
Yüzün boyu / Çene ucu-kaşların birleşim yeri arası,
Ağız boyu / Burun genişliği,
Burun genişliği / Burun delikleri arası,
Göz bebekleri arası / Kaşlar arası.
...ve daha birçok oranlara baktığınızda Altın Oran'ı göreceksiniz. 

Vücudumuzun ve doğadaki her şeyin asla bir tesadüfle değil, akıl almayacak ölçüde bir düzenle yaratıldığını bilmek beni her zaman çok etkilemiştir. "Tanrı'nın olmadığını-haşâ-" savunanların, altın oranı bilmediklerini yada anlamadıklarını düşünmüşümdür hep.
Çocuklar ilk defa öğrendi ve müthiş etkilendiler, ben bilgilerimi tazeledim, iyi oldu. Umarım size de bir hatırlatma olmuştur.

Benim konum,
Helen Keller-Anne Sullivan'ın hikâyesi idi.
                              
Sizler bilirsiniz, hani 19 aylıkken geçirdiği bir ateşli hastalık sonucu kör, sağır ve dilsiz olan Helen'in, öğretmeni Anne Sullivan sayesinde Almanca, Latince, Fransızca ve Rusça'yı şahane bir şekilde öğrenen, bizlere ders verecek nitelikte bir yaşam öyküsünün sahibi Helen.
Bir gün, ormanda, parklarda gezintiye çıkan bir arkadaşına heyecanla sormuş:

“Haydi anlat, neler gördün ormanda?”

Arkadaşı Helen’in bu heyecanını anlamaktan uzak “Hiçbir şey” demiş: 
“Herkesin bildiği sıradan şeyleri gördüm." Helen aldığı yanıt karşısında büyük bir düş kırıklığı yaşamış ve arkadaşı adına çok üzülmüş.
“Ben New York'un müzelerinde dolaşırken dokunduğum eşyaları keşfetmekten inanılmaz bir heyecan duyuyor, sözcüklerle anlatılmayacak kadar büyük bir mutluluk yaşıyordum. Sen nasıl oluyor da görme engelli olmamana karşın çevrendeki güzelliklerin ayırdına varmıyorsun?" diye sormuş.

Helen kendisi yaşamı parmak uçlarında hissederek yaşarken, fiziksel engelleri olmamasına karşın “görmeden, duymadan” yaşayanlara şöyle sesleniyor:

“Yalnızca üç gün daha görebileceğinizi düşünün. Nasıl tüm ayrıntıları gördüğünüzü anlayacaksınız. Üç gün daha işitebileceğinizi düşünün. Her bir sesin, her bir notanın nasıl özlemle ruhunuza dolduğunu göreceksiniz. Yaşanacak üç gününüz kaldığını düşünün. Yaşamın tüm saniyelerini nasıl özlemle yaşadığınızı göreceksiniz."

Sonra konuya şöyle devam ettim,

Kimin öyküsü olduğunu söylemeden başladığım anlatımın sonunda sizce bu kimin yaşam kesitleri olabilir dedim;
Çocuklar bir sürü isim saydılar.
Onlara "hayır, size Mustafa Kemal'in yaşamından kesitler sundum" dediğimde, yüzlerindeki şaşkınlığı görmenizi isterdim. Tam bir şok...
"Demek ki!"dedim;
"Dünya çapında isimleri olan tüm büyük insanlar, nelerle nelerle savaşarak, tabiri caizse sürünerek gelmişler oralara, çalışmışlar, çok çalışmışlar ve asla pes etmemişler. Benzer performansı sizden de bekliyorum :-)"
Allah herkese önce sağlık sonra da çalışma azmi versin, versin ki ülkemin sırtı yere gelmesin!
Bizden bu kadar, hoşçakalın...

4 Aralık 2011 Pazar

Zeynebin tuniği bitti ve giden günün getirdikleri

Gece 2'ye kadar uğraştım.
Renk ve ip seçimi Zeynep'e ait.
İp seçimi : Nako Nakolen (% 50 yün, % 50 akrilik)
Renkler : Fuşya ve gri
Örnek : Pirinç ve düz örgü
Örme süresi :  9 gün :-((
Şiş : 4 numara lastikler, 5 numara geri kalanı

ve tatataaaammmm..........


Bi de mankenli;


Omzu dikişsiz, tabi modelin müsait olması sebebiyle, ön lastikten başladım arka lastikte bitirdim. Acımasın yavruşkomun omzu dikiş dolayısıyla diye.
Kurdela takılıp çıkarılabilir cinsten. O kısma yaptığım bir birit ilik üzerinde. Zira Zeynep, giydiği diğer kıyafetlere uygun çeşitli renkte kurdelalar kullanmak istemekte.
Bi de herşey kendi seçimi olunca Zeyepcim çok sevdi, sağlıcakla giysin inşallah.
Kızlar sabah tiyatro kulübüne gittiler, ablamız Elif kısa film çekiyor da. ;-)
Saat 14'te Erdal Sarızeybek'in konferansı vardı, ben oraya gittim. Birçok şeyi biliyor olmama rağmen yine de duyduklarım kanımı dondurdu. Çok etkileyici, halim selim ama acı çeken bir konuşma tarzı var kendisinin.
O kadar ilgiliydim ki, gözümün içine baka baka anlattı o da ve tabi ki ben, pekçok yerde açtım çeşmeleri.


Teröre tekrar, yine, yeniden lanet ettim.
Son kitabını okumamıştım, onu aldım ve imzalattım bir de.



Eve dönen Ecehan'ın işi biter mi? Bitmez. Ne yaptı?


Bahçelerin son mahsulü biber ve salatalıkla turşu kurdum -çok meşhurdur Allah için- Allah sağlık verirse yeriz inşallah.
Sonra yine "öğrenme saati" etkinliğimizi yaptık, onu yarın yazacağım.
Ve,
Yarın mesai başlıyor.
Ben, kızlarımı ve kendimi yatmaya hazırlayıp, güzel bir uyku çekmek istiyorum, gözlerim yanıyor.
Sevgiyle kalın...

3 Aralık 2011 Cumartesi

Ecehan da örermişşşş'e devam

Diğerlerinin de resmini çektim.
Nasıl bir sevindirik halim var anlatamam ;-))

:-))





Önemle söylemek istediğim şey şu; Ören Bayan'ın Madam Trikotaj isimli ipi ve 2 numara tığ ile ördüm.
İpin, ipeksi haline hayran oldum, deneyin derim.
Bunca emek verilen örgülerin, tüylenmeyecek, batmayacak ve güzel görünecek bir ip kalitesiyle örülmesi önemli diye düşünüyorum.
Şimdi Zeynebe ördüğüm tuniği bitirmeye gidiyorum anacım, bayyyy...

Ecehan da örermişşşşş

Kalk! dedim kendime,
-Sen de ör onlardan.
Veee,


Düğmelerini de kendim yaptım hem ;-)



İliklere de dikkatinizi çekerim lütfen;


Yastık leopar desenli çünkü bu delikli yüze bir süre sonra baykuş gözü ve burnu öreceğim, konsept tam olsun diye şimdiden böyle olsun dedim.
Aynı yastıktan daha da ördüm, lakin sonra resim çekeceğim.
Oh be; sonunda.........

Ece Hamile Ajandası

-Merhaba Ece,
-Merhaba canımmmm.
-N'apıyosun, dışarı çıkacak mısın?
-Yok biraz işim var.
-Hayırdır?
-Ece Ajandaları'nın Genel Müdürü'ne bir e-posta yazacağım da, onun adresini arıyorum.
-Kime?
-Ece Ajandaları'nın Genel Müdürü'ne,
-Niye ki, tanıyor musun?
-Yoooo, nerden tanıyacağım ya, aklıma geldi adamcağızlar yıllardır bizim için üretip duruyorlar, en son bir hamile arkadaşım söyledi, hamile günlüğü gibi bir ajanda çıkarmışlar,
-Eee çıkardılarsa sana ne, hamile misin yoksa Ece?
-De yürü git be, ne hamileliği, yok öyle bir şey.
-Eeeeeeeeeeeeeeeeeeee?
-Kızım, arkadaşım çok mutlu; yeter sebep değil mi teşekkür etmek için?
-Offf Ece ya, of...Dıtdıtdıtdııııııııııııııııııııttttttt.



Ettim valla teşekkür.

2 Aralık 2011 Cuma

1 Aralık 2011 Perşembe

Hayat neydi?

Hayat, bir merdivendi.
Her basamağı aşkla çıkılması gereken.
Basamaklara ad vermek sana aitti sadece.
Her basamağa ad verdin;
Aile,
Eş,
Çocuk,
Sevgili,
İş,
Aş,
Arkadaş.
........
En sonunda da aşk'a "tanımlanamaz" dedin,
"Elde edilememiş" dedin,
Ne ikiyüzlüsün ey insan!