Ne zaman birileri herhangi bir konuda, herhangi birşeyi çok acayip sevdiğini söylese,
Korkarım.
Memleket, toprak, insan, aşk meşk, meslek, ideal falan...
Hepsini çok acayip sevenlerden değil çok acayip sevdiğini söyleyenlerden korkarım ben.
(Bazen kendimden de korkuyorum aslında)
Pamuk ve naylon tercih konusu olsa, hepimiz önce pamuk tercih ederiz tabi.
Doğaldır, sağlıklıdır, yakmaz, terletmez. vs.
Lakin pamuk ipiyle kıyasla bakalım naylon ipliği;
Hangisi daha güçlüdür? Hangisi pıt diye kolayca kopar?
Ha ayrıca palavralar da dökülür dillerden,
Neymiş efenim, pamuk kadar yumuşak naylon kadar güçlü olmalıymışın falan.
Hadi ordan, sallama lakırdılar bunlar.
Ez cümle,
Hayatta bazen, naylonu pamuğa tercih etme akıllığını gösterecen birader.
21 Mart 2010 Pazar
19 Mart 2010 Cuma
mümkünât
Öyle bir zamanda gel ki,
"...tir git!" demek mümkün olsun.
(Hemi de bağıra bağıra söyliyebileyim.)
"...tir git!" demek mümkün olsun.
(Hemi de bağıra bağıra söyliyebileyim.)
Mim, Esrik'ten gelince...
Aman Tanrım ne hoş, ben de mimliyim gayri yuppiii!
Esriğim beni yaratıcı bloglar kıvamında mimlemiş. Kendisine özellikle sabah sabah beni böyle bir işe koyduğu için estağfirullahlarımla birlikte selamlarımı gönderip durum.
Görevler;
1)Ödülün geldiği blog anıılacak
http://esrikofke.blogspot.com
(Kendisini tanıdığımda kundaktaydı, şimdi tulum giyiyor)
2) 7 adet yaratıcı blog ödüllendirilecek
( "Böylede yazılır mı be kardeşim!" narası atarak takip ettiğim bloglar için, buyrunuz efeeemm...)
http://albumdekiler.blogspot.com
http://narkizindefteri.blogspot.com
http://kafeinereksiyonu.blogspot.com
http://justanoverture.blogspot.com
http://suskunbiradam.blogspot.com
http://nesim-inewbahar.blogspot.com
http://ahmetsoylemez1967.blogspot.com
3) Ödül logosu yayınlanacak.
Al, bıyır..

4) Seçtiğiniz bloglara haber verin, onlarda 7 blog ödüllendirsin, sayfasında yayınlasın, bla, bla, bla...
Oldu, gidiyorum, bakayım evdeler mi?
Esriğim beni yaratıcı bloglar kıvamında mimlemiş. Kendisine özellikle sabah sabah beni böyle bir işe koyduğu için estağfirullahlarımla birlikte selamlarımı gönderip durum.
Görevler;
1)Ödülün geldiği blog anıılacak
http://esrikofke.blogspot.com
(Kendisini tanıdığımda kundaktaydı, şimdi tulum giyiyor)
2) 7 adet yaratıcı blog ödüllendirilecek
( "Böylede yazılır mı be kardeşim!" narası atarak takip ettiğim bloglar için, buyrunuz efeeemm...)
http://albumdekiler.blogspot.com
http://narkizindefteri.blogspot.com
http://kafeinereksiyonu.blogspot.com
http://justanoverture.blogspot.com
http://suskunbiradam.blogspot.com
http://nesim-inewbahar.blogspot.com
http://ahmetsoylemez1967.blogspot.com
3) Ödül logosu yayınlanacak.
Al, bıyır..

4) Seçtiğiniz bloglara haber verin, onlarda 7 blog ödüllendirsin, sayfasında yayınlasın, bla, bla, bla...
Oldu, gidiyorum, bakayım evdeler mi?
17 Mart 2010 Çarşamba
GÜNEBAKAN
Bir günebakan olabilmek isterdim;
Sabırla güneşin izini takip eden,
Yükünün ağırlığıyla başını mağrurca eğebilen,
Bedeninde sayısız çekirdek oluşturan,
Her biri birbirinden farklı olduğu halde bir arada tutabilen,
Uzanan her yaprağıyla karanlıkları kahkahalara boğan.
Bir günebakan olabilmek isterdim;
Hiçbir parazite yenilmeyen,
Her iklimde ve her toprakta ben varım diyen,
Bazen dimağına tad,
Bazen de yarana merhem olan,
Umulmadık bir hızla olgunlaşan.
Bir günebakan olmak isterdim;
Narında yanmak,
Yandıkça kavrulmak,
Kavruldukça olgunlaşmak,
Vakti geldiğinde kavuşmak için,
Bir günebakan olmak isterdim.
Sabırla güneşin izini takip eden,
Yükünün ağırlığıyla başını mağrurca eğebilen,
Bedeninde sayısız çekirdek oluşturan,
Her biri birbirinden farklı olduğu halde bir arada tutabilen,
Uzanan her yaprağıyla karanlıkları kahkahalara boğan.
Bir günebakan olabilmek isterdim;
Hiçbir parazite yenilmeyen,
Her iklimde ve her toprakta ben varım diyen,
Bazen dimağına tad,
Bazen de yarana merhem olan,
Umulmadık bir hızla olgunlaşan.
Bir günebakan olmak isterdim;
Narında yanmak,
Yandıkça kavrulmak,
Kavruldukça olgunlaşmak,
Vakti geldiğinde kavuşmak için,
Bir günebakan olmak isterdim.
Anne olmak isteyenlere duyuru
Türkiye'nin şıpsevdi ünlülerinden biri olan İzzet Yıldızhan'ın öyküsü de ilginç. Önce Adana'da pamuk tarlalarında çalışan sonra da Ankara'da kebapçı çıraklığı yapan Yıldızhan'ın hayatı şöhrete kavuşmasıyla aniden değişti. Böylesine şöhret olunca çapkınlık hikâyeleri de hızlandı. Kendisi de 15 çocuklu bir ailenin çocuğu olan Yıldızhan, 40 yaşına geldi, henüz hiç evlenmedi. Ama 3 ayrı kadından 5 çocuğu var. Üstelik Yıldızhan'ın üç çocuğu aynı yıl içinde dünyaya geldi. Yani, Yıldızhan bu kardeşlerin anneleriyle hemen hemen aynı dönemde ilişki yaşıyorduYıldızhan bir söyleşisinde neden evlenmemesine karşın neden çocuk sahibi olduğunu şöyle açıklamıştı: "Ben birlikte olduğum kadınların annelik hakkını ellerinden almadım. Çocuk sahibi olmak sadece benim istediğim bir şey değil. Bunu karşı taraf da istiyor. Üstelik evlenmeyeceklerini de biliyorlar. Yani ben kimseye evlilik vaadinde bulunmuyorum." (http://kelebekgaleri.hurriyet.com.tr/GaleriDetay.aspx?P=7&cid=33741&rid=2369’ dan alıntıdır)
Geçelim;
1- Her çocuğa fiziksel, zihinsel, ahlaki, ruhsal ve toplumsal olarak sağlıklı normal koşullar sunulmalıdır.
2- Her çocuğun kişiliğini geliştirmesi için anne ve babasının bakım ve sorumluluğu altında anlayış ve sevgiye gereksinimi vardır.
3- Her çocuk; anlayış, hoşgörü, insanlar arası dostluk, ahlaki değerlere bağlılık, barış ve evrensel kardeşlik ortamında enerji ve yeteneklerini diğer insanların hizmetine sunulması gerektiği bilinciyle yetiştirilmelidir.
Bu yazdıklarım çocuk hakları evrensel bildirisinden alıntıydı.
Geçelim;
Bir kadının annelik hakkını elinden almamak ona sadece sperm vermekle mümkün müdür?
Hangi anne, doğurduğu çocuğun babasının aynı yıl iki kadını daha anne yapmaya gayret ettiğini sevinç ve anlayışla karşılayabilir ve sütü nasıl kesilmez?
Birincisi neyse de, ikinci ve üçüncü sıradaki kadınlar adam sadece şarkıcı diye mi atıvermişlerdir kendilerini yatağa?
Adamım diyen bir adam –hoş, karşı taraf razı da olsa- bu haltı yiyip sonra da nasıl annelik hakkını verdim diye kendini haklıca koruma arzusuna ulaşır?
Her fırsatta herkesin bas bas bağırmaya çalışıp da, zerresini dahi yaşamadıkları alenen belli olan ahlak nereye saklanmış olabilir?
Tanrı’nın işine karışılmaz tabi ama keşke bu çocuk işi böyle değil de başka türlü yapılır olsaydı. Ne bileyim bir ön yeterlilik falan istenseydi mesela bir nevi.
Keşke insanımız bu takım sanatçı ve artizler başta olmak üzere gerekli gereksiz herkesin hemencecik hayranı olmayıp, gittiği yoldan gitmeye çalışmasalardı.
Keşke bu takım erkekler, adam olmanın sperm kapasitesi ve performansı ilgili olmadığını anlamaya başlasalardı.
Yukarda yazdıklarımı da geçin lütfen. Çünkü eğer bunlar gerçek olsa Bay Yıldızhan ve saz heyeti kadınları ve bunun gibileri ne tatmin edecekti Allah muhafaza?
Bu ne üfürükten teyyareliktir?
Bu ne hayvansallıktır?
Bu ne ahlaksızlıktır?
Bu nasıl bir işkembeden sallamaktır?
Böğghhh...
Geçelim;
1- Her çocuğa fiziksel, zihinsel, ahlaki, ruhsal ve toplumsal olarak sağlıklı normal koşullar sunulmalıdır.
2- Her çocuğun kişiliğini geliştirmesi için anne ve babasının bakım ve sorumluluğu altında anlayış ve sevgiye gereksinimi vardır.
3- Her çocuk; anlayış, hoşgörü, insanlar arası dostluk, ahlaki değerlere bağlılık, barış ve evrensel kardeşlik ortamında enerji ve yeteneklerini diğer insanların hizmetine sunulması gerektiği bilinciyle yetiştirilmelidir.
Bu yazdıklarım çocuk hakları evrensel bildirisinden alıntıydı.
Geçelim;
Bir kadının annelik hakkını elinden almamak ona sadece sperm vermekle mümkün müdür?
Hangi anne, doğurduğu çocuğun babasının aynı yıl iki kadını daha anne yapmaya gayret ettiğini sevinç ve anlayışla karşılayabilir ve sütü nasıl kesilmez?
Birincisi neyse de, ikinci ve üçüncü sıradaki kadınlar adam sadece şarkıcı diye mi atıvermişlerdir kendilerini yatağa?
Adamım diyen bir adam –hoş, karşı taraf razı da olsa- bu haltı yiyip sonra da nasıl annelik hakkını verdim diye kendini haklıca koruma arzusuna ulaşır?
Her fırsatta herkesin bas bas bağırmaya çalışıp da, zerresini dahi yaşamadıkları alenen belli olan ahlak nereye saklanmış olabilir?
Tanrı’nın işine karışılmaz tabi ama keşke bu çocuk işi böyle değil de başka türlü yapılır olsaydı. Ne bileyim bir ön yeterlilik falan istenseydi mesela bir nevi.
Keşke insanımız bu takım sanatçı ve artizler başta olmak üzere gerekli gereksiz herkesin hemencecik hayranı olmayıp, gittiği yoldan gitmeye çalışmasalardı.
Keşke bu takım erkekler, adam olmanın sperm kapasitesi ve performansı ilgili olmadığını anlamaya başlasalardı.
Yukarda yazdıklarımı da geçin lütfen. Çünkü eğer bunlar gerçek olsa Bay Yıldızhan ve saz heyeti kadınları ve bunun gibileri ne tatmin edecekti Allah muhafaza?
Bu ne üfürükten teyyareliktir?
Bu ne hayvansallıktır?
Bu ne ahlaksızlıktır?
Bu nasıl bir işkembeden sallamaktır?
Böğghhh...
15 Mart 2010 Pazartesi
ÇEYREK EFE
Bazı insanlara BUÇUK muamelesi yapılamaz!
Doğru.
Hele hele etraf bu kadar ÇEYREK EFE kaynıyorken; "buçuk" muamelesi korkunç bir haksızlık!
Doğru.
Hele hele etraf bu kadar ÇEYREK EFE kaynıyorken; "buçuk" muamelesi korkunç bir haksızlık!
14 Mart 2010 Pazar
özet
Kızgınız,
Kırgınız.
Her gün yeni bir başlangıç olsun derken,
Her günü yeni bir kayıpla kapatıyoruz.
Acı çekiyoruz,
Çektiriyoruz da belki farkında bile olmadan.
Huzur diliyoruz dilemesine de,
Açılan her gazete sayfası, dinlenen bir kuble haber,
Derbeder ediyor beyinlerimizi.
Farkında olalım diye eğitirken beynimizi,
Farketmeyenlere itiraf bile edemediğimiz bir özlem ve belki de kıskançlık yükseliyor nefsimizden.
Her bir şeyin kalitelisini öğrendikçe,
Aslında daha da azalıyor mutluluklar.
Bir garip çirkefin, üstelik neslimizin el birlikteliğiyle yarattığı sözde dünyadan; dünyalıklarımızı alma telaşında kaçırıyoruz her anı.
Yetmiyor ama yine de aldıklarımız ve fazlasını koyuyoruz ortaya,
Rest demek için.
Utan da,
Utulan da,
Mutsuz.
Her türlü ruhsuzlukla ruhtan;
Her türlü kalleşlikle aşktan bahsetmeye utanmıyoruz.
Utananları küçümsüyor, utanmayanları densizce taç ediyoruz başlara.
Daha da azalıyor mutluluklar.
İyi de hepsi; ama hepsi gerçekten ne için?
Ve;
Daha da önemlisi,
Değer mi?
Kırgınız.
Her gün yeni bir başlangıç olsun derken,
Her günü yeni bir kayıpla kapatıyoruz.
Acı çekiyoruz,
Çektiriyoruz da belki farkında bile olmadan.
Huzur diliyoruz dilemesine de,
Açılan her gazete sayfası, dinlenen bir kuble haber,
Derbeder ediyor beyinlerimizi.
Farkında olalım diye eğitirken beynimizi,
Farketmeyenlere itiraf bile edemediğimiz bir özlem ve belki de kıskançlık yükseliyor nefsimizden.
Her bir şeyin kalitelisini öğrendikçe,
Aslında daha da azalıyor mutluluklar.
Bir garip çirkefin, üstelik neslimizin el birlikteliğiyle yarattığı sözde dünyadan; dünyalıklarımızı alma telaşında kaçırıyoruz her anı.
Yetmiyor ama yine de aldıklarımız ve fazlasını koyuyoruz ortaya,
Rest demek için.
Utan da,
Utulan da,
Mutsuz.
Her türlü ruhsuzlukla ruhtan;
Her türlü kalleşlikle aşktan bahsetmeye utanmıyoruz.
Utananları küçümsüyor, utanmayanları densizce taç ediyoruz başlara.
Daha da azalıyor mutluluklar.
İyi de hepsi; ama hepsi gerçekten ne için?
Ve;
Daha da önemlisi,
Değer mi?
11 Mart 2010 Perşembe
Param var ama nefsim istiyor
Ayda 40-50.000 TL sadece kira geliri olan, 6.400 TL olan maaşı 7.400 TL'ya artırılmadığı için çok üzülen Toki Başkanı açıklamış;
"Param var ama nefsim istiyor!"
Nefis ya...
Sayın Toki başkanı, son derece haklı tabi.
Demek ki neymiş;
Nefsine "hüss!" demeyi öğrenmeden, erenlerin(!)sırtını sıvazlayıp, Toki Başkanı neyin olmayacakmışsın.
Ağız bu, torba değil ki büzesin!
"Param var ama nefsim istiyor!"
Nefis ya...
Sayın Toki başkanı, son derece haklı tabi.
Demek ki neymiş;
Nefsine "hüss!" demeyi öğrenmeden, erenlerin(!)sırtını sıvazlayıp, Toki Başkanı neyin olmayacakmışsın.
Ağız bu, torba değil ki büzesin!
9 Mart 2010 Salı
Kılıf
Elazığ'lı kardeşlerimizin başı sağolsun.
Ve fakat dehşet şekilde hayretlerdeyim.
Haberi veren TV kanallarında şöyle bir alt yazı bandı vardı; Başbakan söylemiş:
"Deprem değil, kerpiç felaketi"
İyi kılıf.
Sanki, 99 depremini yaşamadık, sanki ordaki yığınlar da betonarme değildi.
Sanki, sapla samanı karıştırmayı bilmiyoruz da, demirle çimento karışımında ustayız.
Dün kızım sordu; "anne deprem vergisi neden alınıyor?"
"Deprem korkusunu beton kafalarımızda güncel tutmak için" dedim.
Daha devam edemeyecem.
Ve fakat dehşet şekilde hayretlerdeyim.
Haberi veren TV kanallarında şöyle bir alt yazı bandı vardı; Başbakan söylemiş:
"Deprem değil, kerpiç felaketi"
İyi kılıf.
Sanki, 99 depremini yaşamadık, sanki ordaki yığınlar da betonarme değildi.
Sanki, sapla samanı karıştırmayı bilmiyoruz da, demirle çimento karışımında ustayız.
Dün kızım sordu; "anne deprem vergisi neden alınıyor?"
"Deprem korkusunu beton kafalarımızda güncel tutmak için" dedim.
Daha devam edemeyecem.
2 Mart 2010 Salı
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)