29 Ağustos 2019 Perşembe

Yancı Sos, tarif, üzüm filan

Böyle bi isim duymadım ama bence iyi bi isim çünkü bu tarif hem kahvaltı, hem makarnaya, hem de et yemeklerine, hem de balık yanında bile çok iyi gidecek diye tahmin ediyorum. En güzel tarafı probiyotik içerikli oluşu yoksa sos çoook. Aslında benzer soslar yaptım ama salatalık ve nane katmayı ilk deniyorum, umarım pişman etmez, hem niye etsin ki?
Lazım oldukça bakayım diye burda da bi tarif olsun dedim.
4 kg yumurta domates
1 kg kıl biber
1 kg.yerli hıyar (sera değil yani tarladan, köyden anlamında ;)
Yarım demet doğranmış maydanoz
1 kase doğranmış taze nane
1 kase doğranmış taze asma yaprağı
1 sb köy zeytinyağı
1 sb probiyotik sirke (kendim yaptım onu ben)
2,5 yk iri turşuluk tuz
1 baş sarımsak

Domatesleri yıka, birkaç kez böl at tencereye pişmeye başlasın.
Kıl biberleri şööle 2-3cm kadar doğra
Hıyarları dörde bölüp 1 cm eninde gibi doğra
Domatesleri eh biraz biraz ezilmişse al ocaktan, vıjıttt aletini sok içine püre gibi ez, kabuk mabuk kalmaz, tekrar ocağa koy.
Kaynayınca önce biberleri yolla, zaten pişsin istemiyoruz.
Biberler de kaynayınca salatalıkları yolla bu da zaten pişsin istemiyoruz, bu sebzeleri fermente yoluyla olgunlaştıracağız.
Tuzu ilave et
Sirke ve zeyitnyağını ilave edip bi tıkırdat kapat ocağı
Nane, maydanoz ve asma yapraklarını yolla içine şöyle bi karıştır bak tadına.
Dilimlediğin sarımsakları da at şimdi yine bak tadına
Sıcakken kavanozlara al, kaynamış sıfır kapakla kapa, ters çevir bırak bi gece gelin gibi süzülsünler bi köşecikte.
Sonra kavanozları doğru çevirip bi 15 gün bekleyelim ki, sebzeler fermente olsun, probiyotik katkı artsın. Sonra bir bir açarsın, açtığını buzdolabına koyarsın, afiyetle yersin.
Bu kadar.



Haaa de ki, yapmazsak ölür müyüz?
Ölmeyiz. Ama bak söyliim; ben niye yapmadım diye pişman oluruz orda burda görüp ;) Tecrübeyle sabit.Hemi de kavanozu açıp, hem sos, hem turşu, hem de garnitür, hemi de kahvaltılık niyetine yiyip bi ohh be çekerseniz yaşadığınızı anlayacağınızı hissediyorsanız e denemekten zarar gelmez, bu iş toplam 1-1,5 saatte bitiyor. Ayrıca ilave bilgi, turşu kıvamında yaptığınız bu tür işlerde kullanacağınız asma yaprağı -tein- içeriği sayesinde sebzelerinizin yumuşayıp pörsümemesine katkıda bulunur, kıtır kıtır yapar. (Ben de pörsümemek için her buldukça yaprak yiyorum ;))
Çok defa demişimdir, evde asma bulunması gerçek bir ayrıcalıktır. Yıllarca dua etmiştim bi asmam olsun diye ;)) Bak bu da üzümlerimiz, gelin üzümü, hani şu sert sert kütür kütür ama tastatlı olanlardan;


Böyle işte.
Yarın mübarek resmi tatil. Bu sevinçle geçiriyorum şu son saatleri. Zafer Bayramı diye seviniyorum yanlış anlaşılmasın.
;))


27 Ağustos 2019 Salı

Kollagen, çınar filan

İşim mucizelere kalmışsa da denemekten vazgeçmiyorum, ne demişler "umut fakirin ekmeği ye mehmedim ye"
;))
Efenim Spil'den, hemi de tam tarifledikleri gibi beş parmak çınar yapraklarını toplamıştım, yıkadım, kurumaya bıraktım. 15'er günlük bir yada iki kür yapıp deneyeceğim. (Bilmeyen kalmadı sanırım ama tekrar yazayım, dizlerimdeki eklem sıvılarım tamamen bitik, kireçlenme maksimum, menisküs filan da kalmayı diz kapağı ameliyatı olmayı geciktirmeye, ağrılarımı dindirmeye çalışıyorum efenim) ;))


Ve bu arada Almanya'dan bu 30 günlük Kollagen kürü geldi denemem için. Normalde 3 kür (90 gün)bitirirsem iyi olacağımdan kimsenin şüphesi yok, deniyorum bakalım. Birkaç hafta sonra iyiye gidiş olursa devamını tedarik etmeye çalışacağım, aynı dertten muzdarip olan varsa bilgi de vereceğim.


Mualla'nin çimlere uzanıp öylece orada durmak gibi bir hobisi gelişti. Çimleri sulamadan önce seviyor, ıslaklıktan gıcık kapıyor ama ;))


Havalar aşırı sıcak. Büyük kızımcığımın okulu haftaya açılıyor, hafta sonu Denizli yolculuğumuz var dolayısıyla. Çamaşır, ütü, valiz, alış-veriş, vs vs ve yeni yurt için yeni hazırlıklar. Çok yoğunuz yine çok şükür, Allah sağlık versin diyoruz.
Hiç işim yokmuş gibi öğle arası gittiğim pazardan kıl biber, domates vs aldım kaşık turşusu yapıcam akşam yemekten sonra. Haa bi de güğer aldım (taze soğan elde edeceğimiz minik soğanlar yani, dikmek içün) Domatesler sökülmeli, çapa yaptırılmalı, gübrelenmeli vs vs çok işim var.
Hadi öptüm ben.

26 Ağustos 2019 Pazartesi

Spil

Şuraya bir kaç huzurlu fotoğraf bırakıp kaçayım.
Aşık oldum Spil Dağına çünkü...









Bu da "alışmış kudurmuştan beterdir" in izahı gibi dursun burda zira orada yaptım ;))



21 Ağustos 2019 Çarşamba

Henry Van Dyke / güzel cümleler...

Sahip olduğunuz yetenekleri kullanın; orada en iyi şarkı söyleyenler dışında hiç kuş şarkı söylemediği takdirde ormanlar çok sessiz olacaktır.
Henry Van Dyke

Bu cümleleri duyduğumdan itibaren çok seviyorum, kendime de kızımcığımlarıma da salık verdiğim onca şeyin özeti gibiydi. Hep gözümüzün önünde olmasını istedim, henüz bitirmediğim ama aralara ailem için önemli olduğunu düşündüğüm bir sürü anlam yüklemeye özen gösterdiğim bir şeyler çıkacak gibi...




Renkleri iç içe geçirmeyi sevdiğim gibi, teknikleri de içi içe kullanmayı seviyorum. Soyut, kolaj ve rölyef pasta var şimdilik. Başkaca bir şey de ilave eder miyim bilemiyorum.

Bu da bi gece uyku öncesi oyunlarımızdan;


19 Ağustos 2019 Pazartesi

Öleyim mi, öldüreyim mi cinsinden...

Geçen hafta bir gün işten eve geldiğimde bahçe saksılarımdaki pek çok çiçeğin yolunmuş, parçalanmış, kırılmış, atılmış olduğunu gördüm. Hele hele bin bir emekle yıllardır çoğaltmaya uğraştırdığım minik kaktüs arajmanımın olduğu saksı tarumar edilmiş. Kalanşolarım, onbir ay çiçeklerim gövdelerinden defalarca kırılıp parçalanmış. İpek çiçeklerim -ki bahardan beri anneciğim de çok sever diye defalarca alıp dikmiştim, arada sırada bir kaç kök almak için parçalanmış görüyordum, merak ediyordum ama yenisini alıp aynı yere dikiyordum filan-  Hüngür hüngür ağladım. Çok ama çok üzüldüm, anlam veremedim.
Babam bi akşam bahçede armut koltuklara oturup dinlenirken kulağının hemen dibinden büyük bir taş parçası geçmiş, çok korkmuş, aniden öylece -ne oluyor, bu ne?- filan diye bağırınca, içerden yanına koştuk. Evet kocaman bir taş parçası vardı çimlerin üzerinde. Ani bir refleksle arkasına bakan babam bi gölge görmüş, şu tarafa gitti dedi, arkasından biraz koştuk ama hiç bir şey görememiştik. Ve buna da çok ama çok tedirgin olmuştum çünkü hiç böyle bir şey yaşamadık daha önce orada. Ve babam da yaşlı bir insan haliyle, ya o taş kulağına gerçekten gelseydi kesinlikle parçalardı, kocamandı.
Sonra geçen cuma günü bizimkiler dolaşmaya çıkmışlar ben de her gün geldiğim saatten bi yarım saat önce geldim eve ve yaklaşırken bi kımıltı gördüm, yavaşladım, asmaların arkasına gizlendim. (İtiraf etmeliyim yüreğim ağzıma geldi, ne göreceğimi bilememek ürküttü) Baktım bir çocuk, son kalan büyük dikenli yuvarlak kaktüsün başında elinde bir aletle (muhtemelen dikenleri batmasın diye) bir şeyler yapmaya uğraşıyor, etrafı gözetliyor ama bu arada. Tam elindekini daldırırken bitkiye, "ne yapıyorsun sen çocuk?" diye bağırarak ortaya çıktım, çocuk kaçtı ama kaçarken ön eve girdiğini görebildim. Saksıların olduğu yere tekrar gittiğimde ise yine birçok yapraklı bitkimin parçalanıp yere atıldığını gördüm, titremeye başladım. Olaylara şahit olan eşim önce beni sakinleştirip bir sandalyeye oturttu ve komşuya gitti. Ağlayarak ve dehşet derecede sinir olarak, yerimden kıpırdayamadan bekledim. Geldi. "Anlattım durumu, çocuğun annesi, bi daha yaptığını görürseniz izin veriyorum, kızın, bağırın, hatta dövün gibi anlamsız cümleler kuruyordu, sözlerimi tamamlayamadan döndüm" demez mi!... Daha da çıldırdım. Tamam çocuk yaptı ama bu kaçıncı kez başımıza geliyor diye geçmiş olaylarla da bağlantı kurup, daha da sinirlendim bir yandan. Bir yandan babamın o akşam şuraya kaçtı diye gösterdiği yön de o evi işaret ediyordu. Çok zor sakinleşmeye çalıştım, bahçede söylendim aslında annesi duysun diye ama o sinirle kapılarına da gitmek istemedim çünkü zaten titriyordum ve eşime verdikleri cevap yeterinden fazla kötüydü, serde de komşuluk ilişkilerinin ne kadar önemli olduğunu, her ne olursa olsun üzmemek, kırmamak gereğini bilmek vardı.
Ve dün akşam üzeri (denizden dönüşte), yine birkaç kök ipek çiçeğinin söküldüğünü gördüm, bahçede "ya hu Allah aşkına, bir çocuğa bir canlıyı -hem de defalarca- öldürmenin ne yanlış, ne acımasız, ne cahil bir davranış olduğunu ben mi öğreteceğim, yazıklar olsun anasına, babasına, doğurup doğurup sokağa salıp çocuğunun ne yaptığını bilmeyen kontrol edemeyenden ana baba mı olur, terbiyesizler..vs vs" derken bizde misafir olan teyzem geldi yanıma, sus kızım, sakin ol kızım filan. Yine ağlayarak içeri girdim. Kızım bir müddet sonra balkonu yıkamaya çıktı ve hemen tekrar içeri girdi "anne bi kadın bizim saksıları inceleyip, beni görünce kaçtı" dedi. Ben bi hamle yaptım ama teyzem peşimden geldi beni içeri gönderdi. Bi yarım saat geçti, teyzem tekrar eve geldi, çocuğun annesi (kızımın gördüğü kadın) demiş ki, "amma yaygara koparıyor, bugün yolmadı o dünkü yolduğuydu, kökünün kurumasına bakarsa bugün sökülmediğini anlar, amma çiçek delisiymiş, kız diyoruz, bağır diyoruz, hatta dövün diyoruz, hala ne yaygara koparıyor kadın (o ben) anlamıyoruz" (ve şok... Neee? Dün de mi yolmuştu? Ve sen bunu biliyordun?)
Ölür müsün, öldürür müsün?
Bu komşular Bodrum'da epeyce ünlü bir restoranın sahipleri. Zincir restoranları var her yerde. Maddi açıdan çok zengin oldukları gayet belli. Adam, yeğeniyle bu evde yalnız yaşıyordu, zaten çoğu zaman evde bile olmazlardı, çok tanımıyoruz bile, aileleri memleketlerindeydi, (Elazığ) geçen yılın sonu gibi filan taşındılar eşi, çocukları. Ve ben geçen yıldan beri bahçeyle daha çok ilgilendiğimden mi farkındayım acaba yada benden kaynaklanan arızalar mı acaba diyerek üstleniyordum pek çok şeyi. Meğer zır cahil, sevgisiz, patavatsız ve sorumsuz komşu yüzündenmiş. Gülleri fidelemiştim, tuttu bir sürü bahçeye ektim mesela, birer ikişer sökülmüş buldum, "acaba çok mu yüzeye dikmiştim?" diye düşünmüştüm zira çünkü zinhar aklıma gelemezdi, bir insanın sökmüş olabileceği.
Kadınla konuşmaya kalksam, bana da benzer şeyleri söylerse ki -muhtemel olan o- elimden, dilimden bi kaza çıkar diye korkuyorum kendimden. Eşim çocuğun babası olan adama denk gelmeyi bekliyor konuşmak için ama ben bundan da korkuyorum zira adam da aynı cevabı verirse eşimin dayanabilitesini de tahmin edemiyorum. İşte böyle manyak bir durumun içindeyim/içindeyiz ailecek.
Aklımdaki sorular;
-Bugün acımadan, bıkmadan, uyarılmadan bitkileri paramparça eden bir çocuk yarın neler yapmaz?
-Bugün gücü savunmasız bitkilere yeten, onları güzelliklerine aldırmadan zarar veren, öldüren bir çocuk yarın gücü kuvveti de yerinde olunca hayvana, insana, eşine, çocuğuna vs daha beterini yapmaz mı gerçekten?
-Bugün "alt tarafı çiçek, amma yaygara koparıyorsunuz haa!" diyen bir anneye sahip olan çocuk için yapılabileceğimiz ne vardır?
-Bugün bunu diyebilen bir kadınla komşuluk ilişkisi nasıl yürütülür?
-Eşimi göndermeli miyim göndermemeli miyim adamın yanına? Ya başka şeyler olursa? (Çünkü karşı tarafın öyle bir kapasitesi olma ihtimali de var duyduğum kadarıyla)
-Bahçemden, saksılarımdan, çiçeklerimden vaz mı geçmeliyim her gün üzülmemek için?
-Niye bu kadar zor?
-Neden bu kadar sevgisizlik, saygısızlık, sorumsuzluk?
-Nedir zenginlik?
..

..
Öyle güzellerdi ki halbuki...

16 Ağustos 2019 Cuma

Gitmediler

Buralar halâ çok kalabalık. Gitmediler.


Normalde 7 dakikada gittiğim yolu dün akşam üstü 1 saat 14 dakikada aşabildim. Vır vır edenlere söylüyorum, bizim normal hayatımıza da siz bunun gibi çok şeker etkiler yapıyorsunuz ve biz bundan söylenmiyorduk bile. Artık söyleniyorum. "Okullar açılacak, az kaldı, hadi herkes kendi cennetine gitsin. Reçeldir, turşudur, salçadır, tarhanadır, konservedir, dondurucuya atılacak sebzedir vs hiç başka işiniz yok mu sizin?" diye söyleniyorum genellikle. Diyorum ya canımı burnuma getirdiler bu memnuniyetsizler. Sürekli kornaya basıp, pencereden sövüyorlar ona buna, pisler. Alışık değiliz biz kendi normal düzenimizde bu tip saygısızlıklara ve hatta onun için pek çok büyükşehir avantajlarını bile bir kenara itip, buralarda yaşamaya çalışıyoruz, bi de böylesini düşünseler.
Bayram öncesi cuma günü araç beklerken aylardır adım atamadığım pazara uğradım bi beş dakika. Kabak çiçeği satıyor bi teyze, alsam mı, yapsam mı, zaman bulabilir miyim ki doldurmaya diye ben düşünürken, İstanbul sosyetesi, bol botokslu bi genç teyze(!) yanaştı. Konuşma söyleydi,
- Aaaaa, buuu neee, ne şekerlerrr, içiçe geçmiş bardak gibiiii, kaç lira bu çiçeklerrrr?"
- 50 tanesi 10 lira, gabak çiçeği u, dolmasını yaparız biz, pek şatır olu.
- Aaaa valla mı? E ama çok ucuzzzz, tek tek elle mi topluyosunuz bunları teyyyzeee? (Köylü kadıncağız, yiyor tabi bütün gün güneşi, hem de koruyucu sürmeden, e haliyle ameliyetı filan da yok en estetiğinden ve yaşı eminim ki daha genç aslında ötekinden amma hayat işte, gözü kör olsun derler ya, ondan)
- He gülüm, neremizle topleycez, tabi ki elimizle, zabağnan, erden toplar getirriz bura.
- Ayyy, bizim kadın (kadın? evet evet "bizim kadın" dedi) biliyoo mu acabaaaa, dur bi sorim ha, dur bakimmmm
- Sor bakam da ben annadıverem istersen sana, pek goleydir yapması bunun.
- Aaaa ben, yok ben değil de, evdeki yemekçi kadına sorcam teyyyzee..
- Ee temam, e had so baken.
Daha da dinleyemedim. Şu kısacık konuşmada kaç yanlış var diye LYS'de sorsalar, çocuklar full çekerdi yeminle.
Sonra da gene vır vır ediyosunuz, "Bodrum çook pahalı be güzelimmmm"
Senin yüzünden u.
.
.
.
Akıllı uslu, severek ve saygı duyarak gelip gidenleri ve şikayet etmeyenleri tenzih ediyorum Biline.

9 Ağustos 2019 Cuma

Cuk diye oturan cümlelerden...


"Yaşamları boyunca bazı şeylerin ancak bir yudumuna kavuşmanın bedelini özünden, iliğinden ödemek zorunda kalan insanlar vardır. Bu onlar için hep yeniden yaşanan bir acıdır ve sonra artık acı çekmekten yoruldukları zaman..."

Alphonse Daudet / Değirmenimden Mektuplar (Lettres de Mon Moulin)

8 Ağustos 2019 Perşembe

En harika şikayet konusu:Bodrum, aman siz etmediyseniz kaçırmayın!



Aslında kişisel olarak işlerin pek de iyi gitmediği ve hem bedenen hem ruhen yorgun olduğum günlerde olduğumu hep yazıyorum son zamanlarda. Ama bir şey daha var ki canımı yakmaktan öteye geçiyor çoğu zaman.
Bodrum'da yaşıyorum biliyorsunuz. Tam 25 yıl oldu. Bunun son 10 yılında kamu kurumunda çalışıyorum. Tabiri caizse, eşşekler gibi hem de. Bilen biliyor. Ve Bodrum Bodrum deyip, her yıl şikayet edip, ertesi yıl yine gelip ve yine şikayet edip ve de eminim ki seneye yine gelecek olup, denizinin güneşinin benden çok tadını çıkarıp, zevklerini bitirince dinlenme saatinde de klavyesinin başına geçip, bol keseden hepimizi suçlayıcı, maksadını uzak eleştirilerinizden bıktım, usandım.
Bakın.
Bodrum yerleşik olarak 160.000 nüfusa sahip bir ilçedir. Türkiye'nin diğer 160.000 nüfuslu neresi varsa aldığı ödenek o kadardır, Bodrum diye bir ayrıcalığı yoktur. Alt yapı, üst yapı vs vs tüm bunlar için devletten aldığı paydan bahsediyorum.
Devlet, planlama yaparken, ödenek ayırırken bura Bodrum, ora Çemişgezek diye bakmaz. Ve belediyelerin en önemli yatırım kaynakları da bu ödeneklerdir. Ama yine de ellerinden gelenin fazlasını yapmak zorunda kaldıklarından sürekli oraya buraya borçludurlar ve hatta bazıları personelinin maaşını bile ödeyemez durumdadır. Bu da Bodrum'a özgü değildir, neredeyse tüm belediyeler için durum aynıdır. Konu aynıdır aşağı yukarı.
Bodrum 160.000 nüfusa hizmet edecek kadar, (İçişleri Bakanlığının belirlediği norm kadro sayısı kadar) personel çalıştırarak kamu hizmetlerini yürütür, her yerde olduğu gibi. Yani nüfusumuz 1 milyon olmuş, 2 milyon olmuş, norm kadro sayısı için devlet bi ekstra güzellik yapmaz, belediyelerin yada diğer kamu kurumlarının ekstra personel almasına izin vermez, dolayısıyla kurumlar o sınırı hep korumak zorundadırlar..
Bodrum da diğer yerler gibi, 160.000 nüfusu göz önüne alınarak tesisler ve alt yapı planlanır zira bakanlıklarca başka şeye izin verilmez. "Buraya yazın 1 milyon-2 milyon insan geliyo ama yaaa" diyerek arıtma tesisi planlatmaz mesela. Siz planlarsanız da izin vermez. (Bu tamamen başka teknik detaylarla da ilişkilidir, zira 1 milyon kişilik tesisi de bölüp parçalayıp, kışın 160.000 kişiye göre de çalıştıramazsınız genel olarak)  Önceden planlansın diyorsunuz ya, yok işte öyle kolay değil o, siz de planlayamazsınız, nereden bileceksiniz 1 milyon mu gelir, 2 milyon mu gelir, denizden mi gelir, günlük mü gelir, haftalık mı gelir, hangi aralıkla gelir?)
Bodrum'da su miktarını da devlet seni baz alarak değil, 160.000 nüfusu baz alarak planlar.
Bodrum'da ulaşım hizmetleri de da aynı kriterlere tabidir. 160.000 nüfus, nokta.
Bodrum'da temizlik işleri de aynı kriterlere tabidir. 160.000 nüfus, nokta.
Bilip bilmeden öyle acımasız eleştiriyorsunuz ki!!! Canımızı burnumuza getiriyorsunuz!!! (Üstüne alınmayacaklar lütfen kenara ayrılsın zira lafım ötekilere, klavye kahramanlarına)
Evet acımasızsınız!!!
Hep, hizmet bekleyen taraftan bakıyorsunuz ya, biraz da benim gibi, bizim gibi hizmet eden açısından bakın bir de...
Bizler 160.000 nüfusa göre planlanan tesislerde, alt yapıda, üst yapıda, yine o 160.000 nüfusa göre planlanan (izin verilen) kişi sayısı ile hepinize, 1 milyona zaman zaman 2 milyona yetmeye, yetişmeye çalışıyoruz. İstisnalar hariç, her birimiz en az 3 kişilik iş yapıyoruz bu sezonda. Dolayısıyla kışın da zannettiğiniz gibi yan gelip yatmıyoruz çünkü sayımız zaten kış nüfusuna zor yetiyor yine de. Ben yaz başından bu yana geceleri şanslıysam 3 saat uyuyorum biliyor musunuz? Neden? Aman terfi merkezlerimiz, atık su hatlarımız, atık su arıtma tesislerimiz taşıntı vermeden, 24 saat kontrolle ve en az hasarla çalışabilsin diye! Neden biliyor musun? Senin, eline kitabını yada cep telefonunu alıp klozete oturup, dakikalarca ürettiğin atık suyun, sifona basmanla nereye gittiğini ve bizim onunla bu yetersizlikte nasıl çalıştığımızı bilmediğin için! Hiç aklına geliyor mu, sifona basıp gönderdiğin o atık suyla benim arkadaşlarım kasık çizmeleriyle 24 saat nasıl ve ne şartlarda mücadele ettikleri? Sanmıyorum. Edebilseydin bu kadar vahşileşemezdin.
Sen, cep telefonunla Bimer'e, Cimer'e yazıp, bizden sürekli şikayet ediyorsun ya, boru patladı gelmediler, (çünkü emin ol biz o sırada beach club'da güneşleniyoruzdur), sularımız kesik (depo yaptırmadın para harcamayayım diye yada hoyratça kullandın ya olduğu zaman o suyu, ve unutma su da sana göre değil 160.000 nüfusa göre planlanmıştı ya hani), tamir için yolu kazdılar asfaltmadılar(çünkü olası çökmeler beklenir, aynı gün asfaltlanamaz yada asfalt yapacak personel sayısı da sana göre planlanmamıştır zaten) ıbıdık gıbıdık, yazdıkça sinirleniyorum. Otur bir düşün, niye Bodrum'a geliyorsun o halde? Madem her şey bombok, niye gelip gidip bizi suçluyorsun? Geçen hafta kanalizasyon patlağına kasık çizmesiyle giren (evet evet senin ürettiğin bokların arasına yani) ve ayağını burkan arkadaşımı kenara oturtup bekletirken, her birimizin içi cız ederken, sen fotoğraf çekip yolluyorsun ya "bakın bakın, bunlar çalışmıyor, oturuyor" diye... El insaf! Allah, hepinizi bildiği gibi yapsın. Bahçede budadığın ne varsa çöpünle  getirip dereye dök, sonra da yağmur yağdığında sel bastı dere kirliydi de mesela sen. Bahçe atıklarının çöpe atılmayacağını, belediyeyi arayıp onlara aldırmayı ne biliyor ne de akıl edebiliyorsun çünkü. Yada gel evsel çöp için ayrılan çöp kutularına dök, sonra ora dolduğu ve temizlik aracının da temizlik saati, günü olduğunu bilme, bilsen de bu kurala uyma ama fotoğraf çek yolla Cimer'e.
Bütün bunları yapmak için söz sahibisin değil mi? Çünkü sen bizim, zor şartlarda kabul ettiğimiz, sevmeye çalıştığımız yazlıkçı yada misafirsin ve bizim sahibimiz.
Ne acımasızsın!!!
Bütün yaz henüz 1 kez, kardeşimin ısrarı ile 20 dakika denize girdim bi akşam, biliyor musun? Ben senin için ekstra ekstra çalışırken ne beş kuruş ikramiye ne de fazla mesai alıyorum biliyor musun? Sadece ekmeğime saygımdan patlıyor bazı günler atık su borusu üzerime, nasıl hoşuna gidiyor mu?
Milyon dolarlık yatındaki atık suyu, sintine suyunu nereye boşaltıyorsun? Söyle bakalım, nereye? Nereye biliyor musun? Denize. Yada limandaki kanalizasyon hattına. Kaçak. Sen de boşaltınca ne oluyor biliyor musun o sintine? Atık su tesisime geliyor ve biyolojik tesisimi yerle yeksan ediyor. Ama Türkiye'nin sayılı zenginisindir, mutlak bir şeklini bulursun işini böyle hoyratça halletmenin hiç olmadı şikayet edersin bizi olur biter.
İnsan bu kadar eleştirip her yıl yine niye gelir arkadaş?
Haaa, gücün yetiyorsa Bodrum'un ödeneği artırmaya çabala. Eğer eleştirilerin yapıcıysa gerçekten, personeli yada kurumu şikayet etmek değil sorunun ana kaynağında şikayetini başlat. Sen devletin kurumunu devlete şikayet etmekten korktuğun için gücün yerel çalışana patlayacak boyutta düşünebiliyorsun tabi ancak. Su mu yok? Bu ülkede su kaynağı sağlamak Devlet Su İşleri'nin görevidir, bunu bil. Arıtma tesisi mi yetmiyor? Arıtma tesisi için bütçe veren ve de kapasiteyi onaylayan bakanlığın kim olduğunu bil önce. Yok öyle kanalizasyon hattının olmadığını ama şahane manzaralı yere villanı kondurup, kaçak kuyuyu açıp sonra da vidanjör parası vermeyeyim diye sokağa salıp, "caddelerden bok akıyor" fotoğrafı çekip facebook'tan paylaşmak, yok öyle!!! Yok öyle telefon numaramızı bulup, gecenin 2'sinde arayıp, çoluğumun çocuğumun, kocamın yanında "evde su yok, sevgilimle fanfini yapamıyorum, ya su ver, ya sen gel lan" diye bağırınmak. Terbiyesizsiniz!!! Dün gece Gümüşlük sahil hattı taştı, neden biliyor musunuz? Kanalizasyon hattına sizden birinin attığı nevresim yüzünden. Ve biz uyumadık ve siz yine bizi şikayet ettiniz. Eğlenceli di mi?
Bunlar yapıcı yada problemi çözücü eleştiri değil. Değil. Değil işte. Bunlar ne biliyor musun? Bunlar vahşice saldırı. Emin olun ki, sizlerden bir tane hakaret duymak istemezdik şayet bizim elimizde olsaydı her bir çözüm.
Lütfen...
Lütfen bizim de insan olduğumuzu unutmayın. Lütfen her telefonunuzda küfretmeyin bize. Lütfen her iletişiminizde kendimizi boktan hissetmeyelim zira yeterinden fazla sizinkilerle uğraşıyoruz. Lütfen bizim de birer anne, birer baba, birer evlat olduğumuzu unutmayın!!! Zira kocam duysa gider bulur, katil olur, aman duymasın diye bin bir takla atıyorum her seferinde.
Lütfen sadece insan olun. Ve lütfen bir insana vahşice saldırmayın. Eleştiri, dozunda, zamanında ve etkili yere ise güzeldir. Yapıcıdır. Aradaki ayrımı lütfen ayıklayın ve Bodrum şikayetlerinizi bir kez daha düşünün. Baktınız iğreniyorsunuz, baktınız bizden bi bok olmuyor, baktınız tüm yöneticiler beceriksiz (ki bu seçimi de sizler yapıyorsunuz), baktınız her yer bombok, gelmeyin buraya. Geldiğiniz yer cennetti zahar...
Al sana cehennem Bodrum...Nasıl? İğrenç di mi?



(Not: Biliyorum ki bu yazının da burda kalması fayda sağlamayacak ancak başka da çarem yok çünkü ben o şikayetçiler gibi bunu orda burda yayınlarsam ekmeğimden olurum. Güncemde dursun diye buradadır, başka mana aramayın)

29 Temmuz 2019 Pazartesi

iki vir vir edicem

İki vir vir edip gidicem.
Yalıkavak'ta dün gün batımı şöleydi; (Fotoğraf için söyleyecek şey bulamadım) ;))

Fotoğraf: Mehmet Deniz
Ve
Beni katiyen dinlemeyen ustam "makinenin hiç bir şeyi yok" dedi. "Ben ustayım" dedi ve asla dinlemedi beni telefonda. Neyse işte dikiş ayağı işliyo amma mesela hala masura sarmıyo bin takla atıyorum. "Kullanmayı bilmiyo" demiş, evdekiler de bana gülüyo amma aynı makineyi annemim açıp, söküp, kapatabildiğini unutuyolar. Neyse işte iğne değiştirdim filan derken eh işte mırın kırın çabalıyo accık dikmek için ;))
Babamcığım ve damatcığım da geldiler, cümbür cemaat geçiyor günler. Buna çok seviniyorum. Ben kalabalık aileyi çok seviyorum. Hele bir de onların gülen yüzlerini görürsem değmeyin keyfime.
Şimdi işe döneyim, akşam da oluyor zaten, öptüm.

24 Temmuz 2019 Çarşamba

Aman işte yine gıcık gıcık şeyler

Ofisteki internet hattı gitti dünden beri.
Üstüne üstlük halen gelecek kumaş kargoları varken, dikiş makinem bozulmuş, annem çok uğraşmış. Servis bulmak ölüm, bulsak da olur mu olmaz mı şüpheliyim. Yeni makineler ateş pahası :((( Ben desen en az makine kadar bozuğum, üstelik özel servisim de yok ki tamirim olsun, yetkili servisin de zaten bana acıdığı yok :(( 10 parça kumaş kargoda, e bi 20-30 da evde var. Ne halt edicem şimdi ben? :(((
@çokgıcıkoldum
Bu yazıyı da telefondan yazıddurum du bakam olcak mı?
Hatta bi de resim koymayı deneyeyim, bakam olcak mı?