5 Kasım 2021 Cuma

Aziz cuma 05.11.2021

 Sonbahar her türlü olağanüstü güzelliğiyle yaşanıyor, ne güzel isimlendirilmiş, SARIYAZ... Bu renklere bayılıyorum... Doğanın renklerini gördüğüm bu ipleri tesadüfen görünce almadan edemedim.


Küçük oğluşuma ev yeleği diye niyetlendim, bakalım nasıl olacak... 7-8 yaş ölçüleri, hele de biraz uzunca yapayım, kasmasın azcık da geniş olsan derken neredeyse 38 beden bir mamüle denk geliyor, çocuk yeleği deyip geçmemek lazımmış, yeniden aklıma geldi ;)) İlk defa tığ işi lastik denedim, hoşlandım.


Aslında kızımcığımlarıma boyunluk, bir örgü çanta daha, hırkaya dönüştürürüm diye örmeye başladığım motifler vs derken bir sürü yarım işim daha var. Hangisine gönlüm kayarsa bi yarım saat bile olsa onu örüyorum, hep aynı şeyden sıkılıyorum bazen. O yüzden renkli şeyler örmek hep iyi geliyor bana ama bir yandan da açık uçuk renklere de tutkunum. 1.Boyunlukta epeyce ilerledim. Hafta sonu herşey planladığım gibi giderse biraz daha yol alabilirim inşallah ;)) Zira soğuklar iyice bastırmadan yavrulara ulaştırayım istiyorum.


Bahçe bir yandan sürekli temizlik istiyor. Arka bahçeye ektiğimiz soğanlar yenecek kadar olmaya başladılar, naneler budanmalı, ayvalar kısmen toplanmalı. Toplanan ayvaların bir kısmı pestile, reçele dönüşür mü, deneyeceğim ;))


Haftanın en muhteşem günü cuma hatta aziz cuma benim için, cumartesi de öyle, pazar öğleden sonra içimi afakanlar basmaya başlıyor. Ah emeklilik, ah... Gel. ;)))

Mutlu hafta sonlarımız olsun cümleten <3<3<3

1 Kasım 2021 Pazartesi

Cobblestone, pestil, tutamaç

 Bir bakımdan epeyce zor geçti ama geçti de bitiyor bile bir yıl daha. Yeni yılda dilek dilemeyi zaten beceremezdim ve hep sağlık olsun yeter derdim, yine aynı ruh halindeyim ama bu sefer çok daha üstüne basa basa diliyorum, hoş beni de kim takıyosa ;))

Benim cobblestone wrap bitti ;)) Bittiğinden sonra 1 hafta da ütülenmeyi bekledi, öyle uzağım ki şu ütü olayına, çok nadiren sevdim zaten.


Denizli de Uşak da çok soğudu, kızımcığımlarım bir iki haftadır kalorifer yakmaya başladılar ve sabahları da çok keskin soğukmuş, kuru iklim tabi. Benim Bodrum bebeleri dörder yıl da Muğla ayazını yaşadıkları için idmanlılardı gerçi ama 1,5 yıl eve kapanınca unuttular olmalı, çok üşüyorlar. Onlara göğüslerini ve sırtlarını tutacak birer boyunluk örmeye başladım, umarım çabucak biter. Kızkardeşim de ufak oğluşum Erdem için ev yeleği istedi, büyüyor yavru, boyunluklardan sonra da ona örerim, sonrası Allah kerim. 

Hafta sonu babamız annesine gitti, e zaten kızımcığımlarım da yok, kendi kendime 3 yalnız gün geçirdim, bol bol iş yaptım ama ne bileyim sevdim de sessizliği ;)) Sadece bir gece çok çarpıntım oldu korktum biraz o kadar.

Bu sene anjelik erik ağacımız çok bol meyve verdi, dağıt dağıt, ye ye bitmedi, bir kısmını marmelat yapmıştım bir kısmını da pestil yaptım, gayet de sevdim, tüm meyveler ile deneyeceğim gibi görünüyor.



Çocukların evlerini yerleştirirken tutacakları olmadığını hatırlamıştım (ki yanlış hatırlamışım, üstelik ben almışım bi de) onlara ve kendime birer tutacak örüp, pötikare kumaş ile astarladım, makine açmaya üşendiğim için de tüm dikişleri elde yaptım. Bir tane de kendime yaptım, denedim sevdim.


Üzerinden bir zaman geçtikten sonra geriye dönüp yaptıklarıma bakmak hoşuma gidiyor, bazen tekrar ilham geliyor, o yüzden bir gönderide bazen bir bütünlük olmuyor, rahatsız olan okuyucular olabilir affola, dediğim gibi sadece hatırgeç bırakma çabasıdır ;)) Zaten başlığa bakıp yazıyı okumaya devam ettiyseniz beni anlamışsınızdır diye umuyorum. Bir de belki, artık her şeyi anlık yaşamaya karar verdiğimdendir... Canım ne isterse o, kasmadan, yavaş yavaş, ister alakalı ister alakasız. Stres yükümü tamamen atmam gerekiyor, katı kurallarımı gevşetmem, hızımı düşürmem, kendime kıymetli muamelesi yapmam vs..

Taa belime kadar uzayan saçlarımı kısacık kestirdim. Kendi kuaförüm dükkanını kapattı, yeni birine güvenmek kolay olmadı ve nitekim istediğim boydan nerdeyse 10 cm daha kısa kesip, "bu çok kısa oldu" dediğimde,  "hayır hayır gösterdiğiniz foto tam bu boy, dalgalı olduğu için siz öyle görüyorsunuz" diye iddialaşmasıyla yıldırdı beni. Yaw ben zaten saçımın dalgalı olduğunu biliyorum ve yine dalgalı bir model fotoğraf gösteriyorum, anlaşılmayacak nesi var ve niye iddialaşırlar hiç anlamam. Saç benim, istek benim, ne diyosam onu yapsana şapşik diye sürekli vızıldayan iç sesimi bastırıp nasıl kendimi attım bilmiyorum. Neyse işte. Hem haksız olup hem de haklılık iddia eden herkesten çok gıcık oluyorum. Bir daha da gitmem olur biter, hayır arkamda gözüm olsa istediğim gibi ben kesicem netekim makas bile almışlığım ve kesmişliğim de var geçen yıl korkulu zamanlarda.

Öyle işte... ;)

28 Ekim 2021 Perşembe

28.10.2021 iç döküş

 Öğleden sonra resmi tatil başlıyor, bu demektir ki bu hafta sonu evde yığınla iş bitirmek lazım.

Uzunca bir süredir tansiyondu, şekerdi, demir eksikliğiydi, haşimatoydu, dizlerdi, astımdı vs derken sağlık sorunlarımla uğraşıyorum. Yeni perhizler, yeni ilaçlar vs derken üstüne eklenen diş sorunları da tuz biber oldu ve vallahi sıkıldım. Pandemi süresi boyunca idare ettim ettim, çok korktum diş işlerinden de, iyi mi ettim bilmiyorum, gitsem virüs kapar mıydım onu da bilmiyorum ama 2 dişim kırıldı, birini 2 ay önce yaptırmıştım, diğeri için de araya giren işler vs sebebiyle biraz daha ertelemiştim ki ne yazık ki artık tedavi edilemez boyuta gelmiş, haftaya çekilecekmiş, antibiyotik verdi doktor onu (da) kullanmaya başladım. Ne ironi ki virüsten korunmak adına ötelediğim her şeyden mağlup oldum. Belki de o kadar pimpirik yapmasaydım şu an daha iyi olabilirdim. Dolayısıyla ah pandemi ah pandemi, çoook yıktın geçtin be beni... 8 yıl önce bugün şu fotoğraftaki benden eser kalmadı...

Öte yandan, mesela artık kitap okuyamıyorum (yani istediğim düzeyde değil) ve buna çok üzülüyorum. Bu dönem üniversitelerin yüz yüze eğitime başlaması sebebi ile iki kızımcığım da başka şehirlerdeki evlerinde yaşamaya başladı yani artık evde sürekli ve düzenli yemek vs yapmam da çok lüzumlu değil. Buna rağmen kitap okuyamıyorum. Aklım sürekli onlarda. Ne pişirdiler, ne yediler, indiler mi, bindiler mi, sınavları nasıl geçti, internetleri düzgün çalışıyor mu, üşüyorlar mı, çok mu kahve içtiler acaba dan tut daha akla hayale zor gelen cinsten her şey sürekli kafamda dolanıyor. Henüz emekli olamadığım için akşama kadar mesai yapıp akşamdan sonra da dolu kafa. Gözüm hep telefonda, whatsaptan bir şey yazarlar mı, yemek tarifi isterler mi vs vs den arta kalan zamanlarda nispeten düzenli uğraştığım tek meşgale örgü örmek. Kolum da ağrıyor ama her şeyden uzaklaşıp azıcık da olsa beynimdeki basıncı sanki bi nebze hafifletebiliyor. Haber ve tartışma programlarına tamamen kapalıyım artık, dinlediğim, gördüğüm her şey feci sinirimi bozuluyor, anında tansiyonum fırlıyordu, doktorum da "izleme" dedi. Mastercheff yada netten dizi, film, youtube belgesel, bunlarla takılıyorum son 2 aydır.

Havalar şahane. Bodrum'da sarı yaz vakti, en en en sevdiğim. Çok kısa mesafeler yürüyebiliyorum ama buna rağmen o az zamanda gördüğüm her ağaç, her böcek, her nesne çok daha dikkatlice gözlemlediğim güzelliklere dönüşüyor, şükrediyorum, doğa gerçekten sesini dinlediğinde enfes. Eğer bir büyükşehirde yada normal şehirde yaşasaydım ne fena olurdu, çok şükrediyorum yaşadığım yer için, dinginlik ve güzellik için.


Bu mevsim hafta sonları azcık azcık gezmeye çok istekliyim. 2 yıldır kendime kurduğum ıssız dünyadan minik minik başlayarak bir süre ayrılmak ve normalleşmeye başlamak iyi gelecek. Umarım salgın tekrar kontrolsüz hale gelmez ve umarım bu normalleşmeye ben de ayak uydurabilirim.

Mutlu bir Cumhuriyet Bayramı coşkusu duyacağımız, çok güzel bir hafta sonu diliyorum hepimize.

20 Ekim 2021 Çarşamba

Çantalarım

 Tam bağımlıyım el örgülerine...

Bunlar yazın ördüklerim. Plaj çantası olarak, astarsız, fermuarsız, çok hafif olsun istedim. At havlunu, mayonu, oldu bitti gibi. Ha yumuşacıklar bir de, hakikaten pamuk gibi...

Bu neon sarıda konsept çiçekler...


...Bu turuncuda konsept ifadeler


Bu konsept deniz.. 


Bu konsept kurtçuklu ;))


İpler, örmeye bayıldığım alize angora cotton gold. 

Bir süredir daha doğrusu sağ kolumda 5 yıl önce geçirdiğim lenfanjitten sonra çok hafif çantalar aramaya başlamıştım çarşıda. Koluma hiç yük bindirmemem gerekiyordu. Sonrasında her iki dizimde başlayan sıvı kaybı sebebiyle dizlerime de yük binmesin diye bu istek perçinlendi. Sonra bu ipleri, kağıt ipleri filan keşfettim, ona göre model seçtim, hepsinde amaç en şık ama dediğim gibi mecburen en hafif olması idi. Artık çoğunlukla kendi ördüğüm çantaları kullanıyorum.

Falan filan işte ;))

(Uzun süredir yazmıyorum, kendimi çok acemi ve çok tuhaf buldum bu satırlardan sonra. Unutmuşum yazmayı yaaa ;))

7 Ekim 2021 Perşembe

Minik mutluluklar

 Bazen sadece neşeli bir şeyler yapmak istiyorum. Gezip tozmaktan korkar olalı beri oturduğum yerden böyle minik mutluluklar yakalamaya çalışıyorum. Uzun boylu işlere girmek istemiyor artık canım...



Bu sukulenti ve neşeli mantarları küçük kızımcığımın evi için hazırladım, en kısa zamanda götüreceğim, baktıkça mutlu olur inşallah.

5 Ekim 2021 Salı

Yeniden merhaba

 Neredeyse 1 yıl olacakmış, çok özlemişim buraları.

Yoğun ve yorgun ve yangınlı ve çok sıcak ve çok stresli günlerin, haftaların, ayların ardından -her şeye rağmen- yeniden başlamak lazım galiba. Başka da yol görünmüyor.

Ufak ufak yazarım belki, yazmadığım zaman çok kötü hissediyorum.

Görüşmeler olsun o zaman...

31 Aralık 2020 Perşembe

Deve garnı yarılmış olmalen Bodrum'da

 Dün iş çıkışı eve 1 saatte gelebildim. Bodrum inanılmaz kalabalık peki hani seyahat yasağı vardı? Tepenin göründüğü noktaya kadar bakarsanız ne demek istediğimi anlarsınız ;) Dün Bodrum'un yerlisi bir arkadaşım aynen şöyle dedi; "hem firüs va deyola hem kıçlarının üstüne oturagomeyola. Yollada arabadan geçilmedduru. Deve garnı yarılmış olmalen Bodrum'da"

;)))


Son bir haftayı yılbaşı kartı hazırlamakla geçirdim. Halen de göndermek isteyip yetiştiremediklerim vardı hatta. 3 gün önce Ptt'ye gittim, sabah 8:30'du açılmamıştı, 09:00'da açılıyormuş meğer. İşe geç kalacaktım bekleyemedim, akşam üstü uğradım karttan çekim yapmazlarmış, nakit param da yoktu veremeden eve döndüm. 2 gün önce izin alıp 09:00'da gittim sistemleri yoktu veremedim, akşam üstü tekrar izin alıp gittim, devasa bir kuyruk vardı, 10 dk bekledim, daha da beklesem bile sıra bana gelir görünmüyordu. Dün sabah tekrar gittim 09:00'da açık değildi, 10 dakika daha bekledim açılmadı işe gittim mecburen. Öğleden sonra bizim tesisteki arkadaşlara rica ettim yemek molasından dönerlken versinler diye, 13:00'de uğramışlar kapalıymış, 13:30'da açılırmış. Vardiya değişiminde çıkan arkadaşa rica ettim, tamam bu sefer bingo. Ptt kargoya vereceksin demiştim, telefon açtı "bunları tartıyorlar" dedi, "evet doğru tartarlar, sen ver" dedim. Tamam hallettim dedi, defalarca teşekkür ettim. Bu sabah para üstü getirdi. Eee bi terslik var bu kadar az tutmamalıydı dedim, "valla öyle aldılar" dedi. Biraz önce kazı yerinden dönerken içim rahat etmeyip Ptt'ye uğradım "size indirim mi geldi, dün şu kadar kargo gönderdim şu kadar ödeme almışsınız" dedim. "O kargo değildir" dedi, Nasıl yani? ;(( "Tartmışsınız ama kargo işte" dedim. "Biz normal postayı da tartıyoruz" dedi. Hiç duymamıştım normal postanın tartıldığını daha doğrusu hiç güvenmediğimden böyle bir teşebbüsüm dahi olmamıştı şimdiye kadar. Meğer... Yani benim postalar artık ne kadar zaman sonra sahiplerine ulaşır bilemiyorum, çok ama çok üzüldüm. Eh biraz benim cahilliğim biraz da el eliyle yılan tut işi.


Her şey kısmet işi, bir kez daha anladım. Sen ne kadar çabalarsan çabala iş olacağına varıyor.

O yüzden; çabalamadan gelen mutluluklara talibim artık. En azından çabaladığım halde gelen mutsuzlukları istemiyorum artık, o bile yeter.

Hoş gel 2021.


30 Aralık 2020 Çarşamba

30.12.2020

 Yarısı teselli, yarısı kahır olan şu dünyada, yarın kimseye vaad edilmemişken, ertelemeden, durduk yere gelen kokuların peşinden iz süreceğimiz, ya düşersem değil, ya uçarsam diyebileceğimiz ... diye bitirmişim geçen yıl son yazıyı... Bu yıl yaşadıklarımızı düşününce hayret ettim nasıl da tutmuş diye... Bu da bu yılın son yazısıysa madem; bol bol huzur diliyorum yeni yıldan. Huzur varsa geri kalan her şey tamamdır diye düşünüyorum.

Aşı kısmen bir umut tabi. Sıra ne zaman bize gelir bilmem ama inaktif aşıyı tercih ederim doğrusu tabi seçme şansımız olacaksa, olmayacaksa ötekine de tamamım zira bu endişeyle aralıksız-dönüşümsüz sürekli işe gidip gelmekten çok yıprandım. Misal, yarın bari yarım gün olsaydı... ;((

Dün Milliyet'te yazıyordu, bunca yasağa rağmen Bodrum 900.000 kişi olmuş. Aslı vardır zira son hafta uzun trafik kuyrukları daha da uzamıştı. Bu yıl yazdan hiç farkı yok buranın. Daha güvenli buldukları kesin yazlıkçıların ama miniminnacık bir devlet hastanesi ve bu nüfusu asla kaldırmayacak sağlık hizmetleri var oysa. Neyse, hayrolsun demekten başka çare de yok zaten. Allah zor duruma düşürmesin.

Her gün yeni bir güzellik getirsin.

Her dostumuzdan mutluluk haberleri alalım artık, bu yıl çok fena kötü haberler aldık, lütfen ama lütfen bitsin bu endişe.

Tabi daha önemlisi, gelen gideni aratmasın... Ama yine de bu 2020 biterse her şey daha güzel olacak diye bir hiss taşıyorum içimde. Umarım öyle olur.

Dün eve gittiğimde sevgili Handancığımın paketi ile karşılaşıp çok mutlu oldum... O sevimli ajandayı zevkle dolduracağım,o ayraçla zevkle okuyacağım, çok ama çok teşekkürler Handancım. Umut oldun. Neşe verdin. 


Yıllardır ilk kez piyango bileti aldım kızımcığımlarıma birer tane. Çıkarsa derhal emeklilik dilekçesi vermeyi diledim iyi mi? ;))) İyi olsun ya...

Hepinizi seviyor ve kucaklıyorum. Huzur dolu bir yıl diliyorum.

18 Aralık 2020 Cuma

Nefis şeyler

 Dün nereye dokunsam "sıkıntıyı gidermek, olumlamak, kendini sevmek, kendi üzerinde plesebo etkisi yaratmak" vesaire gibi şeyler çıkıp durdu önüme... Tesadüf olduğuna inanamayacağım kadar çok. Birkaç video izledim. Her günü felaket kumkuması gibi geçirmek yormuş bünyemi, biliyordum ama daha çok farkına vardım. Dünden beri deniyorum, içimden her şeye sevgiler gönderiyorum, tüm düşüncelerimi öpücüklere boğuyorum, zaten gitmiş olanlara uğurlar olsun diyip saygılar gönderiyorum filan. Bunu sürekli yapın diyor, bu önemli (imiş) Her sabah işe gelmem ortalama 45 dakika, e bunun bir de dönüşü var etti mi sana 1,5 saat. Hadi bi yarım saati başka türlü geçse, yine de elde var 1 saat, deneyeceğim. Bu sabaha değilse de yolculukta başladım buna, hayırlısı... 

Ayşe Arman'ın enerjisinden istiyorum halbuki bi parça. Nefissss bir gün başlasın hadi bakalım diye attığı sabah mesajlarına bayılıyorum. Kim yanında yakınında gamlı baykuş ister ki zaten? Bunu da deneyecektim ama sabah klozetin musluğu yerinden çıktı, işe de geç kaldım, sinir oldum, tamir edecek vakit yoktu, kızlara not bıraktım, diğer wc'yi kullanınız ltf diye acele çıktım.

Zeytinli-cevizli ekmek yaptım. "Ne geraaa var, yapma" dedilerdi ama soğumasını bile beklemediler ;)))



Nefisss sözcüğünü daha sık kullanmak üzere aktiviteler yapacağım bu hafta sonu (mümkün mertebe). Banyo temizlemek, odamda istediğim değişiklikleri yapmak, yazlık-kışlık karmaşasını düzeltmek ne nefisss olurdu ;))

Öyle işte... Nefiss şeyler, mucizeler bekliyorum bak bugün mesela, olur mu demeyecekmişim, olur tabi diye bekleyecekmişim. 

15 Aralık 2020 Salı

Ne gereği var?

 Hayatımın en tuhaf, en endişeli, en kalp çarpıntılı yılını yaşadım ve gelecek yılın bunu bile aratmaması için dua ediyorum.

Bırak mesai saati değişikliğini, dönüşüm mönüşüm bile olmadan gümbür gümbür her gün işe gidip geliyor olmak sinirlerimi bozuyor. Daha doğrusu kurumun olmayan adalet anlayışı canımı sıkıyor. Çözümüm var mı? Yok.

Birkaç yıldır peşinde olduğum, kerelerce sipariş verdiğim ama bir türlü sahip olamadığım minik kabakları kendim yaptım, artık var. 


Bazen bir şeyler yapıyor oluyorum, annem arıyor tam o sırada, "n'apıyorsun?" diyor, "şunu şunu yapıyorum" diyorum, "ne gereği var ki?" diyor. "Örgü örüyorum" dersem "kolun ağrıyor, bırak yapma" diyor. "Yemek yapıyorum" desem "çok değişik şeyler yapıyorsun, yiyip kilo alıyorsunuz yapma biraz" diyor. "Kitap okuyorum" desem, "okuya okuya gözlerin bozuldu, ara ver" diyor. "Seramik yapıyorum" diyorum, "evin zaten minnacık, gene gerekli gereksiz boş yere evi dolduruyorsun" diyor. "Ne yapayım istiyorsun anne ya?" diyorum, "aman bana ne, karışmam ben, ne bileyim" diyor. Salgında eve tıkılmak, annem kadar gezmeyi seven kişilere hiç mi hiç yaramadı, mecbur olduklarını bilse de, olağanüstü titiz davransa da annem o kadar çok değişti ki, bazen anlayamıyorum. Daha doğrusu anlıyorum belki de ve anladıklarım sinirimi bozuyor. Verdiği cevaplar yada yorumlarda gerçeklik payı var mı, var, haksız mı pekte değil aslında. Ama...

Bu yıl gerek salgın gerekse de salgın dışı o kadar çok vefat eden tanıdığım oldu ki, hepsi de birer yara açtı sanki yüreğimde. Yıllar önce de anneme kızmıştım, bana "her sabah, eyvah bugün neler olacak vesvesesiyle güne başlıyorum" demişti, çok şaşırmıştım, kızmıştım da. İnsan güne umutla, güzel enerjiyle başlar, bu ne kadar kötümser ruh hali demiştim. Şimdi aynı durumdayım. Zaten anneme öykündüğüm ne varsa yıllar içinde en az onun kadarını yapıyor görüyorum kendimi. Yukarda sızlandıklarımı bir gün ben de yapar mıyım çocuklarıma bilemiyorum zira bizde de tam tersi durum var şimdilik. 

Yıllardır gece-gündüz uzun mesai saatleri çalışıp, birkaç yıl öncesi daha normal (ama pek çok çalışana göre halen fazla) düzene girince, evde kalacağım saatlerde kolay kolay gezmeye bile gitmemiştim, çok özlemiştim evde yaşamayı. Yani karantina süreçlerinde mesela patlayıp, çatlamak, sıkılmak gibi zamanlarım olmadı benim doğrusu, her zaman bir meşguliyetim vardı. Ama ne var ki, baharda şuraya gitsem, yazın şunu görsem, yeğenlerim bize gelse, şununla birlikte şöyle yapsam gibi hayalleri bile kuramamaktan çok üzülüyorum. Fırsat yaratabilecekken, görüşebilecekken boşa geçen zamanlara üzülüyorum sevdiklerimle, bazılarına da kızıyorum, tek benim çabamla olamayanlara... Aşı umut gibi görünmeye adaysa da, bu işin uzuuun yıllar süreceği aşikar, umutlanamıyorum.

Çok özlediklerim var. Sesini bile duyamadıklarım, varken yok olanlar...

Umarım umutlarımız geri döner. Umarım sağlıklı kalabiliriz her bakımdan. Umarım sarılabiliriz bir gün. Yoksa yaşamanın ne gereği var?