8 Ekim 2012 Pazartesi

Piraye Kitap Yorumu

Piraye

Kütüphane görevlisi arkadaşın tavsiyesi ile okuduğum,
Her sayfayı büyük bir keyifle zihnime indirdiğim, 
Kâh İstanbul, kâh hiç bilmediğim Diyarbakır'ı tüm lezzetiyle hayal edebildiğim, şahane kurgulanmış bir eser. 
Hayatın stresinden kurtulmayı denediğiniz saatlerde, balkonu yıkayıp, ektiğiniz çiçeklerle aşk yaşarken yanında bir fincan kahveyle harika gidiyor, benden söylemesi...

Kahperengi Yorumu

Aylarca en çok satanlar listesindeydi ama ben kocasına gıcık olduğumdan almamıştım kitabı. (Ne alaka bir mazaret diyebilirsiniz ama öyle işte)

Sonra arkadaşım Filiz kitabı getirip "bunu mutlaka oku!" dedi.
Yazın da Çağlayan "mutlaka okumamı" tembihlemişti.
Okudum.


Aylarca listelerin en tepesinde kalmasının bir sebebinin, okuyucu olarak dramaların bizleri ne kadar bağladığı ile ilintili geldi bana, seviyoruz işte ezilmiş, yıkılmış, dövülmüş, sömürülmüş hikayeler okumayı, inkâra gerek yok.
Ancak, gerçekten bazı cümleler harikulade güzellikteydi, öyle ki üzerinde bütün bir hayatı düşündürecek kadar ustaca. Sanırım bu da Hande Altaylı'nın aldığı şanslı ve güzel eğitimle alakalı, boş değil belli. Bu yüzden olsa gerek konuya değil de doğru ve güçlü cümleler bana kitabı soluksuz okuttu.

Herşeyi sayıp dökmek okumak isteyene haksızlık olacağından, aklımdan çıkaramadığım bir kaç cümleyi paylaşmak istedim;

"...Geçmişin asla sandığımız kadar uzakta kalmadığı..."
"...Yürümüş, yürümüş ama hiçbir yere gidememişti. Belki de dünyanın yuvarlak olması, daima başladığın yere, yani kendine döneceğin anlamına geliyordu..."

Yakın zamanda TV dizisi olabilme ihtimali çok yüksek, bayağı reyting alacağına da hiç kuşkum yok.
Aşk'ın kendisi bizatihi drama iken ben yine de biraz katmerlisini severim diyenler okursa çok hoşlanırlar. 
Bana gelince, ben aşkın yalın halini seviyorum, bu kitapla daha çok inandım.

Son günlerin blog modasına uyarak dün gece "Lizbon'a gece treni" ne başladım. Kısa zamanda biteceğine emin oldum ;-)












4 Ekim 2012 Perşembe

Hayvan Bakımevi ziyaretimiz

Bugün 4 Ekim.
Dünya Hayvan Hakları Koruma Günü.
Geçtiğimiz pazar yeni yasa teklifine hayır diyen tüm hayvanseverlerin etkinliği güne damgasını vurmuştu hatırlarsanız. Umarım en en en kısa zamanda en en en doğru yasa çıksın.
Bodrum Geçici Hayvan Bakımevinde yaklaşık 500 sahipsiz hayvana barınma-tedavi-kısırlaştırma ve sahiplendirme gibi hizmetler verilmekte.
Her yer pırıl pırıl, çünkü kendi düzeninden hariç hayvanseverlerin özellikle de Bodrum Hayvan Hakları Derneği'nin olağanüstü çabası var. Özellikle de benim can arkadaşım dernek başkanı Füsun'un. 7-24 sahipsiz sokak hayvanları için çalışıyor doğrusu bazen hızına zor yetişiyorum.



Genel olarak hayvancıklarımız mutlu. Ama her ziyaretin onları ne kadar daha mutlu ettiğini görmemek ve bundan etkilenmemek elde değil.







Bulunduğunuz yerlerdeki bakımevlerine uğramanızı, sevgi ve şefkat açlığı çeken can dostlarımızı okşamanızı ve eğer mümkün olabiliyorsa sahiplenmelerini sağlamanızı ne kadar çok isterdim. Çünkü resmi kurumlar bütçe ve personel imkânları çerçevesinde bu tür bakımevlerinde onların hayatî ihtiyaçlarını karşılıyorlar ama her şey bununla bitmiyor tabi. Onlar da her canlı gibi sevgiye muhtaçlar. Bunu hiiiç ama hiiiç unutmamak lazım. Öyle ya bu dünya sadece biz insanlar yaşayalım diye yaratılmadı, her canlının en az bizler kadar bu dünyadan faydalanma ihtiyacı var, hangimiz bir yere kapatılmak isteriz ki?
Diyeceksiniz ki belki, insan yeterince saygı ve sevgi gördü de hayvanlar mı kaldı eksik? (Ben benzer cümleyi işim dolayısıyla günde en az on kez duyuyorum ne acı ki!)
Hayvanlar ile ilgilenmenin insanlara haksızlık olduğunu hiç mi hiç düşünmüyorum. Tam aksine, hayvan sevemeyenin insan sevebileceğine de, insan olabileceğine de asla inanmıyorum.



Daha birkaç gün önce bir kutunun içine konarak yakılmaya uğraşılmış bir kedi kurtardık. Çığlığı -insanım- diyebilen herkesin yüreğine oturur cinstendi, o anda onun hayvan mı vs olduğunun önemi yoktu, yanıbaşında hapsedilmiş ve yanarak ölmesi istenmiş bir canlının haykırışıydı o.
Ne farkeder ki, yürekler kör olduysa ha terörist olup masum insanları öldürmüşsün ha bir canlıyı kutuya hapsedip yakmaya çalışmışsın! Halbuki tam tersi tüm dünyaya bir çırpıda barış getirebilecek bir davranış; her canlıya saygı.
Sözün özü, bizim dolu dolu bir günümüz geçti bir grup öğrenci ile. Darısı sizlere...




3 Ekim 2012 Çarşamba

Fareler ve İnsanlar

İsmini çok duyduğum ama bir türlü okuyamadığım bir kitaptı.


Bu Pulitzer ve Nobel Ödülleri birilerine boşa verilmiyor olmalı ;-)
Üstüne fazla laf etmemek, konuyu çok açık etmemek lazım gelir ki, okuyucular alsın ve okusunlar. Beyinde oluşturduğu etkinin yanında bir kahve çok iyi gidiyor, benden sööölemesi.
Haa bi de 128 sayfacık kitap olmasına rağmen anlatmak istediği şey zınk diye oturtuyor bitiyor. Yok öyle 500 sayfa eveleme geveleme ;-)
Diyorum ya, insanlar boşuna ödül almıyorlar.

2 Ekim 2012 Salı

Doğuda aşk böyle yazılır

Yeni keşfettiğim bir kitapçıdaki çoook cici bir kızceğizin tavsiyesi üzerine aldım bu kitabı, öyle övdü, öyle övdü ki meraklandım doğrusu.


Sooona farkettim ki, konudan ne kadar hoşlanırsam hoşlanayım, birbirinin aynı ifadeleri sık, epeyce sık ve hatta çok sık okumak beni geriyor ve bir süre sonra bakıyorum ki konudan çıkmışım, hah şimdi ne zaman şu cümlenin aynısı gelecek du bakayım vesvesesine dönmüşüm, bu hissiyatı belirtmeden geçemeyeceğim. Sevmiyorum ben aynı bişeyi dolandıra dolandıra anlatanı.
Beşeri aşktan ilahî aşka geçiş kısmı ilginçti.
Geçmiş zamanla şimdiki zaman aynı anda kurgulanmaya çalışılmış ama bana ilginç gelmedi bu kısım.
Yazarın emeğine saygım sonsuz ama şimdilerde neredeyse  her kitapta işlenen bu aşk teması hâlâ istediğim oranda ve günümüz şartlarına uygun değil. Yani şimdiki zamanı hep kötüleyerek geçmiş zamana daha bir saygın yer edindirme çabası beni sarmıyor ve haksızlık gibi geliyor.
Bu kadar.

1 Ekim 2012 Pazartesi

Mihrimah

Tahtın, bahtsız sultanı.
Cihan padişahı, aşk adamı bir babanın aşksız kalmaya terkedilmiş zarif kızı.
Koca Sinan'ın büyük aşkı, uğruna cihan harikası eserlerini yarattığı.
Bir solukta okurken en zorlandığım şey Mihrimah Sultan için gözyaşı dökmekti, yazık olmuş, bir kadın daha aşksızlığa mahkûm edilmiş.
Naşide Gökbudak'ın okurken yormayan güçlü ifadelerini seviyorum.




25 Eylül 2012 Salı

GÜLE GÜLE






Ahu gözlerini sevdiğim dilber 
Sana bir sözüm var diyemiyorum 
Sırrımı ellere veremiyorum 
Derdimi ellere diyemiyorum...

Hoşçakal Üstad!


4 Eylül 2012 Salı

Aşka Şans Ver


aska-sans-ver-sherryl-woods

Hele hele başından küllenmiş bir aşk geçen tüm okuyucuları bir çırpıda içine almaya aday, her sayfada kendi yaşadıklarından bir an bulmaya çabalatması sebebiyle sürükleyici bir kitap olmuş.
Okurken hiç sıkılmadım hatta zaman zaman ciddi anlamda meraklandım.
Sevgiye sadakatiniz ve ilginiz varsa bu kitap sizi çekebilir.

Mevlana Konuşuyor




Mesnevi'yi anlamaya beni bu kadar yaklaştıran bir kitabı daha önce hiç okumamıştım.
Sade Türkçesi ile Cihan Hoca harikulade bir iş başarmış, keşke çook daha önce karşılaşabilseydim.
Şiddetle tavsiye edeceğim, bir çırpıda okuyup bitirme arzusu uyandırsa da, zaman zaman dönüp bakmanın çok yararlı olacağını düşündüğüm bir eser. 

3 Eylül 2012 Pazartesi

Tanrı Daima Tebdil-i Kıyafet Gezer



 

Biraz sayfa kalabalığı yapmış kendini tekrarlayan bölümleri vardı.
Birçok örneği olan bir kitap aslında. İntiharın eşiğindeyken, kendine koyduğu engelleri yıkarak çalıştığı şirketin başkanı olmaya uzanan yoldaki olaylar zinciri.
D&R'da çok satanlar listesindeydi diye aldım ve de bir günde okudum bitti.
Benim hayatımı değiştirecek bir kitap değil ne yazık ki. Sadece sigarayı bırakma olayını sevdim diyebilirim.