20 Ekim 2011 Perşembe

Sus!


Medya yöneticileri ve genel yayın yönetmenleriyle dün saat 11:00'de, Başbakanlık konutunda bir araya gelindi.
Görüşmede, son terör olayların değerlendirildiği ve terör olaylarının medyada kullanımı ile ilgili görüş alışverişinde bulunulduğu tahmin ediliyor.
Saat:13'ten sonra da; bloglarda ve elektronik posta ortamlarda "yas ilan edelim, pazartesi gününe kadar yazı girmeyelim" önerileri başladı. Uygulayanları da eleştirmiyorum, yanlış anlaşılmasın.
Lakin, bu önerinin nerden çıkmış olacağı üzerine benim de tahminlerim var artık.





                                                 

19 Ekim 2011 Çarşamba

ÖFKEMİ GÜNCELLEDİM!

Odamdaki klima açık, ısıtıyor.
Masamın üstündeki dizüstü bilgisayardan yazıyorum bunları.
Tüm gazeteleri alt üst ediyorum internetten.
Son Dakika:26 şehit, 22 yaralı yazıyor manşetlerde.
Ben sıcacık bir ofiste onların ölüm haberlerini okurken, onların bütün gece benim/bizim için belki soğuktan tir tir titreyerek, belki koşuşturmaktan sırılsıklam halde çatışma halinde olduklarını düşünüyor,
Utanıyorum.
Kadın halimle, u-t-a-n-ı-y-o-r-u-m!
Bu gece üç kez kalkıp, evlatlarımın üstünü örttüm.
Onları üşümesinler, huzurla yatıp kalksınlar diye Rabbime emanet edip yatıp uyudum tekrar.
Her genel duamda oldukları halde, geceleri özel olarak bizler için nöbet tutan Mehmetçiği de Rabbime emanet etmeyi akıl edemediğim için,
Utanıyorum.
Diyorlar ki; “metanetini koru, hakaretvari konuşma, öfkelenme, kızma, sadece dua et”
Yapamam.
Gözümüzün içine baka baka toprağa gömdükleri yiğitlerimin ardından, “elinize sağlık” der gibi kayıtsız kalamam, k-a-l-m-a-m.
Kalmaz da ne mi yaparım? En azından haklı öfkemi bir vatandaş olarak dile getirir ve tepkimi ortaya koyarım. “Koysan n’olucak?” demeyin, sen de koyarsan, o da koyarsa, siz, biz, hepimiz dillendirirsek bunu –belki, bir ihtimal- milyonların sesine kayıtsız kalmaz, kalmaması gerekenler.
Evet, giden geri gelmez ama en azından gidenler “uğrunda ölünecek bir vatan” için gitmiş olurlar, arkalarından, “…hain pusuda” diye başlayıp biten cümleler kurulmaz hiç değilse.
Hiç değilse, yarın, öbür gün, daha öbür günden korkumuz kalmaz.
Onun için bana bugün “öfkelenme” diyen herkesten ve insanlığımdan,
Utanıyorum.
İnsandır, tarihi yazan, değiştiren.
Ve sanıldığı gibi "makûs bir talih" değildir terör!
Haysiyetsizliklere, hatalara sessiz kalmak demek değildir "iyi yurttaşlık."
Koyun olmak demek değildir "vatandaş" olmak.
Bir olalım demek,"kışkırtmak" demek değildir.
Bir şehidimin anacığının acı haberi aldığı andaki görüntülerini veriyor resimler, kapının önünde ambulans bekliyor, o kadar aleni ki ananın başına gelecekler, düşünmüş getirmiş olmalılar. Ve evet, yanılmıyorla birkaç dakika sonra anacığım ambulansın kapısına yakın yerde toprak üstünde boylu boyunca yatırılmış, belli ki bayılmış,
Utanıyorum.
O ambulansı oraya götürmeyi düşünen akıllar, o canları keklik gibi, derme çatma binaya yolladıklarında başlarına geleceği düşünemedi mi, diye u-t-a-n-ı-y-o-r-u-m.
Bana kimse, vatanı korumak için böyle olmalıydı, o askercikler orada keklik gibi beklemeliydi” demesin. Biz yıllardır öğrendik ki, bir vatan böyle korunmaz, korunmuyor!
Diyorlar ki, “heronlarımız var, BBG evi gibi seyrediyoruz hainleri, bilmem kaç trilyonluk bütçe aktarıyoruz, şehitler ölmez vatan bölünmez, misliyle alacağız intikamımızı, ramazan diye vurmuyoruz mübarek ay geçince bakın görün, terörle mücadelemiz kararlı bir şekilde sürecek” vesaire, vesaire, vesaire.
Kararlı olmak konusunda yaptıkları tek şeyin, evlatlarımızı keklik gibi avlattıkları olduğunu görüyor, yaşıyor, utanıyorum.
Ne garip değil mi, yerin adı bile KEKLİKTEPE!
Beynim karıncalanıyor, damarlarım zonkluyor.
Ölen öldü, ya yaralılar?
Kim garanti edebilir ki onlara? "Yaşasalar bile gerçekten yaşayacaklarını"
İçlerinden biri yaşasa ve ben yarın onunla gözgöze gelecek olsam ne demeliyim? “Geçmiş olsun” mu?
İşte ben ne diyeceğimi bilemeyecek olmaktan bile,
Utanıyorum.
Gece gece kalkmışlar, benim toprağımda, benim yiğidime saldırmışlar, ortalık kan revan, analar evlatlarından önce toprağa girmiş; ben yine de öfkelenmeyeceğim öyle mi?
Hadi ordan!
Tam aksine bugün; öfkemi güncelledim!
Bu ülkenin başına kim bela olduysa, olacaksa onlara hem de nasıl öfkeliyim!
Pencereme bayrağımızı astırdım.
Şu saatlerde önceki gün şehit olan 5 polisimiz uğurlanıyor.
Arka araçta bir de ufacık çocuğu kurban vermiştik hatta.
Yine hain pusu idi, yine terördü adı.
“Devre dışı kaldığımız alanlardan biriydi o yer” diyor biri. Bre babam, devlet olarak senin devre dışı kaldığın yere benim yiğitlerimin ne iş vardı? Diye sormaz mı ana olan?
Ne demek? “Bize bu acıları yaşatanları Allah en kısa sürede helak etsin. Başka söyleyecek bir şey yok. “ Bu lafı ben bir sade vatandaş olarak edebilirim ama bir devlet erkânı edebilir mi? Ediyorlar işte,
Utanıyorum.
Ben bu dağın yeli değilim!
Ben askerimi, terör filminin bir figüranı etmeye kıyamayan anayım ana!
Ben, şehidimin bir dakikalığına kahraman ilan edildiği bu ülke için, dişimle, tırnağımla, arımla, namusumla ter dökerek didiniyorum. “İyi ki oğlum yok, oğlu olan düşünsün askeri de askerliği de” demeyi kansızlık sayarak yaşamaya çalışıyorum hem de.
Buna rağmen;
1 İsrailli için 1000 Filistinliyi salıverdiklerinde dün. “Vay be!” demiştim, Bire bin!
Şimdi düşündükçe, İsrail’in nasıl İsrail olduğunu çok daha iyi anlıyorum. Anladıkça da,
Daha çok utanıyorum!
Odamdaki klima açık, ısıtıyor.
Masamın üstündeki dizüstü bilgisayardan yazdım bunları.
Son Dakika:24 şehit, 18 yaralı yazıyor manşetlerde.
Melun ve fakat beklenen saldırının üzerinden neredeyse 10 saat geçmiş, daha kaç ölümüz kaç yaralımız varmış ondan ve durumlarından ve isimlerinden bile emin olamamışken hâlâ,
Ve önümüzdeki birkaç gün içerisinde öfkemizi yenip, kimin daha iyi dans ettiğine pür dikkat kesileceğimizi adım gibi biliyor,
Bildiklerimden utanıyor, daha çok öfkeleniyor ve kapatıyorum…


Al sana müzakere!

BU MUDUR?

ÇUKURCA

Alınlarının ortasından ortasından biz de vuralım, vurulduğumuz gibi, neyi niye hâlâ konuşarak anlaşmaya çalışıyoruz ha?
HATTA YİNE, YENİDEN BİRİ ADINA KARAKOL DEDİKLERİ DERME ÇATMA YERE GÖNDERDİKLERİ 24'ER ANA KUZUSUNA DEĞİL,BU MİLLETİN TÜMÜNE; "SAVAŞMAYI DEĞİL, ÖLMEYİ" EMRETSE!!!!!!!!!!
TERÖRÜ KINAMIYORUM, TERÖR ESTİRMEK İSTİYORUM ŞİMDİ BEN DE!
24 EVDE ESEN YEL GİBİ HEM DE!
O ŞEREFSİZLER KAN KUSMADIKÇA, ŞEHİTLERİMİZ RAHAT UYUMAYACAK!
NE BEKLİYORUZ?
KİMİ BEKLİYORUZ?
GENELKURMAY TEŞKİLATI NİYE ANKARA'DA? SAVAŞ ANKARA'DA MI Kİ?
NİYE HAKKARİ'DE DEĞİL?
NİYE ÇUKURCA'DA DEĞİL?
NİYE ŞEMDİNLİ'DE DEĞİL?
NİYE DİYARBAKIR'DA DEĞİL?
NİYE, NİYE, NİYE....?





17 Ekim 2011 Pazartesi

Kitap, kargo, mutluluk üzerine

İkisi aynı anda bitti.
Elif; beklediğim gibi çıkmadı. Benim beklentim -niyeyse?- çok daha fazlaydı alırken.
Aklından Bir Sayı Tut; İnatla sonuna bakmadan son 70 sayfayı kalp çarpıntısıyla okudum. Sürükleyici olduğunu söyleyenler son derece haklılar. Hem de benim gibi polisiye roman okumaktan hiç hoşlaşmayan birine bunu hissettiren bir kitap oldu.
Kargo geldi.
Çok mutlu oldum.
Burada bahsetmiştim hani. Exacum affine ve Mine Hanım.

İçindeki zarif not kâğıdı şöyleydi;
Böylesi zarif bir hareket ve bunu yaptıran yürek için;
Minnettarım.
Kendisine ayrıca teşekkür ettim ama öyle hoş bir haz yaşıyorum ki; "bu sayfada da olmalı" dedim.
Sevgilerle,

15 Ekim 2011 Cumartesi

Ben, sen, onlar...

Yalnızım.
Yalnızsın.
Yalnızlar.
Farkındayım,
1.tekil,
2.tekil,
3.çoğul...

14 Ekim 2011 Cuma

Exacum affine sırrım

Hani bazen bir resim, bir yer, bir iş, bir hobi vs görürsünüz, sizi mutlu eder, baktıkça içiniz açılır, orada olmak istersiniz.
Dün bana da öyle oldu, kolum tutmuyor sandığım anlarda bir yazışma yapmak için bilgisayarı açıp, bloğuma park ettiğimde gördüm onları burada.
Nasıl zarif, nasıl güzeller diye bayıldım. Mine Hanım kendi yetiştirdiği bu çiçeklerle ilgili detaylı bilgi vererek paylaşmıştı bu resmi. Emek hırsızlığı gibi olmasın aman diye kendimce sakına sakına masaüstü resmi yaptım ve hemen Mine Hanım'a haber verdim. Çok sevindiğini söyledi, rahatladım.
"Hadi canım!" demeyin, haftanın bu son gününde, şaka maka dinlenmeme sebep olan sevgili bronşitime adı Exacum affine olan bu çiçekle veda etmeyi umarak işe geldim.
Şu ana kadar bir sorun yok sayılır.
Geçmiş olsun dileklerinize tekraren teşekkür ederim.
Ve lütfen siz de deneyin, en kötü sandığınız anlarda bile sizi döndürecek ve rahatlatacak mutlaka ama mutlaka bir şeylere denk geleceksiniz, sadece farkında olun.
Ve, iyi hafta sonları...

7 Ekim 2011 Cuma

Teşekkür

Tır çarpmış gibiyim.
Ve, günlerden cuma olduğu için sana çooook teşekkür ederim Allahım.
Ayrıca, yarın kuvvetli sağnak yağış varmış, yeni sildiğim pencerelere yağan o tatlı(!) yağmurun sesini dinleyerek yatarım inşallah.

6 Ekim 2011 Perşembe

Hobiler, fobiler, falan filan

Kıskanç olduğumu farkettim.
Evet.
Ben, hobisi olan insanları kıskanıyorum.
Eskiden örgü örmeyi, dikiş dikmeyi, reçel yapmayı, kitap okumayı hobim zannediyordum.
Ama anladım ki değil.
Çünkü hobi "yaratmayı başarabildiği zamanlarda (adına boş zaman denmesini de doğru bulmuyorum) sana keyif veren uğraşlar" demek bence.
Mesela, "ben bir yelek öreyim ya Hu" deyip, 4 çile yün alıp, her yarattığın zamanda eline alıp 3-5 sıra gitsen gelsen ve bu seni dinlendirse oh şahane bir hobi işte.
Ama ben de böyle mi? Başlangıç amacım yazdığım gibi olmasına rağmen hiç bir zaman bunu böyle sonlandıramadım. İp şişe geçtiği andan itibaren bende "bir an önce bitirmeliyim" gibi bir his oluşuyor, sallamaktan kolum, oturmaktan bi taraflarım ağrıyor, ha gayret de gayret öyle bir strese giriyorum ki anlatamam. Al işte hobi, oluyo bana fobi.
Bir kaç yıl önce, teyzeme özenerek gittim bir dünya yağlı boya malzemesi aldım, ben resim yapacağım diye. Bir heyecan başladım güya, sonra çiçek resmi mi yapsam, böcek resmi mi yapsam, denizi mi çizsem, gökyüzünü mü boyasam vs vs diye aldı beni bir sıkıntı. Zar zor karar verdim başladım, anaaaaaaaaaa o da ne, dal çiziyorum bir tane de üstüne yaprak koyveresim var, olmazzzz konmuyoooooor. Neden; önce çizdiğin dalın bir kuruması lazım 3 gün. Kim dayanır onun kurumasını 3 gün beklemeye? Yok dedim bu böyle olmaz, kurumayı hızlandırır dediler bissürü paraya bir sıvı aldım, sonuç hüsran. Çocuklara ayıp olmasın, kötü örnek olmayayım diye üç beş resmi Allah canımı al diye diye bitirdiysem de anladım ki "cıkkk" bana göre değil resim.
Düşünüyorum "ben sabırsız bir insan mıyım?" diye. Evet söz konusu -iş- ise sabırsızın tekiyim ama anlatamıyorum kendime "bu iş değil leyn hobi hobiiiiiii" diye.
Bir tek ben mi böyleyim diye düşünüyorum çok zaman ama sanmıyorum, dolayısıyla benim acilen çözmem gerek bu konuyu.
Geçenlerde ofisten birileri ile paylaştım dedi ki; e kızım sabahtan akşama çalışıp, sonra eve gelip evlatlara yemek hazırlığı vs derken zamanın, sabrın ve enerjin kalmıyordur da ondan böyle düşünüyorsundur" dedi.
Ama böyle olduğunu da düşünmüyorum zira annem de çalışan bir kadındı ve biz neredeyse üniversiteye gidene kadar (ki o Nuh zamanında tekstil sektörü ya bu kadar gelişmediydi) tüm giysilerimizi annem dikerdi. Örgü gırla giderdi, evimiz hiç yemeksiz ve pastasız kalmadığı gibi, temizlikçi felan da gelmezdi.
Ve en önemlisi, annem her zaman gülümseyen bir yüzle yapardı bunları.
Allahım beni annem gibi yapma imkânın var mı?