Gerçekten kafa tutuyor...
Ve bu yetmezmiş gibi bir de şu;
Tek zerre toprak yok. O tohum oraya hadi uçtu geldi de, nasıl can buldu? Bahçede bir tek yok. Neden orayı tercih ettiler? O incecik dalıyla, değil toprağa, betona bile tutunup yaşıyor da imkânsızı başarıp, toplayıp vazoya koyamadığın kadar da senin değil... "Tamamen senin olamasam da bak burdayım, kıymetini bil zamanın" der gibi...
Onu ilk gördüğümde bahsetmiştim. 10 gün olmuş, 10 tane olmuşlar. Araştırdım ötesini berisini, bilmediklerimi bileyim diye.
Bizdeki adıyla gelincik denmesinin sebebi, geleneksel Türk töresinde gelinliklerin kırmızı renkte olması. Beyaz sonradan çıkmış.
Gelinciğin dünya üzerinde birçok anlamlı ifadesi varmış meğer. Her toplumun yaşanmışlığına göre yorumlanmış ama çıkan ortak anlam "unutmama, hatırlama".
3 bin yıl önce dahi eski Mısır lahitlerinde gelincik resimlerine rastlanmış. Homer’in İlyada'sında ölen savaşçılar gelinciklere benzetilmiş. Hatta daha sonraları, Cengiz Han ve Napolyon savaş anılarında, Gelibolu'da, Sarıkamış'ta rastlıyoruz şehitlerin gelinciğe benzetilmesi hikayelerine.
Eski Yunan / Roma mitolojisinde de gelincik, tanrı ile ilişkilendirilmiş. Morpheus (uyku tanrısı Hypnos’un çocuğundan biri ve insanlara uykuda çeşitli biçimlerde görünen düşleri simgeliyor) uyutmak istediği kişilere gelincikten yapılan taçlardan verirmiş. Morpheus için yapılan tapınaklar bu yüzdendir ki gelinciklerle süslenmiş. Bu bağlamda, Bergama sağlık merkezi olan Asklepion’da bulunan uyku odalarındaki hastaların kolay uyumaları için gelincik çiçeğinden yararlandıkları bilinmekte.
Romalılar kara sevdaya düşenlere gelincikten yaptıkları içeceklerden verirlermiş ve bu içeceklerin aşk acısını azaltacağını düşünürlermiş. Ortasındaki siyak kısım, aşığın dağlanmış bağrı olarak sembolleşmiş.
Kanada’da her yıl 9 Kasımda başlayan ve bir hafta süren anma törenlerinde unutmamanın simgesiymiş gelincik. Her Kanadalı yakasına bir gelincik takarak, hatırladığı anıların önünde saygıyla eğilirlermiş, Ottowa’da müze kurmuşlar. Ülkenin en büyük ve prestijli müzelerinden olan War Museum’un simgesi de gelincik. Kırmızı gelincik…
Japonlar'a göre ise, insan ömrü gibiymiş. Dünü vardır. Yaşamıştır. Bugünü vardır. Yaşıyordur. Ama yarını belli değildir. Yarını yoktur. Her şey bugün, içinde bulunduğumuz an'dır. Önemli olan ona sahip iken değerini, kıymetini bilebilmekmiş.
Ve bu yetmezmiş gibi bir de şu;
Tek zerre toprak yok. O tohum oraya hadi uçtu geldi de, nasıl can buldu? Bahçede bir tek yok. Neden orayı tercih ettiler? O incecik dalıyla, değil toprağa, betona bile tutunup yaşıyor da imkânsızı başarıp, toplayıp vazoya koyamadığın kadar da senin değil... "Tamamen senin olamasam da bak burdayım, kıymetini bil zamanın" der gibi...
Onu ilk gördüğümde bahsetmiştim. 10 gün olmuş, 10 tane olmuşlar. Araştırdım ötesini berisini, bilmediklerimi bileyim diye.
Bizdeki adıyla gelincik denmesinin sebebi, geleneksel Türk töresinde gelinliklerin kırmızı renkte olması. Beyaz sonradan çıkmış.
Gelinciğin dünya üzerinde birçok anlamlı ifadesi varmış meğer. Her toplumun yaşanmışlığına göre yorumlanmış ama çıkan ortak anlam "unutmama, hatırlama".
3 bin yıl önce dahi eski Mısır lahitlerinde gelincik resimlerine rastlanmış. Homer’in İlyada'sında ölen savaşçılar gelinciklere benzetilmiş. Hatta daha sonraları, Cengiz Han ve Napolyon savaş anılarında, Gelibolu'da, Sarıkamış'ta rastlıyoruz şehitlerin gelinciğe benzetilmesi hikayelerine.
Eski Yunan / Roma mitolojisinde de gelincik, tanrı ile ilişkilendirilmiş. Morpheus (uyku tanrısı Hypnos’un çocuğundan biri ve insanlara uykuda çeşitli biçimlerde görünen düşleri simgeliyor) uyutmak istediği kişilere gelincikten yapılan taçlardan verirmiş. Morpheus için yapılan tapınaklar bu yüzdendir ki gelinciklerle süslenmiş. Bu bağlamda, Bergama sağlık merkezi olan Asklepion’da bulunan uyku odalarındaki hastaların kolay uyumaları için gelincik çiçeğinden yararlandıkları bilinmekte.
Romalılar kara sevdaya düşenlere gelincikten yaptıkları içeceklerden verirlermiş ve bu içeceklerin aşk acısını azaltacağını düşünürlermiş. Ortasındaki siyak kısım, aşığın dağlanmış bağrı olarak sembolleşmiş.
Kanada’da her yıl 9 Kasımda başlayan ve bir hafta süren anma törenlerinde unutmamanın simgesiymiş gelincik. Her Kanadalı yakasına bir gelincik takarak, hatırladığı anıların önünde saygıyla eğilirlermiş, Ottowa’da müze kurmuşlar. Ülkenin en büyük ve prestijli müzelerinden olan War Museum’un simgesi de gelincik. Kırmızı gelincik…
Japonlar'a göre ise, insan ömrü gibiymiş. Dünü vardır. Yaşamıştır. Bugünü vardır. Yaşıyordur. Ama yarını belli değildir. Yarını yoktur. Her şey bugün, içinde bulunduğumuz an'dır. Önemli olan ona sahip iken değerini, kıymetini bilebilmekmiş.
Divan edebiyatında zaman zaman yanak anlamında da kullanılmış, kavuşamayan aşıkları anlatan hüzünlü hikayelerde de.
Vesaire vesaire...
Aşktan maşktan hiç anlamam ama benim için gelincik; özgürlük, güç, asalet, korkup kaçmamak, direnmek demek. Aslında koca bir yaşam demek.
Anlamlı anlarla dolu, kıymeti bilinesi, özü süzülesi, mutlu bir hafta sonu gelsin o halde.
dün ben de pek kullanılmayan patika bir yolda yüzlerce minicik çam fidelerinin yeşerdiğine tanık oldum...sol ilerisinde çam ormanı var, tohumlar ormana düşmemiş de uçmuş gelmiş yol ortasında hayat bulmuş...biraz sonra devrilmiş devasa bir kavak ağacı gördüm... dalları kurumuş gitmiş artık... ve ama kökünü kaybetmiş bu ağaç bazı yerlerinden tazecik filizler vermiş... inanamadım...
YanıtlaSilinsan dünyada kalmasa bile doğa yaşamını sürdürür bir şekilde..
Gelincik kırmızı oluşundan sevdiğim yabani çiçeklerde başlardadır ve gelinliğimi kırmızı beyaz tasarlamıştım geleneğimizde olan bu diye ama bi çok insan aykırı olmak istediğime kanaat getirmişti 🤗 ama azimleri takdire şayan di mi
YanıtlaSilNe çok anlamı varmış meğer.Bana göre de gelincik direnmek demek. Mutlu hafta sonları
YanıtlaSilBurda da Kasim ayinda dunya savaslarinda kaybedilenleri anmak icin kullanilior gelincik-poppy.ve bende tastan cikan her cicege hayretle ve hayranlikla bakiyorum.
YanıtlaSilHer yerde farklı bir anlam. Ama güzelliği çok güzel:)
YanıtlaSilcanım gelinciğin inadı ve azmine hayran olmamak mümkün değil. zaman zaman kaldırım kenarlarında görürüm. beyni olup kullanması için ehliyete ihtiyaç duyan bizdeki güruha örnek olsun şu canım güzellik. Japonya'daki anlamına hayran oldum. " Dünü vardır. Yaşamıştır. Bugünü vardır. Yaşıyordur. Ama yarını belli değildir. Yarını yoktur. Her şey bugün, içinde bulunduğumuz an'dır. Önemli olan ona sahip iken değerini, kıymetini bilebilmekmiş."
YanıtlaSilSelamlarımla...
Bana göre gelincik çocukluğum demek..Sinop'ta gelincik mahallesinde oturuyordum..Evimizin arka tarafında dönümlerce gelincik açardı..Toplardık..Ellerimzi boyardık :))
YanıtlaSilyaşam bir şekilde yolunu bulurmuş...ne harika bir yazı olmuş bu ..ne çok şey öğrendim...harikasın ...harika...
YanıtlaSil