Aslında 10 Kasım için özel bir yazı hazırlayacaktım, başladım ancak bitiremedim, yarım yamalak da burada olsun istemedim. Ezcümle; vatanımızı kurtaran, ne kadar özlem, minnet, saygı, sevgi ve rahmetle ansak dahi hakkını ödeyemeyeceğimiz büyük Türk Atatürk'ümüze dualar gönderdim şükran duygularımla. Son nefesimi verinceye kadar yolundan ayrılmayacağıma her gün olduğu gibi yine söz verdim kendime.
Pazartesi dişçiye gittim ve tekrar 'çekmeden başka bir yolu var mı kurtarmanın' diye çok dil döktüysem de olmadığını söyledi ve bir dişimi daha kaybettim, böylece ağzımın içinde 4 azı diş eksiğiyle rahmetli babaannemden hallice bir duruma geçtim. İmplant öneriyor ve 'başka yolu yok senin boşlukları doldurmanın' diyor amma burada sadece özel kliniklerin bu işi yapması ve fiyatlarının accayip uçuk olması (bana göre, daha doğrusu Bodrum'un zaten her konuda diğer şehirlerden farklı yaşam koşulları ) ve şimdilik buna bütçe ayıramayacağım sebebisiyle benim bu babaanne rolünü biraz daha yürüteceğim kesin. Artıkın öğütme işi değil daha ziyade yutma işi yapmaktayım, neyse buna da şükür ;)) 3 gündür sol tarafımı kullanamıyorum, halen dilimi yandaki son dişe dokundurduğumda aklım uçacak kadar ağrıyor, çekim esnasında kırıldı (ki doktor kırılmadığını söylese de kırıldı) ve umarım o kırık parça içerde kalıp da başıma daha büyük işler açmış olmasın. Bekliyiciiz yani, bakalım.
Geçen hafta sonu kızımcığımlarıma niyetlendiğim ilk boyunluğu bitirdim. Omuzlarda dikiş olsun istemedim tek parça ördüm, yakayı da misinalı şişle. İpim, yumoşluğunu çok sevdiğim Nako Paris'ti. Kaban içi, göğsü, sırtı ve boğazları hatta boğazı katlamazsan burnu bile koruyacak ölçülerde yaptım. Tam tarafi bu olmasa da genel olarak @petiteknit'in sayfasında görmüştüm, çok şahane örgüler ören usta bir tasarımcı kendisi zaten herkes bilir ;) O yapmamıştı ama kaban içinde sağa sola kaymasın diye ben kenarlara bant da ördüm.
İkinciye başlayacakken foto attım, 'ben kullanmam' dedi büyük kızımcığım. Muhtemelen kolumu yormamak için böyle dedi, genelde böyle diyor her şeye. (Sanki o öyle deyince ben örmeyi bırakıyorum da ;)) O yüzden alelacele başlamadım ipini aldığım halde. Oğluşa başladığım yelek bitince bi tane daha örmek istiyorum, istemezse ben de kullanabilirim. Sabahları hava soğuk olsa da öğlen ısınır ya bazen (burada hep), sabah ince giysen üşürsün, sabah kalın giysen öğleden sonra dayanılmaz olur bu sefer. Dolayısıyla bu kurtarıcı bir parça olabilir diye düşünüyorum.
Örgü arasına ayva peltesi ve reçeli sıkıştırmaya niyetlendiğimi yazmıştım bir önceki gönderimde ya ;))) Maalesef kocaman bir hüsran oldu. Bütün ayvaları yıkadım, misler gibi kuruladım, takımı taklavatı kurdum, aaaaa o da ne???
Herkes ilaçladı ben ilaçlamadım, organik olacaklar diye böbür böbür böbürlenirken ben ;)) Dışlarında hiç bir bere yok zinhar. Çoook dikkatli bakınca iğne deliği kadar kahverengi delikler görebildik, kurt arkadaşlar sağ olsun diyeceğim ama içlerinde tek bir kurda da rastlamadık ilginç şekilde. Yani işte ayvalar artık sadece kompost gübre olacak, üstelik her gün kendi kendine düşese de daha 4-5 kasa kadar da ayva var ağaçta. Küllüm ziyan oldu yazık. Bu sene çok boldu, seneye olmaz zaten ama bu sefer başka çarelerine bakmak farz oldu tabi. İşte büle.
Bir kısım gülleri budadık ama üzerinde tomurcukları bitmeyen çok kıymetli gülüme henüz kıyamadım.























