5 Mart 2019 Salı

Kıtırdak pilav

Dolapta kalmış pirinç pilavınız varsa, yumurtayı ve yoğurt da seviyorsanız yanaşın hele. Japonlar çiğ yumurtalısını, Çin'liler mantık olarak benzerini yeseler de bu benim uydurmam ama tadı bence harika oluyor. Hele de pirinçleri kıtırdak hale gelene kadar pişirirseniz ;)) Fried rice buna en benzeyen isim galiba ama o tam böyle değil. Kıtırdak pilav olsun o zaman bunun adı dedim.



İçerisine bezelye, ıspanak, kabak vs de atabilirsiniz ama ben en çok yanında tere, maydanoz, dereotu ile tercih ediyorum, yanında da yoğurt. Yumurta çok ama çok iyi piştiği için, pirinçle buluştuğunda omlet gibi olmuyor, bambaşka bir tat alıyor. (Yumurtaları ve pilavı, tavaya koymadan bir kâsede birleştirir, çırparsanız iyice ve pişene kadar da sürekli karıştırsanız) o zaman daha da farkedilmiyor yumurtalar. Her tür baharatı doldurabilirsiniz içine.
Kaç keredir yapıyorum, bugüne kısmetmiş buraya koymak ;)) Hatta pilavı bilerek biraz fazla yapıp ertesi gün yemeği olarak bunu yapmaya bayılıyorum.
Bi de bişey keşfettim, diyet için. Tabağıma havuç dilimliyorum artık, malum kendileri gayet çok çiğnemeke gereken bi sebze. Bu da yemek süresini uzatıp, az yemeyi sağlıyor. Bende öyle oluyor yani çünkü çenem yoruluyor. ;))
Hava her ne kadar soğuk olsa da, güneşin varlığı muhteşem. Ufacık bir toprak parçasında bile sarı, beyaz papatyalar dolmuş. Bir miktarcığını getiriyorum masama her gün. Öyle güzel enerjisi var ki...



Üstteki kısmı dün yazmıştım.
Dün akşam kendimi eve zor attım. İçim bi tuhaftı, hiç bir iş yapmadım, bir iki film izledim, hiç hoşuma da gitmedi, biri Versace'ydi. Ötekini unuttum bile. Dizi izleyeyim dedim, Gilmore Girls'e başladım, uyuyakalmışım. Bugün de eh işte iç güveysinden hallice bir halim var. Yani uykusuz kalınca günün böyle geçmesi tamam da, gayet de çok uyuyunca yine niye böyle oldu anlamadım ;))
Gideyim çalışayım, enerji doldurayım, tekrar geleyim.

4 Mart 2019 Pazartesi

Diivitin etek, tarif, pazartesi işte filan

Öğrencilik hayatımdan beri pazar öğleden sonra bi kasvet basar beni. Gerçekten hiç sevmediğim pazartesinin gelmesine az kalmıştır artık, bi dolu da iş vardır. Hele bu pazar öğleden sonraları bir de kızımcığımları yolcu ediyorsam temelli bi başka ruh halim oluyor, pek iç açıcı olduğu söylenemez. Emekli olursam değişir mi acaba? Bilmem.
Neyseciğime işte böyle kasvet bi başlangıç da olmuş olsa, hafta sonu gayet de verimli geçti. Bi kere bahçedeki 7 limon selviyi söktürdük, asmalar ferahladı, bahçe ferahladı, yerlerine 3 ağaç dikmeyi planlıyorum. Kayısı, can eriği, Datça bademi. Lavantaları evin ilk giriş kapısının iki yanına ektik. Bodur ama yuvarlacık lavantalar olsun diye bekleyeceğiz.
Cuma günü aldığım divitini, etek diktim. Biraz annem, biraz Youtube sağ olsun ;)) 9-10 Mart'ta Bodrum Acı Ot Festivali var. Orada bu eteği giymek istiyorum. Geçen yıl karar vermiştim böyle bir kıyafet hazırlamayı, tam da zamanında karşıma çıkmış kumaş. İçimin bir yerlerinde böyle bir kadın da var. Giymiş basma entarisini, bahçedeki ipe çamaşır asan ;))



Yıllardır makineyi açmamıştım, korkuyordum da aslında ama edinilen tecrübeler pek de kolay unutulmuyormuş, onu öğrendim yeniden. Cumartesi eteği bititince sürekli dikiş dikme isteği duydum hatta. Ama küçük kızımcığımın ders çalışma saatlerinde makinenin sesinin onu rahatsız etmemesi lazım diye durdum. Şimdi bi Hansel-Gratel masalı başladım işlemeye, aida üzerine. Ve sonra küçük kızımcığım da heveslendi, kasnağını hazırladım, verdim eline, yapıyor bir şeyler. Bu çok hoşuma gitti.
Lüzum üzerine bi ekleme yapayım. Eteği nasıl diktim?
Kalıp kullanmadım. Tek en (90 cm) oluyor divitinler, 2 m. aldım. Kumaşı ikiye katladım. Yarım kloş etek bu. Bel çevreni ölç, onu 3,14'e böl, 2 eksilt, bu senin bel keseceğin ölçü olacak. Kumaşı ikiye katla, köşeden itibaren bulduğun ölçüye göre işaretler al ve oradan kes. Bel kestiğin yerden itibaren de, eteğin boyu kaç cm. olsun istiyorsan ona göre işaretlemeler al ve 2 cm pay vererek kes. Yanda artan yerden, 12 cm. kemer için kes. Aslında Youtube'da  nasilyapicam kanalında gayet güzel anlatılmış, ben de oradan faydalandım. Yine de sormak istediğiniz bir şey olursa buradayım.

Sağlıklı, mutlu, huzurlu bir hafta olsun inşallah.


1 Mart 2019 Cuma

Aziz Cuma, Hoş Geldin Mart

Aziz cuma yazısı ile kapanır bu hafta.
Öğle arası pazara gittim. Sebze pazarına. Sonra bi baktım bu;


Divitin. Nam-ı diğer, kadife pazen. Dayanamadım görünce, aldım. Ne olacak hiçbir fikrim yok. Yıllardır bakar dururdum. Harekete geçtim anlayacağınız ;))
Aldıklarımı eve bırakırken, bir kaç parça mutluluk getirdim kendime. Bir kaç parça bahar.


Pazardan iki saksı lavanta bitkisi de aldım. Hafta sonu onları ekeceğim. Bahçede iki parça şöyle bir görünüm istiyorum. Ve koku. Umarım. Bu cinsmiş aldıklarım, öyle dediler.


Şu anda evde temizlik devam ediyor. Akşama mis kokan bir evde, mis gibi mantı kokutmayı umuyorum. Mantıları önceki akşam hazırladım. "En son 1,5 ay önce yemiştik" diye konuşurlarken duydum geçen hafta ;))


Cumanız mübarek, çarşınız pazar, gönlünüz şen şakrak olsun hafta sonu.

28 Şubat 2019 Perşembe

Son söz Meydan Okuma 28.gün

Soru 28: Bugün meydan okumanın son günü, neler oldu, koca bir ay nasıl geçti, meydan okuma nasıldı merak ettim..








27 Şubat 2019 Çarşamba

Meydan Okuma 27.gün

Soru 27: Bazı günler enerjin düşük uyanırsın ya da bir şey olur modun düşer. Ne yaparsın da toplarsın? Var mı sihirli bir kaç önerin?

Nerden başlasam, nasıl anlatsam...
Yaşadıklarım da oldu...
İlkokul çağlarımda şimdiki gibi çook fazla kitap, ansiklopedi, dergi bulamazdık okuyacak, bu yüzden elime geçen kitaplardaki cümleleri sadece okumaz, farkında olmadan ezberlerdim. Bir gün şöyle bir cümle okudum; "insanlar, ağzından çıkan cümlelerin, beyninden çıkan düşüncelerin, bütün evreni dolaşıp tekrar kendine geri döndüğünü bilse, eminim çok daha dikkatli olurdu." Hayatımı değiştiren, hatırladığım en büyük şoktu. Annemin dediğine göre 7 yaşımdaydım. İngilizce filan bildiğim yok. Einstein diye okuyup buruyorum, (onun Anştayn olduğunu bir gün öğrendiğimde, dehşete düşmüştüm, yıllarca iki farklı adam sanmıştım onları) Aşırı haylaz bir çocuktan, daha evcil hale dönüşmüşüm yine annemin söylediğine göre. Yıllar içinde fiziği hiç sevmedim ama bir gün kuantum fiziği diye bambaşka bir fizik dalı olduğunu keşfettim. Ve sürekli şoka girdiğim şeyin aslının ne olduğunu. Her şey böyle başladı ve ben yıllar içinde okudum, okudum, okudum. Bana göre doğal bir yönlenmeyle tasavvufa ilgi duydum sonrasında. Harmanladım, karıştırdım, ayıkladım, doğruldum, düştüm, kalktım, kalkamadım, kavruldum, becerdim, başaramadım, yeniden çalıştım, yeniden düştüm, kızdım, öfkelendim, yandım, soğudum... Ve daha bir sürü şey. 
Hepsi bir deneyimdi. Kimisinden çok da ciddi tedavilerle ayağa kalktım. Kimileriyle halâ uğraşıyorum. Altından kalktığımı sandıklarım var halâ, sanmayın ki bitti, sanmayın ki bitecek.
Küçücük bir etki, 4 milyon 155 bin 476 tane domino taşını devirdi en son. Bir başka zaman, taşlar dizilirken onlara çarpan bir serçe, 23 bin domino taşını devirmişti (havalı tüfekle onu vurdular.) Serçe hiç farkında değildi tabi ne yaptığının. Ama yapmıştı işte. 
İzlediklerim de oldu...








Okuduklarım da oldu...





...
Demem o ki; en ufak bir sıkıntı hisettiğimde film gibi bunlar geçiyor aklımdan. Ben kötü olursam herkes kötü olur. Ben kötü hissedersem herkes kötü hisseder. Ve benim buna hakkım yok. Enerji var. Kuantum fiziği gerçek. Kelebek etkisi. Ve hayat; biliyorum ki elimizde olanların kıymetini anlatabilecek kadar sabırlı ve anlayışlı davranmayabiliyor, "hemen" diyor, "erteleme" diyor, "şimdi" diyor, "hadi" diyor, "bekleme" diyor, "bekletme" diyor  mutluluğu yakalaman için... Bu komutlara daha çok uyar oldum yaş aldıkça. İçinde güzellik olduğunu bildiğim her şeye dokunmak istiyorum öyle anlarda daha çok. Minik bir katkının, minik bir etkinin, ağızdan çıkan bir kelimenin, yazılan bir satırın muazzam etkiler yaratabileceğini sürekli öğretiyor hayat bana. Bunları düşünüp, kötü hissedebilmek de pek mümkün olmuyor, ışıl ışıl oluyor gözlerin bir anda. Kalbin coşuyor. Allah çaresiz dertlere düşürmesin, enerjiyi toplarız bi şekilde.

Vee o moddaki son cümlem, her zaman;





26 Şubat 2019 Salı

Meydan Okuma 26.gün

Soru 26: Maddi yada manevi neye ihtiyacın var.

Babam bize, hangi halde olursak olalım mutlaka ama mutlaka şükretmeyi öğretti. Çok şükür. Çorba kaynıyor, aç değiliz, açıkta da değiliz. Çocuklar eğitimlerine devam ediyor. Azami gayrette onlara da yetişebiliyoruz. Bi şeye ihtiyacım yok madden. Çok şükür.

Manen'e değmiyeydiniz iyiydi. Sürekli bir ihtiyaç halindeyim. Yetinmeye çalışıyor olsam da. Ama bu yönlü tüm ihtiyaçlarımın aslında, sevgi odaklı olduğunu görüyorum. Sevgisizlik insana özgü. Doğada başka bir canlıda böyle bir kusur yok. Dolayısıyla, sevgi dolu insanlar tanımak bu açlığımı yatıştırıyor. İhtiyacı olanlara istediğim ölçüde yardımcı olmak isterdim. Hayvanlar eziyet görmesin diye yaptırım gücüm olsun isterdim. Çocuk gelinler diye bir kavramı hiç duymuyor olmayı isterdim. Kadına, çocuğa, hayvana, ağaca şiddet uygulayanları hadım etmek, cımbızla etlerini çekmek isterdim. Hastalıkların bulunan ama gizlenen tedavilerini ortaya çıkarıp, dertlere deva olmayı isterdim. Aç kalmasın, açıkta kalmasın isterdim hiç kimse. Evine bir ekmek götüremeyen babanın imdadına koşmak isterdim. Her çocuğun en güzel eğitimi ve öğretimi görme hakkının bir hak olduğunu, lütuf olmadığını kabul ettirmek isterdim. Bir paket makarnaya muhtaç kalınmasın, kimse güdülmeye kalkışılmasın isterdim. Faydalı projelere katkı vermek isterdim.
Say say bitiremem ki ben bunları. Eğer bu saydıklarımı gönlümce yapabiliyor yada yapılmasına istediğim ölçüde katkı sağlıyor olsaydım...Bunun cevabına da çok şükür yazsaydım ne güzel olurdu.
Öpüyorum.


25 Şubat 2019 Pazartesi

Simbası, dikişi, yemeği filan

Büyük kızımcığımın Simba'sı bitti. Hiç benzememiş filan diyeni vururum. Döt kadar bi bulanık resim parçasından çalıştım ben onu, biliyon mu da? Beyaz tişörtlerinden birine monte edicem, getirirse eve.


Mutfakta niye pötikare bi perde olmasın ki diye aydınlandım cumartesi gecesi. Du bakalım, olur mu olmaz mı...


Çocuklar kahvaltıda Nirvana'ya ersinler hadi bakim dedim. Değirmen unuyla. Böyle olunca assssla yumuşacıklığını kaybetmez.


Fellah köftesi. Az acılı. (Ben de yemedim değil, bıktım diyetten ;(, gıdım ilerleme de yok zati) Kusura kalmasın.


Patlıcan paçası. Kuşbaşı etle, nohutla ve sumak ekşiyle. Birkaç yıldan beri sevdiğimiz bir çeşit oldu. Adını ben koydum. Yada duymuşluğum vardı da uydurdum mu bilmiyom.



Netflix macerasına başladık, vatan millet bunu bekliyodu zahir. Crown seyrediyorum iki gündür her fırsatta, soluksuz. Değil 2, ikibin tane kızım olsa birini gelin vermem o saraya, ocaaağ batmiyesiceler.
Öyle işte.

Meydan Okuma 25.gün

Soru 25: Alfabe oyunu gibi düşün. A-Z ye sevdiğim şeyler listesi. A denince aklına ilk ne geldi mesela ? Böyle tüm alfabeyi hazırla bakalım.

A- Annem. Varlık sebebim, en güzel duam.
B- Babam. Arkamdaki dağ. Yanımdaki bağ.
C- Cartlak kebabı. Nam-ı diğer ciğer. Bayılırım.
Ç -Çocuklarım. Yaşama sevincim. Gururum.
D- Deniz. Bütün yükleri benden uzaklaştıran. Seyrine doyamadığım.
E- Elif'im. Canımdan ötem.
F- Frida. Hüzün soluyan kadın.
G- Gambille favası. Bi bakla türü. Sadece Bodrum'da gördüm. Enfestir.
H- Huzur. Amacım.
I- Ilık. Duygular.
İ- İncir. Çok sevdiğim.
J- Je taime.
K- Kızımcığımlarım. Aşklarım.
L- Lagos. Muhteşem balık. Enfes.
M-Mandalina. Bodrum. Kilin.
N-Nar. Bereket.
O- Oya. İçimi açıyorlar. Renk renk olursa hele.
Ö- Örgü.
P- Paris.  Bi milyon defa daha gitmek istediğim.
R- Ruh. Huzuru çok önemli. Güzeli çok güzel.
S- Seyahat. Nasıl ihtiyacım var bi bilsen ;))
Ş- Şans. Gel kaçma gellll ;)
T- Tasavvuf. Huzurlu.
U- Uçurtma. Çocuk yanım.
Ü- Üniversite sınavı. Anlatmaya gerek yok ;))
V- Vatan. Allah birliğimizi bozmasın.
Y- Yemek. Herrr gün yaptığım.
Z- Zeynep'im. Canımdan ötem.



Zormuş haaaa ;))

Meydan Okuma 24.gün

Dün çok işim vardı, kızımı uğurladık akşam, önce hazırlığı, yemeği vs, sonra yolculuk saatlerinin bendeki stresi derken elim hiç bişeye gitmedi,  meydan okumaya bugün devam edicem. Affola ;)

Soru 24: "Farklı şehirlerdeyiz ya da aynı yerde bile olsak herkesin önerisi kendine özel olur eminim. Bulunduğun şehir ile ilgili öneri listesi şahane olur bence. Bir günüm var neler yapabilirim orada ? Nerede leziz bir şeyler yiyebilirim bir düşün bakalım ?"

Bir şehirde yaşamadığım için kendimi şanslı hissediyorum. Zaten bizim şehir (Muğla), kızlarını zengin kocalara vermiş fakir aile babası gibi. Bi numarası yok, hap kadar bi yer. Dolayısıyla ilçem Bodrum'dan bahsedeyim. Bodrum; her ne kadar ilk başta deniz, güneş ve gece hayatı kavramlarını çağrıştırsa da ben size farklı bir kaç yerini göstermeye çalışacağım. Bambaşka, öteki hayat da var burada. Bodrum antik bir kent olduğundan gerçekten çok ama pek çok yer var görecek. İnşaat kazılarında sürekli antik kentin kalıntılarına rastlanılıyorsa da, ülkemizde onların nasıl korunmaya alındığı(!) malum. Yazık hem de çoook yazık olan şeyler bunlar. Hatta, Bodrum Sanayi'sinin altında dünyanın en büyük hipodromu olduğu kanıtlandı ama tek bir tık yok gereği için. Bakanlık, "bakanlık bütçesinin 1 yıllığının tamamını sadece buraya ayırsak bile altından kalkamayız o işin" dedi. Öyle işte.

Bodrum Su Altı Arkeoloji Müzesi
(Bize gelen herkes gitti, ben hariç çoluk çocuk da gitti bi ben gidemedim de olsa) ;) Geçen yıldan beri de kale tadilatta olduğu için gidilemiyor. Ama mutlak görülmeli yerlerden. Online gezebilirsiniz şimdilik yine de.


Kral Mausolos’un Mezarı (Halikarnas Mozolesi)Halikarnes Mozalesi, dünyanın antik yedi harikasından birisidir. Böyle olunca insan tabi ki bi heves gitmek istiyor ama;
Halikarnes Mozalesi diğer bir adıyla Kral Mausollos’un Mezarı karısı, Kral’ın kızı ve kız kardeşi tarafından M.Ö. 353 – 340 yılları arasında yaptırılmıştır. Mezar Muğla / Bodrum‘un tarihi adı Halikarnas’ın Halikarnassos Antik Kentinde bulunmaktaydı. Mezarın toplam uzunluğu 45 metre idi. Mezari piramidi andıran katlı merdivenler şeklindeydi ve dört bir tarafında da farklı heykeltıraşlar tarafından yapılmış insan ve hayvan heykellerine sahipti. O döneme kadar sadece Tanrıların heykelleri yapılmıştı. Bu yapı, ilk kez diğer canlıların heykellerinin yapılması bakımından ayrı bir önem taşımaktadır. 1402′de Saint Jean şövalyeleri Bodrum’a gelip anıtı ilk başta taş ocağı olarak kullanmış daha sonralarda anıtı sökerek Bodrum Kalesini yapmışlardır. Dolayısıyla, eskiden anıtın bulunduğu yerde şimdi pek bişey yok. Asıl kaidenin bir kısmının sınırlarını, bir bilenle giderseniz görebiliyorsunuz kısmen. Şimdilerde ise STK'lar Kültür Bakanlığı'na anıtın tekrar bi örneğini yapmak üzere çabalıyorlar. Şimdi göreceğiniz durum şu;


Aslında görmeniz gereken şuydu;


Pedasa Antik Kenti

Her ne kadar ortada görünecek bir şey olmasa da, ilgilenenler için söylemek gereklidir ki, ormanlarla kaplı bir alan içinde kurulmuştur Pedasa Antik Kenti. Gittiğim bir konferansta Kral Hekotomnos'un (Mavsolosun babası) kurduğu bir kent olduğunu öğrenmiştim. Kentin bulunduğu tepeye sadece yürüyerek ulaşabiliyorsunuz. Bugüne dek yapılan kazı çalışmalarında MÖ 2000’li yılardan Bizans dönemine kadar uzanan bir sürece ait kalıntı ve buluntulara rastlandı. Pedasa yolunun bir kısmından sonra özel mülk olduğu gerekçesiyle araç geçişine izin verilmiyor. Anadolu’nun Yunan öncesi halklarından olduğu düşünülen Lelegler, Truva Savaşı‘ndan sonra Halikarnassos(Bodrum) civarına yerleştikleri kabul ediliyor. Antik kent Bodrum Konacık'ta. Detaylı bilgi için Bodrum Belediyesi tarafından hazırlanan çok güzel bir bilgilendirmeyi şuradan okuyabilirsiniz.





Mazıköy
Bodrum'un halen en bakir yeri. Köy halkının erkekleri balıkçılık kadınları ise halıcılıkla uğraşıyor. Hemen hemen her evde ünlü Milas halılarının dokunduğu tezgahlar mevcut, onun için birinci elden ve uygun fiyatla halı alabilmek mümkün. Halı için kullanılan yünler kazanlarda kök boyayla boyanıyor ve sonrasında her bir halı genç kızların el emeği göz nuruyla dokunuyor. Mazı ise eşsiz ve güzel uzun sahili, serin havası, salaş balık lokantaları, küçük aile pansiyonları, zeytin ve binlerce yaşlı anıt ağaçlarıyla tam bir saklı cennet. Burası saklı bir cennet, emin olun. Kargılı, Ilgın, Sedef, Feslikan, Akarca, Yalıkoyu, Çatal, Çamlık, Şeytan deresi ve ayrıca harabelerin bulunduğu Kisebükü, birbirinden enfes koylar, bu enfes koyların pırıl pırıl suyu ve bakir kumsallarında, mandalina, zeytin ağaçları ve mor zakkum çiçeklerinin gölgesinde denize girmenin tadına inanınki doyamıyorsunuz. 




Etrim Köyü

Mumcular’a bağlı bu köyde insanlar günümüzde ‘halı dokuyarak’ geçimini sağlıyor. Üstelik kendi boyalarını imal ederek, kendi motiflerini çizerek yapıyorlar bu işi. Benim böyle bir halım var diye çok da seviniyorum zaman zaman ;)) Halıcılığın, aslıyla uygulandığı tek tük kalmış kıymetli yerlerinden biri. Köy halkı birkaç kahvaltı evi de açtı, bahar aylarında inanılmaz güzel oluyor. Her türlü köy yemeğini, onların kendi elinden, kendi dilinden, kendi sunumundan yemeniz mümkün. Benim en en en sevdiğim yerlerden biri. Emekli olunca kök boyamayı buradaki teyzelerden öğrenerek yapacağım hayali kuruyorum. Hepsi çok tatlı. Hemencecik açıyorlar evlerini gezdirmek için.




Bodrum'da başka bir hayat var demiştim ya başta. Bunun gibi epeyce yer daha var. Bahar aylarında dağlar, tepeler ot fışkırır, Bodrum'lu kadınlar, erkekler toplar toplar yer. Harikulade bir beslenme alışkanlıkları var. Etin yüzüne bakan olmaz, ot varken, o derece.
Kısmet Lokantası var, Konacık'ta. Hayli pahalılaştı ama hakkıyla da yeniyor yöresel ev yemekleri.
Bir de Çeyrek Efe Lokantası var arkadaşlarımın açtığı. Bodrum'un yerlisi bir aile. Ve her şey ama her şey elleriyle hazırlanıyor. Otları bahçelerinden, tarlalarından. Bodrum merkezde, garaja çok yakın, kime sorsanız gösterirler.

Eee, epeyce uzattım. Geç kaldıysa bile bu yazı, bir miktar daha da özendim bunları hazırlarken.
Hepinizi bekleriz efenim.

23 Şubat 2019 Cumartesi

Meydan Okuma 23.gün

Soru 23: Neler Yapıyorum yazısı hazırlıyoruz. Maddeler için benim bir yazıma bakabilirsiniz. Örnek yazı linki için buraya bir tık.

Seviyorum / Loving : Baharın, ruhuma neşeler saçarak gümbür gümbür gelişini izlemeyi seviyorum. Bahçedeki ağaçların, bitkilerin çok neşeli bir halleri var şu anda. Doyamıyor insan bakmaya. Şu anda yağmur yağıyor mesela ve ben onun sesiyle evde olmayı çok seviyorum.




Yiyorum / Eating : Çavdar unuyla, el açma, otlu börek yaptım. Ne yalan söylim ay, tırtıkladım valla ucundan ucundan ;))



İçiyorum / Drinking : Kahveciyim ben. Sabah bi büyük fincan Türk kahvesi içtim. Şimdi de Nesgayfe içmek istiyom ;)

Hissediyorum / Feeling : Kızım geldi oleyyyy, beklemiyordum bu hafta, sürpriz oldu. Heyecanlanıyorum, mutluluk hissediyorum, iki kızımcığımın bıdır bıdır bitmeyen sohbetlerini dinlerken, onları seyrederken. Bunun, mutlulukların en büyüğü olduğunu hissediyorum, iliklerime kadar.

Yapıyorum / Making : Büyük kızımcığımın Simba aşkını körükleyeyim dedim bugün.



Düşünüyorum / Thinking : Simba'yı bitirip, onu kızımcığımın tişörtüne monte etmeyi düşünüyorum başka da bişiy düşünemiyor an itibarıyla.

Hayalini Kuruyorum / Dreaming : Güzel bir emeklilik hayal ediyorum. Sağlıklı olmayı ve el işlerimle ilgili bir takım fikirlerle ilgili hayaller kuruyorum kendi adıma. Yavrucuklarımın sağlık ve sıhhatle hayallerine kavuşmaları için yatıp kalkıp dua ediyorum.

Okuyorum / Reading : Saymaya utanırım yeminle. Bir sürü başlanmış, bitmemiş kitap var. Sadece yatmadan önce okuyabilir oldum, fırsat bulamıyorum diğer zamanlar. En son okumaya gayret ettiğim kitap Hallac.

Dinliyorum / Listening : Minyatür bi radyom var. Zırt pırt bozulsa da şu an Türk sanat müziği dinliyorum. Nazende sevgilim, yadıma geldin diye içli içli döktürüyor Nalan Altınörs.

İzliyorum / Watching : Kısmetse bugün Netflix üyeliği başlatıp dalıcaz o aleme. Dün en son İstanbul'lu gelin izledim.

Vazgeçemiyorum / I can't give up : (Bu maddeyi de ben ekledim) Sevmekten.


Hafta sonları nadir yazarım, yazmam hatta genellikle. Fekat bu şalanjın görev bilinciyle oturdum yazdım, kalktım resim çektim geldim valla bahçede ıslak ıslak. O kadar da çabalıyom yani ;)))
Hadi öperim.