7 Kasım 2012 Çarşamba

İyi ya da kötü biri olmak kendi tercihimiz midir?

Bu kısım kitap okuma sevdasıyla ilgili, istemeyenler es geçsin.
Son aylarda yeniden, istediğim oranda kavuştuğum kitap okuma alışkanlığım için gerçekten mutluyum.
Bu konuda her ne kadar benden çok üstün ve gıpta ile baktığım üstadlarımız (Lale Ablamız, Leylak Dalımız, kuzenim Demoş gibi) varsa da, mesai saatleri, ev işleri, hobiler ve çocuklar derken okumaya yine de zaman ayırabiliyor ve de en önemlisi bundan keyif alıyor olmakla kendimi iyi hissettiğimi söylemeliyim.
Ergeniçelerim de olayı kaptı. Çarşı için, şunun için, bunun için beni zorla dışarı çıkarma etkinliklerinin en başına D&R'dan almak istedikleri kitaplar olduğunu söylediklerinde içimdeki dürtü saat felan dinlemiyor. Zeynep de sıkı okuyor ama Elif henüz o mertebede değil ;-) Çeşitliyiz. ;-)


Bu kısım günah çıkarmaya gidiyor, istemeyen es geçsin.
Çoook kitap okuyan kızlarım olsun istiyorum. Hani derler ya "anneler aslında kendi eksiklerini çocuklarıyla tamamlamaya kalkarlar" hiç bilem. Ben tam aksine, bir anne olarak benim aldığım keyfi onların da almasını istediğim için çabalıyor ve olabilirse eğer -ki kuşkularım var- örnek olmaya çalışıyorum.
Hani şey gibi, bir yerde çok güzel bi pasta ya da yemek yersiniz, tadı damağınızdadır, içinize sinmez, çocuklar da yesin istersiniz.
Ben 5 yaşıma doğru okumayı kendi kendime öğrenmişim. O zamanlar şimdiki gibi kitap, kolay bulunan birşey değildi ya da ne bileyim çok mu pahalıydı da alınca acayip mutlu olurduk. Gazetelerin ekonomi sayfaları dahil okumadığım yeri kalmazdı. Banyoda bile şampuanların, sabunların ambalaj yazılarını okurdum ben.
Hızlı ve anlayarak okuyabilmeyi çok okuyarak öğrendim ve gerek öğrencilik gerekse iş hayatımda çok güzelliklerini gör/düm/üyorum.
Üniversite sınavında her biri yarım sayfa olduğu için çoğu kişinin okumaya bile bulaşmadığı Türkçe metin sorularını öyle zevkle ve hızla çözmüştüm ki 53 soruda 53 net çıkarmıştım. Valla halâ övünürüm bununla.
Mesela, ergeniçelerimin yanlış okuma ya da yanlış anlama nedeniyle kaybettikleri sorulara da çok acırım. Bilgi eksikliğine kızmam, çünkü onu yerine koyarsınız biter. Ama bilgi tamam olup ta okuma ve anlama bozukluğu sebebiyle kaybedilen her şey çok üzer beni. Sorunun başını okuyup sonundaki -aşağıdakilerden hangisi değildir-e dikkat etmeyenleri bir filin sırtında şehir trafiğinde gezdiresim gelir ;-)



Bu kısım kitap yorumu, burada kalmanız önerilir.
Bu kadaan günah çıkarmadan sonra gelelim dün gece bitirdiğim Genetik Miras'a.



Gazetede reklamını gördüğümde beni içine çeken cümle "iyi ya da kötü biri olmak kendi tercihimiz midir?" idi.
Kitap 540 sayfa.
Ama inanın bir çırpıda okutuyor kendini.
Ve önemli bir not, çeviri çok iyi. Abuk sabuk cümleler ve edit hataları neredeyse yok, ki bu durum ciddi okuyucular için önemli bir ayrıntı olmalı diye düşünüyorum.

Yıllardır merak ederim, genlerimiz bizi nasıl etkiliyor? Ne zaman ortaya çıkıyor? Dominant ve resesif genler neye göre belirleniyor?
William Landay, harikulade bir çekicilikle konunun üzerine gitmiş. Bir yandan insana geçmişini sorgulatıyor ve geleceğe dair çarpıcı yaşanmışlıklarla durumu analiz ediyor. Okurken kendimi, genetik haritasını az çok bildiğim çevremi, arkadaşlarımı, kızlarımın okuldaki arkadaşları ve ailelerini gayet güzel irdeleyebildiğimi düşündüm. Genetik miraslarını bilmediklerime dair bazı düşünceler belirdi kafamda.
Bir kitabın, okurken sizi içine çekmesi ve nöronlarınızı (özellikle gri olanları) kıpraştırması kadar güzel bir şey var mı?
Artık daha da eminim ki ve öğrendim ki, genler kendilerini aktive etme yeteneğine sahip değil.
Aktive olması için çevresel etki gerekiyor. Ve bu etkiyi, dominant ya da resesif hale getirmek de büyük çoğunlukla kişinin kendi elinde.
Eğer bir şeye genetik yatkınlığımız söz konusuysa, kendimizi bu konuda uyarmamak için kontrol edebiliriz.
Örneğin söz konusu yatkınlık, bazı hastalıklarla ilgiliyse; -korku ve stres yaratmadan olmak koşuluyla- hayatımıza bu açıdan bakmayı becerebiliyor ve bunu önemseyebiliyorsak, gayet güzel ve risksiz devam edebiliyoruz aslında. Ama ne zaman korku ve stres başlıyor, o zaman bu genlere davetiye gönderiyoruz.

Bu kısım, hayata dair bir yorum, "bana ne!" diyen gitsin.
Piyanist filminde bir sahne vardı. "Sanki çok ömrümüz varmış gibi beklemeyi öğretiyor bize hayat" diyordu orada.
Evet, sevdiklerimizi 80 yaşında da kaybetmek bile erken geliyor, bırakın gerisini.
Ama ömür ne kadarsa, o kadar da hakkını vermek gerekiyor.
Konu, bazen beceriksizliklerimizi örtmeye kılıf, bazen başarılarımızı gururla sevdiklerimize de pay çıkartmak için kullandığımız genlerimizi rahat bırakma konusudur ve bunun için zaman her dakika daralmaktadır. Bizler; onların ne kurbanı, ne de kahramanıyız.
Dün dündür, geçmiştir.
Hayat bugündür.
Eğer yarın varsa mutlaka bugünden de güzel olacaktır.
Anlıyor musun?


Sevebilmeyi,
Anlayabilmeyi,
Sorgulamayı,
ama en nihayetinde artık her şeyi oluruna bırakabilmeyi,
bunları en çok da okuma alışkanlığım sayesinde,
becerebildiğimi düşünmekten mutluyum.




 












5 yorum:

Derya Kuzusu dedi ki...

Ececim o son satırların benimde olmak istediğim şekil ama hala o şekle yaklaşamadım o zaman bende daha fazla kitap okumalıyım :)

bahar006 dedi ki...

Ne güzel anlatmışsın, evet ben de okuma delisi olduğum için, 7 yaşında annemin kızacağını bile bile yorganların altında roman okuduğum için, yaşıma başıma bakmadan 10 yaşında gülün adı gibi ağır bir romanı okuyup benden büyüklere anlatabildiğim için kendimle gurur duyuyorum. Çantamda bazen selpak olmaz ama bir kitap hep mevcuttur. Boş bulduğum her anda sağ solla ilgilenmem, açar kitabımı okurum. O kitap benim de ilgimi çekti, listeye aldım canım, saolasın:)

Ecehan dedi ki...

Deryacım,
Düşüncelerimi uzun zamandır tartıp, kendimi tanımaya gayret ederken, bulduğum en önemli ipuçlarından o son satırlar.
5 satır belki ama içinde çok fazla yaşanmışlık var ve sanırım bir bu yüzden bir de ortak çok noktamız olduğundan orada dikkat kesildin.
Mutlaka faydası olacaktır sana da.
sevgiler

Ecehan dedi ki...

Baharcım,
Yazılan her cümleyi değerli kılan önce okurun ta kendisi.
"Ne güzel anlatmışsın" cümlesini her duyduğumda "ne güzel anlamışsın" diye sevinirim hep.
Sonra da birleşilen ortak noktalar. Hayatımda çantamda her an bir rujum hiç olmadı ama hep bir kitabım vardı. Okuyamayacağımı bile bilsem yanımdan ayırmadığım.
Sizlerle ortak noktalarda söyleşebilmek güzeller güzeli bir duygu.
Teşekkür ederim, sevgilerimle.

orhankaradogan dedi ki...

"Ben bir gölge olsam, yahut bir hayal, Onlar gibi hissiz, onlar gibi lal" diyor Cahit Sıtkı Tarancı.
Mutluluklarınız, okuma, anlama ve yaşama şevkiniz hiç bitmesin.

"Pembe rengi çok sevmeme rağmen, sanki bu başlık şeklinde(tasnif ve ayırma)uymadı mı acaba?(Dostça)"