Bıraktım, hır gür hesaplaşmayı.
Kendimle de başkalarıyla da.
Sabah kalkıyorum, işime gidiyorum, kulağım tüm olumsuz seslere tıklaı, beynimin emrettiği şekilde işimi yapıyorum.
Haaaaa, bunu kolayca mı yapıyorum? Tabi ki hayır.
Ama olsun öğrendim.
Benimle sidik yarıştıranlardan bıktığımı, kimseyle sidik yarıştırmaya gerek olmadığını, bütün işi gücü dedikodu üretmek olan insanlardan duyduklarını duymamak gerektiğini;
Sadece alın terini döktüğün işten kazandığın helâl lokmayı evine getirmenin o büyük hazzının dünyaya değer olduğunu;
Birilerinin her önerdiğim şeye "yanlış" ya da "eksik" olduğu için değil, boy ve postlarının ölçüsünden korktukları için karşı çıktıklarını,
Öğrendim.
Ama ne var ki, her öğrendiğim şey, insanlar adına duyduğum bir sürü hissiyatı da alıp götürmeye devam ediyor.
Olsun varsın, yine de bunu başarmaya devam etmek istiyorum.
Eceeee, bu gün Kariye müzesindeydik. Orada üniv. hocası öğrencilere anlatıyordu. Tavanda bir tasvir var, Rahip , Hz. Meryeme mor renkli bir çile yün veriyor. Bir örtü dokuması için, arkada da dedikodu eden, onları çekiştiren rahiplerin tasviri var... Gülmekten öldük. Dedikodu çağlar boyunca var yani. Hiiiç üzülme , Annem derdi ki, padişahların bile arkasından konuşulur:))
YanıtlaSilÇook öptüm seni
Aldırma deli gönül...
YanıtlaSilselam
YanıtlaSillaleden geldim sana
ben de aynı fikirdeyim
değersiz insanlar için kendini üzmeye gelmez
gül geç
boşverr
hayat çok kısa
kendini mutlu etmek önemli olan
sevgiler
iş yerinde en güzeli, işini yapmak başka hiçbir şeye aldırış etmemek. en güzelini yapıyorsun :)
YanıtlaSil