O akşam, alelacele yendi yemek.
Hiç adabı olmadığı halde o akşam biran önce evden çıkmak isteyen bir adam vardı.
-Niye bu acele Şadi Bey?
-Yok, çok şükür bir şey de, benim akşam halletmem gereken bir işim var.
-Hayırdır?
-Hayırdır hayır. Endişelenme sen.
Ev ahalisinin hiç alışık olmadığı şekilde, evin babası yemekten hemen sonra evden çıktı.
Evin hanımı da –en azından benim gibi olmasa gerek ki- sorgu sulae tutmadı Şadi Bey’i. Sadece,
-Lütfen geç kalma, çocuklar uykuya dalmaz sen olmayınca, dedi.
-Zırrrrrrrrrrrrrrrrrrrr! Zırrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrr!
Evin, çok da sık çalmayan telefonu çalıyordu, zira o yıllarda her evin telefonu bile yoktu.
Telefona cevap verildi.
-Akşam akşam rahatsız ettiğim için özür dilerim. Şadi Bey’i birkaç saat önce okul tuvaletine (ki tuvalet okul bahçesinin bir ucunda) girerken gördük, izledik, çıktığını göremedik. İyi miydi, yoksa ne yapıp edip okula girelim mi diye size sormak istedik hanfendi.
-Şadi Bey okulda mı yani?
-Pardon, haberiniz var sanmıştım.
-Lütfen bir şekilde ulaşın ona. Zira dışarıda ise okulu arasak bile cevap veremeyektir, lütfen beni de haberdar edin olmaz mı?
-Merak etmeyin, sizi arayacağız…
Dakikalar sürdü aslında dakikalar değil belki bir asır.
Birkaç saat sonra eve döndü Şadi Bey.
Eşi ve çocukları meraktan ölmek üzeredelerdi.
-Nerdesin Şadi Bey? Ödümüz koptu, n’aparsın bu saatte okulda?
-Kusura bakma Hanım, akşam tam ben okuldan çıkarken, Cuma(okulun müstahdemi) gelip;
-Müdürüm, öğrenci tuvaletindeki bir musluk damlatıyor, yarın çaresine bakarım, dediydi. Yürürken bile içime dert olduydu, ya musluk şar şar akıyorda, israfı da koy bir kenara ama su basar da yarın öğrenciler hiç giremeyecek olurlarsa diye meraklandım, kendi, aletlerimi de alıp becerebilirsem tamire gittim, çok şükür artık damlamıyor, yarın öğrencilerim rahat rahat girebilirler oraya, hadi siz de rahatlayın benim gibi!
-Allah senden razı olsun, peki öyleyse ama keşke anlatıp gitseydin bize de biz de meraklanmasaydı, ilahi Şadi Bey.
(Burda bir durun!
Bunu bana başka biri anlatsa, belki ben bile "dramatize diyor, hadi canım sende, vay vay vay...benzeri laflar edebilirdim belki tıpkı şu anda bazılarınızın dediği gibi, bundan sebep bilin ki, eminolun bu; yaşanmış bir boyuttur. Okul Kahramanmaraş'ta, İstiklâl İlkokulu idi, ancak şu anda artık böyle bir okul yok, Şadi Bey'in emekliliğinden birkaç yıl sonra okul kısmî tadilata girip, yakındaki başka bir okula dahil edildi :-(...)
&&&
Bu diyaloglar kime mi ait?
Şadi Bey (Şadi Büyükkaraman)benim babam.
“Allah senden razı olsun” diyen de annem.
Hiç unutmadığım ve ölünceye kadar da hiç unutamayacağım bir anıdır bu ve masalın kahramanı, her öğretmenler gününde bağıra bağıra gurur duyarak, anlatmak istediğim öğretmen modeli onlar.
Buna rağmen; hâlâ ne kadar gurur duyuyorum?
Anlatamam.
Bu kadar kelime ustası değilim.
Ben sadece her zaman gurur duymakla kendime geldiğim,
Öğretmen bir ana-babanın çocuğuyum, şükürler olsun.
Okulun tuvaletindeki o musluğu –pis-pas- demeden hiç de aslî görevi olmadığı halde ve “ben müdürüm” diye böbürlenmeden, akşam akşam 3 km. yürüyerek gidip gelmeyi göze alan ve güzelim yıllarını eski püskü -ama kendisinin deliler gibi baktığı, bakımlı hale getirdiği- bir okulda eski püskü -olduğunu bile hiç önemsemediği- bir koltukta geçiren babam;
Onu, “Allah senden razı olsun’” diye karşılayan annem;
(Ki her ikisi de yıllar sonra girdikleri lisans programındaki üstün başarıları nedeniyle zamanın Başbakanı elinden de ödül bile almışlardır)
Başta olmak üzere,
Onların izinden gidinden kardeşim Özlem de dahil,
Tüm öğretmenlerimizin –canlarımızın- “Öğretmenler Günü” diye bir güne sığdırmaya çalıştığımız ömürlerini,
Önlerinde yerlere kadar eğilerek kutluyorum.
Dilediğinizce ve daha önemlisi hak ettiğinizce;
Mutlu olun inşallah.
Sizin kızınız olmakla her zaman gurur duyan, bir birey yetiştirmek için verdiğiniz uğraşları her zaman takdirle anacak olan kızınız Ecehan.
Sevgili Blog; biliyor musun?
Bu yazıyı onlar hiç okumayacak ve belki de kendilerini kutlamak için aradığımda dahi haberleri olmayacak müteşekkirliğimden. Evlerinde bilgisayar yok çünkü. Ne onu almaya ne de ADSL aylığı ödemeye yetmez maaşları. İşin kötüsü biz evlatları onlara kalkıp da; "hadi internete bağlanın, bir bilgisayar alalım size" de diyemeyiz alimallah. Cesaretimiz bile yok asla da olamaz bunu demeye. Hani derler ya, "yemezler koçum!"
40'ar yıllık emekten sonra mâhkum edildikleri noktaya insan üzülmüyor değil tabi ama,
Ama en sonunda ne önemi var ki? diyorsun sonuçta el mâhkum!
Kalp kalbe karşı değil midir nasıl olsa? Şundan emindirler en azından;
Kendileriyle gurur duyan 3 evlat yetiştirdiler.
Allahım bana onlar gibi anne-baba olmak için; gerekenleri(!) ver!
Katrilyonkarece teşekkürler anam-babam:öğretmenlerim...
