20 Haziran 2012 Çarşamba

Öğretmenleri destekliyorum


Anam babam öğretmen olduğu için,
Kızkardeşim öğretmen olduğu için,
Kuzenim öğretmen olduğu için,
Çocuklarım da öğrenci olduğu için, 
Bu ülkenin geleceğini önemsediğim için,
bu itibarsızlaştırma operasyonunu da şiddetle kınıyorum.
Öğretmenlere yapılan her bir hakaret, bu memleketin geleceğine dinamit yerleştirmekten daha farklı değil oysa.
Allah sizi bildiği gibi yapsın!
Ne ölüden, ne diriden çekinen kalmadı vesselam!

18 Haziran 2012 Pazartesi

BABA

80'li yıllarda çocuktum.
Televizyonlar evlere girmiş olsa da, akşam yapılan dost ziyaretleri hiç eksik olmazdı.
Aracımız da yoktu üstelik ama kimse söylenmezdi, zor gelmezdi onlara kilometrelerce mesafeyi yürüyerek gidip gelmek.
Ben de çok severdim bu gezmeleri. Hele bir de yaşıtım sayılabilecek bir arkadaş varsa gidilecek evde, değmeyin keyfime idi.
Kilo olarak çok zayıf bir çocuktum, yemek yemekten o yıllarda nefret ederdim çünkü.
Gittiğimiz gezmede oynar oynar, saat dönme vaktine yaklaşınca uyumuş numarası yapardım. Sırf onca yolu yürümeyeyim kucakta taşınayım diye.
Babam kucağına alırdı, gık demeden. Hem de gecenin karanlığında kilometrelerce yürürken sayısız kere de usulcacık öperek.
Ertesi gün bir daha taşırdı, bir daha ki sefere bir daha taşırdı.
Şimdi düşünüyorum da biz olsak şu devirde, araçsız, kilometrelerce yürüyerek, üstelik bir de kucağında çocuk taşıyarak asla gitmeyiz bir yerlere.
Anne babalarımız giderdi işte, çok severlerdi demek ki, dost sohbetlerini.
Hiç hatırlamıyorum "bugün şu dizi var, gitmeyelim bir yere, misafir gelmesin" benzeri düşündüklerini.
Şimdi düşününce, numaradan uyuduğum ve kendimi her gün zaten yorgun argın gelen babama taşıttığım için çok hainmişim gibi geliyor, utanıyorum.
Empati yaptığımda ise sadece geçmişte yaptıklarımdan değil, çocuklarımdan da utanıyorum.
Elif ve Zeynep aynı şeyi bize yapsalardı, bir giderdim bir daha da gitmezdim. Mümkün değil onca yolu sohbet için yürümezdim gibi geliyor.
Tembeliz biz.
Nerede anne-babam, nerde biz. İşin kötüsü bizden sonrakiler de korkarım ki bizden beter olacak.
Ondan sebep, babalar günü diye bir şey kutlamak, benim neslimin insanları için daha bir anlamlı gelir bana. Kuru sözlerle, paranın gücüyle, hediyelerle, 150 beygir gücüyle yaşamadık biz babalık kıymetini.
O kıymet, saatlerce yürürken kucağındaki yavrusuna defalarca konan sessiz öpücüklerdeydi.


Tüm babaların günü kutlu olsun.



























16 Haziran 2012 Cumartesi

Ateş, iş, kardeş, alışveriş

O kadar çok istediğim halde Maral'ın veda yemeğine gidemedim.
Saat 16:00 sıralarında kendimi bayılacak gibi hissetmeye başladım, sonra çok üşümeye.
Bir saat daha idare edip eve geldim, ateşimi ölçtüm 39,2.
Hemen Levmond ve Nurofen Cold alıp, kendimi yatağa attım. Cımcık terlemeye başladım bir saat sonra ve çok şükür ateş de düşme eğilimine girdi.
Koştum mutfağa, meyhane pilavı yaptım, cacık için salatalık doğrayıp cupp yatağa tekrar döndüm.
Eeee mide bu, hastalık mastalık dinlemiyor valla. E tabi bir de annelik güdüsü.
Yemeğe gelemeyeceğimi bildirdim sağolsun çok hoşgörüyle karşıladı arkadaşlarım ama kızdılar bana.
"Yeter! İzin al, dinlen biraz!!!"
Yemek faslı evcek halledildi, kendimi ana kraliçe hissettim.;-)
Saat oldu, 22:00, "eh ben biraz daha iyiyim" derkeneeeeeeeee, gece mesaisindeki arkadaşlar aradı, bana ihtiyaçları vardı.
Giyindim tekrar çıktım gittim işe.
Döndüğümde 01:40'dı ve ben yine üşümeye başlamıştım. Ama ilginç olan şuydu ki, 22:00 / 01:40 arası işe dalıp, bir an bile yorgunluk, ağrı, ateş hissetmedim. Bu arada evden çıkmadan önce 37,'lerde gezen ateşim(uyyy ateşim benim ;-)) 38,6 ile "hadeeeeee" diyordu bana.
İlaçlarımı aldım tekrar yattım, biraz kitap okudum vs uyumuşum. Şimdi daha iyiyim.
Yarın gece kızkardeşim ve oğluşum gelecekler inşallah.
Bugün, biraz deniz (genizlerime deniz suyu girmesi gerektiği doktor tavsiyesi olduğundan), biraz alışveriş, sonra gelip derlemece, toparlamaca için güç istiyorum.



Herkese sağlıklı bir hafta sonu diliyorum.
Bence yine hiç hastalık sırası değil!
Vatan, millet hizmet bekliyor biz erlerden.
(Hayatım boyunca her böyle durumda hep aynı cümleyi kuruyorum, valla çok işim/iz var, hiç sırası değil ;-))












15 Haziran 2012 Cuma

Maral...

Gün içindeki sorumluluklarım çok fazla.
Yirmi yılın verdiği tecrübe ile her ne kadar sakin atlattığımı düşünsem de günü, acısı akşamları çıkıyor.
Gün içinde kurduğum hayalleri gerçekleştirmek faslı fısssssssssssss sesi çıkararak sönüyor yemek teranesini hallederken.
Umarım en kısa zamanda zindelik perilerim geri gelirler ben de o üretken dönemlere geri dönerim.
Bu akşam çoook sevdiğim öğretmen bir arkadaşım olan Maral'ın veda yemeği var. Tayin istedi, gidiyor buralardan, şimdiden çook özleyeceğimi biliyorum bal gibi.
Zor günler geçirdi, kimini atlattı kimi içinse elinden geleni yapıyor.
Akşama ona vermek üzere bir sürpriz hazırladım, umarım beğenir.
Kaligrafi çalışmalarımdan, şu an ki ruh durumuna uygun olan bir tanesini çerçevelettim.
Resim kalitesi çok düşükte olsa sabırsız ruhum gitmeden önce size de göstermek istedi.


Tüm sıkıntılar biter, mis gibi aydınlık günlere yol alır inşallah Maral...

Çerveyi çok beğendim, yıpranmışta olsa görünen tarafı, ardında çok sağlam ve dümdüz bir zemin var. Tıpkı onun yüreği, duruşu gibi, uyduğunu düşündüm.


Eveet...
Zor şey ayrılmak sevdiklerinden. Ama bazen insan mecbur kalıyor, daha doğrusu bakıyor ki karşısındaki için tebdil-i mekânda hayır var, susuyor, "olsun, git sen, birbirimize gider geliriz" li cümleler yelken açıyor gözlerine.
Hele bu kişi, en zor anlarında ansızın düşünmeden yanında olacak kadar aslan yürekli ise.
Git Maral!
Bir de özlemeyi deneriz n'olucak ki?


12 Haziran 2012 Salı

Sıkılgeç ergeniçeler

Ne çok gün olmuş yazmayalı.
Sabahtan itibaren öğleye şunu, akşama bunu, geceye şunu yaparım diye o kadar çok plan yapıyorum ki, gerçekleştirmeye ne zaman ne de enerji kalıyor ;-)
Bu dangalak hali de seviyorum gerçi, olumlama yapıyorum, kendimi "yapmış gibi" hissetmek için.
Yıllar sonra ilk kez kütüphaneye üye oldum. Bayılıyorum içime çektiğim o kokuya.
Eskimiş kitapların büyüleyici kokusunu içime çekerken çok mutlu oldum ve bunu kesin not etmeliyim diye düşündüm sevgili bilogcum.
Oradan Orhan Pamuk'un İstanbul kitabını aldım, alt kattaki odama götürdüm, pek küçük yazılmışlar oku oku bitmiyor ama keyifli evet. Üstteki salona çıkıncada Einstein'e devam ediyorum.


Kendisine antipati hissettiğim için okuyamıyordum ama son zamanlarda sesi çıkmadığından unuttum kızgınlığımı  ve bir bakayım dedim nasıl Nobel Ödülü almış diye. (Günaydııın diyen sadık okuyucu kitlesinden özür dilerim ;-)
Gayet güzel cümleler kurabilme yeteneği aşikâr da olsa, bazen cümlenin sonuna gelirken "buraya nerden gelmiştik" diye cümle başını aramam da az olmadı yani.
Halbuki ben, daha kısa, daha öz şeyler arıyorum cümlelerde, yoksa sıkılıyorum.
Azimle devam etmemin sebebi İstanbul olması tabi ki.

Benim ergeniçeler evde sıkılmaya başladılar bile. Bismillah tatilin ikinci günü. N'apcemmm bennn?

Hafta sonu hadi kutu kaplayalım dedim, baktım hiç oralı olmadılar, bir gıdım yüksek ses tonu kaullandım, tıpış tıpış geldiler zira yapıp da bitirene kadar 1538 kez "anne n'apcaz bu kutuları, içine ne koycaz bunların, evde yer yok ki bu kutulara, ötekini de sonra yapsak olmaz mı?..."şeklinde sorular sordular.
Tabi ben, üç numaralı bakışımla onlara yeterli cevabı verip, üç kutu kaplayabildim.


Şimdi eve gitme, yemek düşünme ve yapma vakti.
Hoş kalın.

6 Haziran 2012 Çarşamba

5 Haziran Dünya Çevre Günü

Dün 5 Haziran Dünya Çevre Günü idi.
Alternatif bir kutlama yapmak istedik.
Yahşi Eğitim Uygulama ve İş Eğitim Merkezi'ndeki zihinsel ve/veya bedensel engelli yavrularımızla.
Aralarında 10 yaşında olan da var, 35 yaşında olan da. Hepsi de birbirinden değerli, özel çocuklar. Özel derken ne kastettiğimi anlamanız için kesinlikle öneririm ki, yaşadığınız yer neresi olursa olsun, benzer bir grupla hiç değilse bir saatinizi birlikte geçirin.
Ellerine aldılar petunyaları, toprakla buluşturdular. Öyle bir buluşmaydı ki bu, çocukların mutlulukları ve kahkahaları petunyaları kıskandırdı desem emin olun abartmış olmam.
Sıklıkla yanıma gelip, bana sarılarak belki yüzlerce kez teşekkür ettiler. Kendilerini sık sık görmeye gelmemi, onlarla birlikte el sanatları yapmamı tembihlediler.
Sürekli bir çift sevgi ve ilgi dolu bir bakış arıyorlardı sanki. Sanki hiç bir normal bir şeye dahi tahammülü kalmamış insanlardan, birazcık şefkat ve değerdi görmek, anlamak istedikleri. Sanki değil, evet gerçekten bir birey olmanın hazzıydı onlardan alıkoyduğumuz.
Haklıydılar da. Dibine kadar hem de.
Çok ama çook duygulandım çünkü temennilerin bu kadar sıcağına, sarılışların bu kadar içtenine tanık olmak, bu anı yaşamak pek olası değil günümüzde.
Engelleri kaldıran, bunu yüzümüze gülücükleriyle haykıran o yüreklerin yanında kendimi aciz hissettim.
Keşke.... dedim. Keşke'lerle başlayan cümlelerin birbiri ardına kurulduğunu farketmeden.
Özetle; keşke hepimiz onlar kadar duyarlı olsak. Saf, artniyetsiz, katıksız...
Hayatımda kutladığım en güzel Dünya Çevre Günü oldu.










Çiçek diktik, sohbet ettik, salıncakta sallandık, yedik içtik hep birlikte.
"Çevreyi neden temiz tutmamız gerektiğini" sordu gazeteciler onlara, "çünkü bizim, hepimizin!" cevabını verdi onlar.
Neredeyse 20 meslek yılımı doldurduğum şu günlerde nasip kısmet olursa daha fazla bu tip organizasyonlar yapmak niyetindeyim. (Aslında bakın yine yanlış ifade kullandım, niyet değil görev olmalıydı doğru kelime.)
Orhan Veli'den günümüze çok şey değişti. Artık ne hava bedava ne de su. Üstelik temizini bile bulmak parayla, o bile güç.
Duyarlı olmalıyız.
Tıpkı onlar gibi!

Çevre denince aklınıza ne geliyorsa yapın demiştik bir hafta önce. Sergi açtılar biliyor musunuz?
Deniz resimleri, gülen insan ifadeleriyle seramik boyamalar, keçede ve boncuklarla kuşlar, balıklar, kelebekler, baykuşlar...Doğadaki objeleri benim diyen birçok kişiden çok daha iyi gözlemlediklerine, detaylardaki inceliklerine hayran kaldım. Hem de ne hayranlık, öyle böyle değil.
Öğretmen neslinin tümüne ama bu tip özel eğitim öğretmenlerinin yüreklerinden öpüyorum saygıyla. Harika insanlarsınız hepiniz de.





Bu kutlamanın hafızalarında biraz daha kalmasının bile dünyaya borcumuz oladuğunu düşündüğümden, etkinlik sonrası öğrencilere, çevre konulu kitaplar, iş eğitim derslerinde kullanabilecekleri hediyeler dağıttık.
Yüzlerindeki mutluluk paha biçilemezdi.




Düzenleyen bendim ama değer katan "çocuklarımızdı."
Onları, hayatlarında ilk kez toprakla buluşturmuşum meğer. Bunun kıymetini ve sebep olmanın hazzını hiç unutmadan, hep daha güzelini, hep daha özelini yapacağım çocuklar.
Söz.