28 Mayıs 2012 Pazartesi

27 Mayıs 2012

27 Mayıs, Zeynep kızımın doğum günüydü.


Ve biz dün için mütevazi bir kutlama planlarkeeeeen, çook sevdiğim bir hamile arkadaşımdan sabah telefon geldi.
"Suyum geldi, hastanedeyim."
İlk doğumu olacaktı ve biz aylardır o hem değerli hem de zor anlarda birlikte olmak için sözleşmiştik.
Kalktım hemen, giyindim; Zeynebime ve Elifime birer öpücük kondurup doğru hastaneye.

Normal doğum istediği için epeyce bir saat sancı+suni sancı ile cebelleştikten sonra, saat 10:20 gibi epidural taktırmaya karar verdi daha doğrusu verildi.
Bu epidural şahane birşeymiş.
NST'ye bağlandığında gördüğümüz o dev sancılar sırasında, biz iş-makyaj-yemek vs ne varsa konuştuk.

Ben bu arada gün içinde defalarca Zeynebimi aradım, "bugün doğum günün ve tam istediğin gibi Nilay teyzoşun bebeği de bugün gelmeye karar verdi, burada olduğum, yanında olamadığım için üzülüyor musun birtanem, hadi söyle bana!" dedim.
"Annnemmmmm, sen ne diyorsun, asla üzülmüyorum, lütfen bizi merak etmeden sen de orada olmanın mutluluğunu yaşa!" dedi her seferinde.
"Kızım büyümüş eyooo!" dedim ;-))
İnanın beni öyle bir motive etti ki; ben de gücümün hepsini Nilay ve Murat ile paylaştım.
Bu arada belirtmeliyim ki; ben onların nikâh şahitleriydim zaten ;-))

İlk doğum olması nedeniyle biraz daha uzun bir açılma süresi geçmiş olsa da; Zeynebimin dilediği gibi raih 27 Mayıs olmasa da ;-)) 28 Mayıs'ın ilk dakikalarında Nilay'ı doğumhaneye indirdik.
Bana hep; "doğum anında yanımda olacaksın değil mi?" derdi; ben de hep "pek tabiki, derdim"
Onun doğumhaneye girmesinden 5 dakika sonra doğumhanenin kapısı tekrar açıldı "Ecehan Hanım, buyrun içeriye!" dediler.
Koşarak gittim.
Resmen, bir doğuma doğum koçu olarak canlı canlı şahitlik edip, benim için çok kıymetli olan arkadaşıma destek olmaya çalışacaktım. O an karmakarışık oldum. Umarım yanlış bişey yapmam, umarım faydam olsun derken başka bişeye sebep olmam, umarım heyecandan küt diye bayılmam vs gibi milyon tanenin saliselere sığdığı hij Bu benim için çok değerli bir anı olarak kalacak her zaman.
Gündüz yaptırdığım nefes egzersizlerine bu kez ıkınma egzersizlerini ekledim.(bunu doğum öncesi jinekoloğumuz Defne Hanım'dan adım adım öğrenmiştim)
Nilay, çooook başarılıydı.
Doğum, muhteşem, şahane, bir o kadar da olağanüstü bişeymiş, tekrar anladım.
10-15 dakika sonra bebeğimiz dünyaya geldi.
Çok şükür mis gibi bir kız evlat. Sağlıklı, huzurlu, mutlular.
Karamustafaoğlu ailesine bir ömür boyu büyük mutluluklar diliyorum. Neşe getirsin, huzurla doldursun evlerini minik kızları.

Sabaha karşı eve döndüm, mışıl mışıl uyuyordu benim kızlarım da. Öptüm dakikalarca kokladım onları, şükrettim, şükrettim, şükrettim.
Nilaylar birazdan eve geçecekler.
Biz de akşaaaaaammmm, oraya gidip iki doğum gününü birlikte kutlayacağız inşallah ;-)



Zeynep! Zeynebim....
Dünkü olgun ve aslan gibi davranışınla beni yeniden büyüledin kızım.
Aslında doğum günün olduğunu bilen, hastanedeki tüm diğer insanları da büyüledin bu asil davranışınla, bana verdiğin izinle.
Seninle hep gurur duydum.
Duyacağım da.
Sağlıklı, huzurlu, mutlu, başarılı nice yıllar diliyorum sana/bize.
Gözümün bebeğisin.





26 Mayıs 2012 Cumartesi

Can Bonomooooooo

İlk duyduğumda şarkıya da kendisine de bayıldığımı söylemiştim burada.
Yarı final performansı da sıcacık, heyecanlı ve görsel açıdan çoook doyurucu idi.


Yüzündeki o çocuksu heyecan ve samimiyetle ilk duyduğumda birincim olmuştu.
Biliyorum ki, bu gece çoook daha fazla sevineceğiz.
Allah seni anana-babana-sevdiklerine bağışlasın Can...
&&&
Ne üzücü dedim haberi okuduğumda.

Artık o da yok

Bir yandan kim şeyler için aynı gün umut dolu olmak, heyecanlanmak; bir yandan da "mekânı cennet olsun" demek galiba hayat.
Güle güle Orhan Boran, güle güle Yuki...

25 Mayıs 2012 Cuma

ARTIK SEVMEECEM GARİİİİ =))

Akşam akşam gülmek lazımgelipduru, eee yetti gari!


Ne bu acelem Ya Hu?

Niye böyle garip bir ruh halindeyim bilmiyorum.
Sanki az zamanım var ve ben ona çok şey sığdırmaya çalışıyorum.
Yeni değil aslında bu.
5 yaşında okula başladım.
16 yaşında üniversiteye başladım.
21 yaşında evlendim.
21.5 yaşında Bodrum'a yerleşmeye karar verdim, hooop! dedim hayata, ben böyle trafikte felan geçirmem ömrümü diye, hem de eşime bunu mektup yazarak açıklayarak ;-)
21 yaşında kendi şirketimi kurdum.
Annelik için bekledim. Bir sürü sebep vardı o yıllarda işte. Var ya içimdeki o, dünyanın en iyi annesi olma hevesi, çoğu bundan kaynaklandı.
25 yaşında depresyona girdim, yüküm çoook ağırdı. Onlarca çalışan, düzinelerce çek, berbat bir ekonomi, piyasalar alt üst felan.
27 yaşında, hoooop! dedim kendime, nereye kadar?
Mis gibi bir kararla ilk defa anne oldum.
Kızımın 1. yaşını kutlar kutlamaz, hiç ummadığım bir anda ikinci kez anne olacağımı öğrendim. Çoook erken diye düşünürken bu kez bana kızkardeşim Özlem hooop! dedi, doğuracaksın bunu da. Olur muydu olmaz mıydı derken, Özlem'e hergün dua ettim. İkinci kez anneliğime sebep olduğu için.
Kusura bakmayın ama eşşek gibi çalışırken, epeyce de bir kariyer yapmışken yine hooppp! dedim, çoluk çocuğuma ayırdığım zaman o kadar azalmıştı ki istemeyerek.
Yine anında bir sert U dönüşle, sözleşmeli memur olmaya karar verdim. Allahım da bana yardım etti, çünkü kendisine çok samimice davranmıştım.
Gel zaman git zaman, 5 günlük işi 2 güne, mümkünse 1 güne sığdırma telaşım beni bırakmadı.
Felan filan.
Nereye gidiyorum ben Ya Hu?
Nedir bu telaş?


Aynı gün insan hem üç çeşit yemek yapmak, hem anglez örmek, hem kazak örmek, hem kekti, börekti, çörekti yapmak,hem heryeri mis gibi temizlik kokutmak, hem bahçesinde her türlü sebze meyve yetiştirmek, bir taraftan mesleki kariyerin de dibini yapmak, hem de çocuklarına neredeyse yardımcı ders kitabı olmak?Normal bir insan hepsini niye aynı anda ister ki?
Bunları tek tek istesen sorun yok da, hepsi birden nasıl olur, fizik kurallarına aykırı ayol...
Ondan sebep benim blog resmi Einstein...Başta fizik olmak üzere, kimya, biyoloji, matemati,k vesaire, başkaldırı sanki hep hayatım.
Oysa ben o kadar uysal, o kadar başka bir ruh da taşıyorum ki içimde.
Hani böööyle, basma entariyi giysem, azıcık bahçe sulasam, alsam danteli elime, çekirdek çitlesem de balkonda bahçede felan beklesem akşamı.
Öyle çok özeniyorum ki, hayalimdeki hatun kişi alır fasulye tepsisini, çıkar bahçesine, o komşuyla iki laf eder oturur iki fasulyeyi ayıklar, ötekiyle konuşur iki tane daha ayıklar....
Ben?
Mümkünse ışık hızıyla, o gün yapacağım fasulyeyi ayıklayıp, bir poşet de dolaba atmak zorundayım.
Hastalıklı bir ruh hali bu.
Aceleci.


Benim yaşımdakilere bakıyorum çoğu, öyle bir gereksiz hırs, öyle bir garip öne geçme, kartvizit ünvanı felan merakındalar ki! Şaşırıyordum.(Kendimi bi halt sandığımı sanmayın sakın, bas bas bağırıyorum, 4+4+4'ten beri, yürümesi gerekirken koşturtmayın yavruklarınızı diye hani)Artık şaşırmıyorum. Belki de benim yıllar önce tükettiğim şeylerin zamanı ancak şimdiydi. Bilmiyorum.
Haaaaa...Yine de,
Şikayet de etmiyorum çünkü ben buyum.
Lakin merak da etmiyor değilim ;-)
Ne bu acelem Ya Hu?















24 Mayıs 2012 Perşembe

Evlat Seyri

Daha dün gibi geliyor kollarıma alışım ama evet zaman geçiyor, kızlarım büyüyor.


Bunu izlemek ve her anı bu farkındalıkla yaşamak şahane geliyor bana.
Bir yandan da korkutuyor.
Allah kısmet ederse şurada birlikte geçirebileceğimiz sayılı seneler kaldı. Sonra -umarım ki- üniversite hayatıydı, meslekti vesaire derken uçup gidecekler yanımdan, benim de uçtuğum gibi.
Bu sebeple her gün kendimi tekrar planlıyor, her anın tadını çıkarmaya ve güzel anılar biriktirmeye çalışıyorum onlarla.
Zaman çok kıymetli. Daha doğrusu benim o akıp gidişini kontrol edemediğim zamana sıkıştırmaya çalıştığım şeylerim kıymetli. Bu yüzden aldığım/aldıkları her nefes, minik bir tebessüm, onları sevindirecek minik sürprizler vesaire derken benim de doldurmaya çalıştığım zaman kıymetleniyor.
Doyasıya olmasa da kendi çocukluğum gibi, şartların en üst düzeyinde doyasıya yaşatmak istiyorum bu değerli yılları, ayları, haftaları,günleri, saatleri...
Resimlere bakıyorum, bir yıl öncesiyle bile öyle farklılar ki!

2010 yılında Elifim 5.sınıfı bitirirken,

2012'de Zeynebim 5.sınıfı bitirirken,

Nefes alıp vermek çok kıymetli... Onlarla nefeslenmenin keyfi ise paha biçilemez.
Tercihler de değişiyor tabi bu büyümeyle orantılı.
İki sene önce her boş zamanda lunaparka gitmeyi isterlerdi, şimdi Kahve Dünyası'na gidip sohbet etmek istiyorlar bizimle.

Elif, daha bir abla abla dinliyor artık kardeşini, daha müsamahakâr.



Şimdilik çok şükür ki, onlar da güzel anılar biriktirmeye bayılıyor, her yaptıklarından, her sohbetimizden tad alıyorlar.
Şu Zeynebin yerini,

Şu Zeynep alıyor gerçi ama fırlamalık aynen devam ediyor ;-)


Ne güzel anne şey anne olmak, anneyle yakın olabilmek.
Arkadaşça konuşabilmek ama anne olabilmek her yönüyle.
İyi ki varlar.


23 Mayıs 2012 Çarşamba

Ya hayal kuracaksın ya da yaşayacak!

Yaşamaktan çok keyif aldığım bir yer Bodrum.
Kırkıma da geldiğim için olsa gerek artık, tercihlerim, hazlarım daha bir olgunlaştı daha bi değişti sanki.
Artık mavinin de, yeşilin de, tertemiz bir havanın da, suyun da, yağmurun da kıymetini bilir, herşeye şükreder oldum.
Mümkünse birkaç günlüğüne dahi başka şehirlere gitmek istemiyorum uzun zamandır.
2,5 saat uzaktaki İzmir'e bile...
Turizm sezonunun başlaması, sokakların, trafiğin kalabalıklaşması on iki ay burada yaşayan bizleri biraz gererek geriye çekiyor. Sanki bir süreliğine yazlıkçılara terk ediyoruz yaşadığımız yerleri. Sıkılıyoruz kalabalıktan ama bir taraftan da yerli yabancı turistlerin kıymetini de biliyoruz. En büyük geliri turizm olan Bodrum'da direkt bu işi yapmıyor bile olsan bir ucu mutlaka bizlere de dokunuyor çünkü.
Bodrum şehir merkezi baştan ayağa yenilendi.
Alt yapısı, üst yapısı ile yeni bir çehre kazandı ama o bilinen otantikliğinden de birşey kaybetmedi.
En güzeli de bu oldu.
Bahçelerde şakıyan begonviller renk renk gülücük dağıtıyor.



Ona hanımelleri eşlik ediyor, sanırsın Paris'te parfüm fabrikasındasın ;-)

Hanımeli Çiçeği

Bizim gül fatma sizin sardunya dedikleriniz yok mu hele! Aman Tanrım cıvıl cıvıl, zahmetsiz.



Çiçekler ne kadar önemli hayatımızda değil mi?
En sinirli halimde bile kayıtsız kalamıyorum onlara, gülümsetiyor beni.
Evime giden yol mimoza ağaçlarıyla kaplı. Sanki toprak ananın küpeleri gibi geliyor bana. Huzurlu, süslü, gelin gibi.

Mimoza çiçeği

Su toprakla ne zaman buluşsa meyvelerini nazlanmadan veriyor ve siz bu görüntüye üç beş dakika içinde ulaşabiliyorsunuz, bu harika değil mi?

Gelincikler

Dağ lalesi dersiniz siz mesela biz Bodrum Lalesi deriz, görünce anlarız ki bahar gelmiş.


Tavan yaptığında mavinin hasreti iniverir kıyıya yemeğimizi yeriz. En çok on dakikamızı alır.


Hani siz süslü süslü lambalar takarsınız ya şehir hayatında mecburen her yere, biz kabağı lamba yapar, doğayı doğalla birleştirmeyi tercih ederiz mesela. Bu kabakları sanat eserine dönüştüren Lekabbak (Halikarnas Kabakçısı) muazzam bir de laf ediyor, diyor ki; "Bir su kabağına kaç hayat sığar? Peki ya su testisine?"

[dreambodrum.blogspot.jpg]

Ne çiçek tanıtımı yapmak ne de bildiğiniz Bodrum'u tekrar anlatmak niyetim.

Niyetim, yaşamayı kadere bağlayıp, yaşayacağın yeri seçememek yada seçsen bile bir takım engellere takılıp olmak istediğin yerde olamamakla ilgili.
O kadar hızla ilerliyor ki hayat, yarınlara ertelenmeyecek hızda.
O kadar çok kişiden duyuyorum ki, hayalinin şehir hayatından uzaklaşıp böyle bir yerde yaşamak olduğunu...
Eskiden hemen başlardım dinlemeye, anlatmaya, şimdi gülüp geçiyorum.
Yaşayacağı yeri dahi kendi seçemiyorsa insan, veremiyorsa küt diye kararını yapacak birşey yok çünkü.
Haaa sanmayın ki burda da eksikler yok.
Var. Bir şehir yaşantısına göre pekçok eksik var size göre. Ama bu eksiklerle bile mutluyuz biz. Niyetimiz bu çünkü, mutlu olmak ve buna kararlı olmak. En azından olmaya çabalamak. Hayal kurmak yerine yaşamak.
Seviyorum seni Bodrum.
Bir gece ansızın, şahane işimi ve kurulu bir düzeni bırakıp, koşa koşa, hesapsız kitapsız, korkusuz ve cesaretle sana geldim ve de bundan hiç pişman olmadım.
Sadece bir anlık cesaretti mutluluğa yeten.







17 Mayıs 2012 Perşembe

Neydi?


Sessiz sessiz, fısıltı gibiydi duyduğum ses.

Pencereme, ben rahatsız olmayayım diye olanca nezaketiyle değiyordu sanki yağmur damlaları.

Sanki bir yandan utanıyor, çekiniyor, mahcup gibiydi ama bir o kadar da heyecanlı, coşkulu ve neşeliydi.
Eski sevgiliyi yıllar sonra kucaklayan iki aşık gibi titriyorlardı, özlemle.

Camdan süzülüp birleşerek, küçük bahçeme doğru kendine bir yol açarak ilerlemeye çalışan yağmuru izlerken, bahçemin yenilediğim bereketli topraklarına kavuşma mutluluğu da kaçmadı gözümden.

Açmıştı sanki göğsünü toprak, tek vücut olmaya çalışıyordu sevgilisiyle. “Özledim, hem de çok özledim, nerelerdeydin ey sevgili! der gibi neşesi de rengarenkti.



Hoş öyle olmasa onlar da sürekli birbirlerine kavuşmak için çabalamaz, birbirlerinden beslenmezlerdi herhalde.
Toprağı ne zaman yenilesem, hemen ilk yağmurdan sonra üzerinde kendiliğinden yetişen onlarca çeşit bitki ve kır çiçeğinin büyüdüğünü ve beni nasıl mutlu ettiğini hatırladım sonra.
Muazzam bir takdir ve sevinçle bugün yine kendini hatırlatan doğayı günümün mutluluğu yapmaya karar verip evden çıktım. 
İşe gelirken yol üzerinde, aynı yağmurun üzerinde ot bile bitiremediği toprak parçalarını gördüm yer yer, hüzünlendim.

Saatlerdir düşünüyorum.

Düşüncelerimiz de birer yağmur damlasıysa, birleşip akmaya çalıştığı yer, yani aklımız belki de ruhumuz verimli bir topraksa üzerinde rengarenk çiçekler de kendiliğinden açacak.
Ama eğer tersiyse, ruhumuz verimsiz bir toprak gibi bütün umudunu, yetişme ve yetiştirme hayallerini bırakmışsa, güçsüzleşmişse, üzerinde bırakın çiçekleri bir ot bile yeşermeyecek.

Bir şeyi en öz, en sade, en doğal, en olası haliyle algılamayı önemsiyorum.

Nerede, kimin çocuğu ve kim olarak, nasıl doğacağımıza ve hatta nasıl öleceğimize karar veremediğimiz dünya hayatında,  sorguluyoruz da aslında hayatı…
Bazen diyoruz ki; “yok, kesinlikle yaşam denen şey bundan ibaret olamaz, başka bir şeyler olmalı fark edemediğimiz, nefes al, nefes ver, eve ekmek getir, para kazan, çocuk büyüt vs gibi basit amaçlar olmamalı yaşam dediğin, sana verilmiş muazzam bir bedenin ve aklın yapacağı bambaşka şeyler olmalı!” Vesaire vesaire...
Alışkanlıklarımız bir rutin yaratıyor ve yıllar içinde bizi kendi yarattığımız rutinler sıkmaya, boğmaya başlıyor. Biliyoruz bunu ama bu seferde zaman ilerlemiş ve her geçen gün hızla da ilerliyor olduğundan yeni bir hayata, yeni bir işe, yeni olan her şeye biraz daha az istekli ve daha bir temkinli oluyorsun.
Tembel çünkü ruhlarımız.
Enerjisiz, pesimist.
Ya da öyle alıştırıldık, öyle büyüdük ve işin kötüsü öyle de devam etmeyi öğretiyoruz çocuklarımıza da.

Her şeyimizi aynen koruyarak farklı bir yaşamın hayalini kurmak bizi asıl acıtan.

Evet, bizi gerçekten acıtan, değişimi, çabayı hep başkalarından, karşımızdakinden beklemek.

Oysa;
Benim olan ve bana verilmiş bir hayatın beslenmesini benim sağlamam gerek.

Gönül de bir bahçe değil mi?
Rengarenk çiçekler ve çeşit çeşit bitkileri görmek istiyorsam, her gün her saat gelişmem, öğrenmem ve uygulamam gerek.  Tüm zamanı plan yapmak için kullanırken, uygulayamadan ıskalamamak demek. Az plan, çok uygulama gerek.

Gönlün gerçekten istiyorsa bir şeyi, onu ertelememeyi başarmak demek hayat.

Ya da üzerimde ot bile yetişmezken bile şikayet etmemeyi öğrenmek.
Kara bulutlara takılıp, yağmurla toprağın o muhteşem aşkını görmek ve gülümsemek demek hayat.


14 Mayıs 2012 Pazartesi

Zeynebin Mezuniyet Gecesi

Zeynebim 5.sınıfı bitiriyor.
Şahane bir mezuniyet gecesi kutladık cumartesi akşamı.
Üstüne, aldığımız şampiyonluk haberi de sanki tatlının kaymağı gibi oldu.
Zeynep bu gece için haftalarca hazırlandı.
2 aydır sıkı bir tango eğitimi de aldı arkadaşları ile.
Gecenin büyük bir bölümünde tabikisi ben, hüngür çeşme ağladım, duygusallaştım, felan filan.
Saç modelini yaklaşık 300 resim arasından seçti ve Ferdi abisi (Ecem Kuaför) özene bezene yaptı, topuzun üzerine saçlarından bir fiyonk yaptı, kızım çoook sevdi.
Çiçekler elbisesiyle aynı renk hazırlattırıldı.



Bulutlu bir hava ve arada sırada döküştüren yağmura rağmen, yüzü hep güldü yavrumun.


Gece, Ortakent Şeci Restorant'ta kutlandı. Yemyeşil çimenlerin üzerinde, bir yanda şırıl şırıl akan bir şelale ve sade süslü masalar, kısaca herşey çok özenliydi.


Harika bir tango gösterisinden sonra çocuklarımız kolkola girerek "arkadaş" şarkısını söylediler.

video



Zeynep, "acaba annemler beni göremiyor mu?" endişesini gidermek üzere yanımıza gelip göbek bile attı ki; Zeynebi ilk defa böyle gördük, şaşırdık ama çok hoşlaştık doğrusu.


Neredeyse tüm resimleri baba çekmiş, hiçbirinde yok.


Elifim bütün gün tam bir ablalık yaptı. Kardeşinin her detayı ile ilgilendi ve bana muazzam arkadaşlık etti, sağolsun. Bu arada farkettim ki bendeki o biçim topuğa rağmen kızımın boyu beni geçmiş ;-))



Anneler günümü, kızımın mezuniyeti şerefine doya doya kutlamış oldum bu sayede.
Darısı tüm annelerin, tüm anne olmak isteyenlerin başına.
Sevgili Öğretmenimiz Esin Altuntabak; sizi hiçbir zaman unutmayacağız, çocuğuma öyle çok şey kazandırdınız ki; sizi çok sevdik, biliyoruz ve hissediyoruz ki siz de o güzel yüreğinizin tamamını verdiniz bize, teşekkürler.Sevgili Müdürümüz, Hacı Gergerli; siz bir müdürden öteydiniz her zaman. Emekleriniz ve okulumuza, yavrularımıza kattığınız her değer için sonsuz teşekkürler.
Nice mezuniyet törenlerine sağlık ve huzurla inşallah.
Annelik; çok güzelden de öte.

9 Mayıs 2012 Çarşamba

Zor/unlu Eğitim

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), okula başlama yaşını 60 aya çeken 4+4+4 kesintili zorunlu eğitim yasasıyla ilgili, 60-66 ay arası çocukların okula başlamasını velinin isteğine bırakan, 66-72 ay arasını da zorunlu hale getiren bir düzenleme yapıyor" diyerek duyurduğu okula başlama yaşını Milli Eğitim Bakanlığı resmen açıkladı.

Yani bu uygulama ile birlikte velisinin isteğiyle okula kaydettirilen 5 yaşındaki bir çocukla, zorunlu kayıt kapsamında 5,5 yaşından 7 yaşına kadar çocuklar aynı sınıfta eğitim alacak.

Daha süt kokulu yavrucukların ana koyunlarından 5 yaşından alınmaya çalışılmasına tepkiliyim.
Bu çocukların yarın birgün sisteme, ana-babalarına hesap soracaklarına inanıyorum.
"Neden çocukluğumu çaldınız benden?" sorusuna cevap bulamayacak bir sürü ebeveyn için hakikaten endişeliyim.


Eğitim, tamam şart.
Ama bir sene öncesinde bebek diye adlandırdığımız 5 yaşındaki yavrucuklara A-B-C'yi öğretmek
Ama mesela ben, 5,5 yaşında okula başlayan bir öğrenciydim. Bakmışlar okuma yazmayı biliyorum kaydedivermişler, bakacak kimse de bulamıyormuş zaten annem-babam.

Ne oldu biliyor musunuz?
Ben hep koştum.
Yaşıtlarım yürürken, ben hep koştum.
Yıllardır böyle tarif ederim bunu.
Gayette başarılı oldum okul yıllarımda ama YORULDUM erkenden.
Her sınava 2 sene önce girdim yaşıtlarımdan.
Halbuki büyüme çağında bir günün, bir ayın, bir yılın öyle büyük önemi vardı ki. Anne olunca gözlerimle gördüm, yaşadım.
Kırk yaşına gelmiş ben, "geçen yıl niye şunu şöyle yaptım ki sanki!" diye kendimi hâlâ eleştirirken, bu haberi okuduğumda film başa sardı, kendi yaşadıklarım, karşılaştıklarım, kaçtıklarım, çoğu zaman da uğradığım haksızlıklar sarstı beni hatırladıkça.
Olmamalıydı.
5 yaşındaki bir çocukla 7 yaşındaki bir çocuğun aynı sınıfa alınmasının adı eğitim de konmamalıydı, öğretim de.
Hakkaniyetin neresine sığar bu, hadi geçtik diğer faktörleri?
Yok.
Olmadı.
Hiç içime sinmedi. Birçok şey gibi.
Geçmiş olsun.

Latin Kaligrafi

Bu kaligrafiler de 7.sınıf öğrencilerimizn çalışmaları...
Ben, bayıldım. Hepsinin gözlerinden öptüm.






8 Mayıs 2012 Salı

Kaligrafi sergim

Kaligrafi çalışmalarım Bilim Sanat Sergisi kapsamında Bodrum'da sergilendi.
Hocam Veli Kaplan'a sonsuz teşekkürler ediyorum, çünkü hayatımda her zaman hatırlayacağım çok güzel bir anı olarak kalacak bende.



Orta kısımdaki kahvemsi renk, gerçek kahveden elde edilen bir renk, sulu boya gibi boyadım.



Aşk'a pırıltının çok yakıştığını düşünmüşümdür hep ;-)



Alt kısım kesme savarovski şeffaf boncukla süslendi, deniz ve dalga efekti verildi.


Yukardaki süslemenin şiiri de var aslında, Ecece işte;

Ömrü üç gün olan bir kelebek misalin belki de nihayetinde.
Bazen sırtına çiçek koyar,  yaprak ararsın “bir” olmak için,
Bazen de yapraktır da sırtındaki, bir çiçek arasın.
Sadece;
Üç gün diye uçmaktan vazgeçmemeyi öğrendiğinde
Aşk’ı içinde bulur, sonsuzluğa konar, can köşkünü kurarsın.
Vazgeçme!



Kaligrafi ve quiling biraraya gelse dedim; ortaya yukardaki iki çalışma çıktı. Çerçeve sandık cinsi yapıldı...


Hep söylerim ya hani; üretmek müthiş güzel.
Biliyorum ki, dünyanın en güzel kaligrafi eseri olmayabilirler ama benimler. Ben emek verdim ve çok kıymetliler.
Syhn sormuş, tekrar söyleyeyim. Bu kurs kızımın devam ettiği okulun veliler için açtığı hafta sonu kursuydu. 
Kaligrafi, ebru ve vitray vardı, ben bu yıl seçimimi kaligrafiden yana kullandım.
Tavsiye eder misin demiş; cevap veriyorum: şiddetle. Hele de fonda bir de ney sesi olduğunda aşkın kanatlarını takınmış uçuyorsun gibi oluyorsun; yani ben öyle oluyorum. Ancak ne var ki, başarı için her işte olduğu gibi disiplin ve çok yazmak geliyor. Bi ton kâğıt harcadım desem ;-) bir nebze anlatmış olurum herhalde.
Kesinlikle devam edeceğim, kendime ait tasarımlar geliştireceğim ve bu beni mutlu edecek biliyorum.
Daha önce hiçbir yerde görmediğim süslemeler ve zeminler kafamda cirit atıyor. Hergün eve gidip, bir an önce masamın başına geçmek istiyorum.
Neyse, bu benim hayatımın ilk sergisiydi ve başta da dediğim gibi güzel bir anı oldu.




3 Mayıs 2012 Perşembe

Telesekreter Mesajı

İki yıl kadar önce de vardı bu sayfalarda ama baktım süt hadisesi var saydırıyoruz cümbülcemaat MEB'e..
Hatırlayalım ve eğer mümkünse gülümsetmek istedim.

Konumuz California'daki Pacific Palisades adlı okul.. 
Burada okuyan çocukların velileri, bütün okulu ve öğretmenleri dava ediyor, çünkü bütün dönem boyunca 15 ile 30 gün arasında devamsızlık yaptıkları halde çocuklarının derslerden kalmalarını kabul etmiyorlar.. Velilerin neredeyse tehdide varan itirazlarıyla baş edemeyen okul yönetimi, en sonunda telesekreter mesajını aşağıdaki şekilde değiştiriyor, ve "YILIN TELESEKRETER MESAJI" ödülünü kazanıyor. 

"Merhaba! Pacific Palisades'e hoşgeldiniz. Bu bir otomatik mesajdır. Lütfen seçenekleri tek tek dinleyerek istediğiniz departmanla ilgili tuşa basınız.
Çocuğunuzun neden devamsızlık yaptığı konusunda yalan söylemek için 1'e
Çocuğunuzun neden ödevlerini yapmadığı konusunda yalan söylemek için 2'ye
Bizim hangi konularda işe yaramadığımızı belirtmek için 3'e
Evinize gönderilen ve alıcı imzanız üzerinde olduğu halde almadığınızı iddia ettiğiniz uyarı mektupları için 4'e
Müdür ve diğer yetkililere küfür etmek için 5'e
Çocuğunuzu her sabah en az 10 dakika bekleyen okul otobüsü hakkındaki şikayetleriniz için 6'ya
Süper kabiliyetli mükemmel çocuğunuzun beceriksiz öğretmeninden yakınmak için 7'ye
Bıraksanız bütün okulu yiyecek çocuğunuzun yetersiz bulduğu okul menüsünden şikayet etmek için 8'e basınız
Çocuğunuzun gerçek bir dünyada yasadığının farkındaysanız ve sorumluluk almayı öğrenmesini istiyorsanız, bunun için de ona verilen ödevleri zamanında ve tam olarak yapmasının çok önemli olduğuna inanıyorsanız, ayrıca eğitimin ilk önce ailede başladığının bilincindeyseniz, artık telefonu kapatabilirsiniz.. iyi günler dileğiyle.