30 Nisan 2012 Pazartesi

Gönül bu:zemheri ayında gül ister insandan

Demiştim ki;
"Ah be gönlüm,
Gittiğin yere ne ben gelebiliyorum,
Ne de sana "gitme!" diyebiliyorum."

Gönül bu:zemheri ayında gül ister insandan.


Mutlak bir gerçeğin sunduğu yokluğunuz canımı acıttı. Bu gerçekten bir kayıp bizler için.

Sevgilerimle el sallıyorum sana Sufi Saja...






25 Nisan 2012 Çarşamba

Enginar ve Karaciğer

Yerli Bodrum enginarlarımız midelerimizi keyifle doldurmaya başladı.
İzmir'den gelenlerden farkı böyle morcuk morcuk ve daha bi derli toplu olmaları sanki. ;-))


Dokununca bile daha bir organik olduğunu hissediyor yada psikolojinizi bunun öyle olduğuna otomatikman inandırmaya çalışıyorsunuz.


Yazının yazılma sebebi odur ki;
1- Bodrum'da enginar yemeğini havuç-patates-bezelye üçlüsüyle zeytinyağlı ve beyaz olarak pişirirler. Salça ya da domatesin ne sa'sı ne do'su enginarla uzaktan yakından arkadaşlık edemez. ;-)
(Ben her çeşit yaparım. Baklalı, barbun fasulyeli, aklına ne gelirse vs.)
    Ayrıca serçe parmağınızın tırnağı kadar doğranmış kuşbaşı ete, yeşil soğan, pirinç, zeytinyağı ve baharat ekleyerek, iç orta ve kabuk araları dahil şahane etli dolması da yapılır enginarcığımın.

2- Yılda 60 tane enginar yiyen kişinin karaciğeri yenilenirmiş. Öyle inanırız buralarda, deneyin derim. (Denenmiş ve şahane etkisi bizzat test edilmiştir.) Özellikle alkol kullanan biriyseniz, bu muhteşem yiyeceği bol bol tüketmelisiniz.

Gelelim fiyatlara,
Tanesi benim en beğendiklerim 2-2,5 TL. Ama 1 TL'ye kadar da bulunabiliyor buralarda.
Pişirirken de çekmiştim;


Piştikten sonra, resim aklıma geldiğinde artık çok geçti. ;-) Benim sebze özürlü evlatlarım bile parmaklarıyla doya doya yediler, e ben daha ne isterim?
Mutlaka bilinir ama hatırlatmak isterim ki;
- İçeriğindeki kuarsetin, rutin, gallik asit ve sinarin nedeniyle; kanser, kalp hastalığı, karaciğer bozukluğu, yüksek kolesterol ve diyabet gibi birçok sağlık problemine karşı koruma sağlıyor.
Eskiden pazarda dolaşır "bu insanlar deli mi ayol? Et parasına şu bildiğin devedikenini alıp bir de ballandıra ballandıra yiyorlar, ne yazık!" derdim biliyor musunuz? Doğduğum büyüdüğüm şehirde hiç rastlaşmamıştım ve dolayısıyla aile kütüğü yemeklerimizden biri değildide zaten.
Şimdi ise, kendime gülüyorum, tüm enginarlardan özür diliyorum.



24 Nisan 2012 Salı

Yeni Blog Arayüzü

Eski, meski.
Çağdaş yada değil.
Alışkanlıklarım benim için çok değerli.
Bana fikrimi bile sormadan cırt diye değişen arayüzü şimdilik hiç sevmedim.



20 Nisan 2012 Cuma

Yaş 40, yolun yarısı ;-)

Bir perşembe günü doğmuşum bundan 40 yıl önce.
Annem, doğum yaklaşıyor diye hamama gitmiş ve sancıları başlamış, eve dönmüş, ebe gelmiş, ben doğmuşum.
Bu kadar çabuk, pırt diye yani. Baloncuk gibi ;-)



Yaşımı otuzlu sayılarla ifade etme devrimin kapanması bende garip bir etki yaratıyor.
Neden?
Bilmiyorum. Bilsem de bilmesem de el mahkum alışırım zaten, sorun yok.

Peki bu 40 yıla neler sığdı?
Şahane bir aile, anne-baba-kardeş-yeğenler-akrabalar.
İki evlat.
Şahane ve ölümsüz bir sevda.
Türkiye şartlarında iyi sayılabilecek bir meslek.
Harika dostlar.
Şiirler, yazılar, öyküler.
20'ye yakın ak saç teli.
E daha ne olsun di mi?
Şükür.



Peki bu 40 yılda her istediğimi yapabildim mi?
Bazıları öylesine büyüktüler, hayalleri bile öyle yüksekteydi ki, 40 yıla sığmadı, sığamazdı. Ben de direteceğime bende kalan hatıraları ile yaşamayı, yaşlanmayı seçtim.
Şükür.



Peki bu 40 yılda kendi hayatımı mı, diretilen hayatı mı daha çok yaşadım?
Sonucu ne olursa olsun, önüne geçemediklerim, ardında yürüyemediklerim hariç, evet ben hep kendim oldum. Zaman zaman acı bile vermiş olsa.

Eğer başarabilirsem 40'lı yaşlarım için planlarım var. Kısmetse, vakit dolana kadar bir bir yaparım onları.
Önce sağlık diliyorum, hepimize, sizler de dahil.
Çocuklarımın çok iyi eğitim ve öğretim almasına yardımcı ve yol gösterici olabilmek, en büyük hedefimdi ve de bu böyle devam edecek.
Onlar tahsillerini ve yollarını belirledikten sonra ben bir bağ ya da köy evinde, basma entariyle, dantel örüp, kapı önünde çekirdek çitlemek istiyorum mümkünse.
Bir ineğim olsun, 8 tane de tavuğum.
10 salatalık fidem, 15 domates fidem, 10 enginar fidem, bir paket maydanoz tohumu ekebileceğim bir bahçem, bir kök nane ekebileceğim kadar da minik süslü bir bahçe.
Tahta sandalyelerim olsun ve ben onları rengarenk boyayayım.
Renkli lambaları takayım seyyara onuda ağaç dallarına asayım, seyrederek gece uykusuna dalayım mesela.
Ooooo bunun sonu gelmez ;-) Uçtum ben yine.
Neyse.
Böyleyken böyle.
Yolun yarısından ;-))) hepinize sevgiler. Mırrrrrrrrrrrrrr...

19 Nisan 2012 Perşembe

Ah Pardon


Aslında sayfalarca yazabilecek durumdayım.
Ama valla elime yazık olur, hakkım geçer yine onlara diye durumu şu kadarcıkla özetlemeyi yeterli buldum.
Hadi hayırlısı.


14 Nisan 2012 Cumartesi

Özlemekle meşgulüm

Deliler gibi özlüyorum.
Gözlerimi kapatıp, göremediğim zamanlarda hiç değilse elimle çizebilirim dediğim gölgeni.
Sevgilinin gölgesini.

Nereye yorarsan yor, ister kardeş de adına, ister ana, ister baba, ister aşk.
Özlüyor işte insan ve özledikçe; "ohhhh!!! İyi ki var" diyor...
İşte bu ba-b; o ba-b'dan...

12 Nisan 2012 Perşembe

Keşke

Keşke dantel gibi işleyebilsem günleri de herbirinin ucuna mavi boncuklar takabilsem,

Bourbon Rose Jug/Bowl Cover

Doğadan alıp çiçekleri, üzerime giyebilsem,


İçinde her rengi barındırsa, çiçeklerle yaprakları dans ettirebilseydim,


Her dilediğimde kanatlarımı çırpıp uçabilseydim uzaklara,


Keşke...



5 Nisan 2012 Perşembe

Armut

Üzüntüler, sanırım hayata atılan düğümler gibi.
Hoşumuza gitsin gitmesin, olumlu olsun yada olmasın, bazı şeyleri sağlamlaştırırken, üzerinden geçen zamana aldırmadan ve de alışmadan yine en çok acıtan yerde o düğümler oluyor.
Sadece günü kurtarmaya çalışan, hedefsiz, idealsiz ve tembel bir yaşam hiçbir zaman bana göre olmadı. Belki de bana cuk diye otururdu (denemediğim için bilmiyorum)da, öyle yetiştirilmedim.
Bir süredir antidepresan kullanıyorum.
Ve bir süredir kendi terapimi kendim yapmaya çalışıyorum.
Farkettim ki; her sabah o akşamla ilgili heyecanlı bir sebebim yoksa (ki bir yemek yapmak bile bana heyecan verici birşeydir aslında) ya da her akşam yarınki günle ilgili heyecanlı bir sebebim yoksa depresifleşiyorum.
Çünkü o zaman, kendimi anlamsız ve yetersiz hissediyorum.
İş dışındaki zamanlarda sürekli olarak değişik hobiler edinmek isteyişimin içsel sebebi de buydu herhalde.
Uzun süreli uğraşlara yanaşmak istemem mesela. Ne zaman sonlanacağını bilmediğim bir belirsizlik için ardımda yarım yamalak şeyler bırakmak istemem çünkü.
Hep şikâyet ettiğim ama uğraşmakla birlikte değiştiremediğim huylarım var.
Mükemmeliyetçilik beni en çok yoranı bunların.
Ördüğüm, işlediğim bir örtünün arka yüzünde ipler sallanmamalı mesela ve hatta ön yüzü gibi pürüzsüz olmalı. Görünmüyor diye geçiştiremem.
Bir çekmecenin sadece dış yüzünü silip bırakamam mesela. Kesinlikle içini de aynı anda silmem lazım içi tertemiz olsa da.
Biliyorum hastalıklı bir ruh hali bu.
Yıllardır, "yaşlandıkça geçer" diye umut ettiğim.
Ama şimdi inandım ki,


Ben armut değilim.
En azından bunu biliyorum.
Peki ama ya gerisi???

4 Nisan 2012 Çarşamba

Anlayamadıklarım

Hayatta en güzel olan şeylerin neredeyse tümü, niye
-ya sağlıksız?
-ya aptallık?
-ya yasak?
-ya ayıp?
-ya günah ki?