27 Ocak 2012 Cuma

Sökülen bebek beresi, lavanta kokulu kaftan

Bere faaliyetlerimiz hız kesmeden devam etmekte.
Anneannemizin, teyzemizin, benim, Oktayımızın bereleri de hazır.
Lakin bir de bebek bekleyen  bir güzel dostumuzun yeni doğacak meleği için kızlarım beni sıkıştırdı.
Nikâh şahitleriydim ben onların.
Gördüğüm her bebek şeysini alasım geliyor, öresim geliyordu bu doğru.
Bizim meşhuur sökülen bereden bebek için de örsek nasıl olur diye düşündük.
Bebeğimizin başını terletmemesi, batmaması ve mümkünse pufidik durması hedefimizdi.
Alize Puffy Season tam aradığımdı.
Şüpheyle ördük ama bitince biz çok hoşlaştık.
Bugün hemen götürüp Nilay'a teslim ettim, "bugüne kadar aldığım ve muhtemelen alacağım en özel hediye" dedi, ağlayasım geldi, beğenmesine çoook memnun oldum doğrusu.
Boyutları karşılaştırabilesiniz diye bizim berelerle yanyana koyduk.


Kendisini yakından görmek isterseniz;


Nasıl yaptığımı merak eden olursa,
35 ilmek başladım ve 4 numara şiş ile ördüm. Yaklaşık 20 cm kadar olunca, 8 ilmeği kestim sonra bir ilmeği boşta bırakıp (kaçsın, sökülsün diye) bir ilmeği şişe aldım, birini boşta bırakıp diğerini aldım vs devam ettim ve malumunuz üzere boşa bıraktığım ilmekleri sonuna kadar söktüm, diktim, çiçeğini yapıştırdım, ponponunu taktım, bitti.
İpin kendi güzelliğinden zarif bir pufidiklik hasıl oldu, bebek doğurasım bile geldi yani o kadar ;-))

İki gün önce Sevgili Elif'ten harika duygularla yazılmış kartım geldi ve yanında lavanta kokulu kaftan ile.


Elifcim, tekrar kocaman teşekkürler ve sevgiler. Harikasın, ne zamandır gözüm düşüyordu ;-)
Benim kızlar dün akşam gördü, tutturdular "biz de kaftan yapalım" diye.
"Bakalım ilerleyen günlerde belki yapabiliriz", dedim.

Bugün için başka türlü mutlu. İyi ki, lafını çok ettiğim bir gündeyim.

Mutlu hafta sonları hepinize...

26 Ocak 2012 Perşembe

Diyet-Özür

Ya özür dilersin,
     Ya da diyet!
Ama unutma ki;
Bazen bin diyet,
     Bir özürden DAHA ÖZGÜRDÜR!

Ecece-2012

25 Ocak 2012 Çarşamba

Sevgi Perdesi Projesi

Sevgili Mahmur Prenses'in başlattığı Sevgi Projesi'ne canı gönülden katılmak istedim.

Bu tür birleşimlerin ve paylaşımların (nasıl bir tabir olduysa bu da ama evet aynen bunu demek istedim ;-) bizi bir arada tutan, toplumsal olarak birlikte hareket etmeye yönelten etkinlikler olduğunu düşündüğüm için elimden geldiğince taşın altına uzanmaktan çekinmiyorum.

Ne de olsa hele hele evlat yetiştiren biz ebeveynlerin görevleri her alanda çok fazlalaştı günümüzde.

Artık biliyoruz ki; çamaşırını yıkayıp ütülemek, yemeğini yapmak, temiz tutmak ve bir de okula göndermek yetmiyor; yarınlara düşlediğimiz dünya için.

Bu sebeplerden ötürü....Sevgili Mahmur Prenses'i gönülden kutluyorum. Ve eğer ses verir de siz de, içinizdeki sevgiyle perdeye katkıda bulunursanız çok mutlu olacağım. Detaylar burada.



Akşam bu işi hazırlarken bi de baktım kızlarım geldi ve pek heveslendiler. Allah'tan tahmin ederek fazla kumaş almıştım. Birer tane de onlar hazırladılar ama kendi bloklarına kendileri koyacaklarmış.
Zeynebin prensesi burda,
Elifin prensesi burda.
Ben bugün üçümüzünkini de PTT kargoya verdim, sevgiyle...

24 Ocak 2012 Salı

ALLAH, İZLER

Bir önceki yazıda bahsettiğim işlemeli tablomu çerçeveciden aldım.
Duvardaki yerini aldı.
Ben oldukça beğendim.




2010'da hane halkımızın el izlerini taşıyan İZLER Tablomuz da nihayet çerçevelendi ve duvara asıldı;



Şimdi işte; eksikleri ile birlikte, yaşadığımın evin duvarlarının beni anlattığına inanmaya başladım.
Ruhum arındı sanki, eee emek güzel şey...

Boncuk işleme tablo

Creative Mind'ın bloğunda gördüğüm boncuk işlemeli Muhammet (S.A.V) lafzını çok beğenmiştim.
O, boncukları yapıştırarak yapıştırarak hazırlamıştı.
Ben biraz farklı yaptım. Altın ve kahve rengindeki kesme boncukları bir bir işledim kumaşa.
Ve sonuç böyle oldu.


Nasıl yaptığımı kısaca anlatayım,
Sütlü kahve ipek saten aldım.
Netten beğendiğim Allah (C.C) yazılı deseni satene kurşun kalemle çizdim.
Sonra çizdiğim bu kumaşı kasnağa gerdim. (Dipnot :Tüm boncuk işlerini kasnakta yapmayı seviyorum çünkü o zaman kumaşta en ufak bir gevşeme ya da kasılma olmuyor.)


Anchor marka sütlü kahve nakış ipliği ile (ip çok ince olduğu için nerdeyse ip kalınlığı hiç olmadı ve çok daha muntazam oldu bu sayede) kesme boncukları işlemeye başladım.


Kayık görüntüsünü oluşturan kahverengi kısımları enine, altta su dalgası şeklinde yorumlanan yeri de, altın sarısı ama bu sefer enlemesine işledim. Ki, böylece dalga hissi daha iyi oldu bana göre.



Dün, bir sürü tembihle çerçeveciye tablo yapılması için verdim. Bu akşam iş çıkışı gidip alacağım, nasıl heyecanlıyım anlatamam. Sanırsın okyanuslar benim oldu. Umarım çerçeveci işinin erbabıdır ve güzel bir iş çıkarır ortaya, yoksa gece uyuyamam.
Sabırsızlandığım için akşamı bekleyemiyorum, dün bile zor bekledim onun için bu haliyle size hemen göstermek istedim.
Sıradaki işim, aynı yöntemle Muhammed (S.A.V) adını işlemek inşallah. Onu daha küçük yapacağım ve sadece isim yazılı olacak.
İncik boncuk işini oldum bittim çok severim.
Parlak şeyleri daha da çok severim.
En sevdiklerimi, en sevdiğimin adıyla birleştirince de; "bugüne kadar yaptığım en güzel el emeği" dedim, gitti.
Cerative Mind: Hatice, sana çok teşekkür ederim. Fikrin, eserim oldu.

21 Ocak 2012 Cumartesi

Kapüşon, Fellah, Ben beğendim yaptım, falan filan

Yavrularım karnelerini aldılar.
Yine, yeniden yüzümü güldürdüler; Rabbim'de onları hep güldürsün inşallah.
Ve tüm anne babalarla birlikte çocuklarını...
Duygusallık diz boyu anlayacağınız.
Buraya yazılan her cümle, tarihe atılan bir not gibi. Dolayısıyla bazen yazarken iki cümleyi, cümle alemi dize getirecek kadar gözyaşı akıtmışlığım oluyur; kimi zaman hüzün, kimi zaman sevinçten. Bilirsiniz.
Veee,
Elifimin örgü montu tamamlanmıştı, buyrun;


Elifcim illa da kapüşon istedi, annesi de ilk defa denedi ;-) ve sonuç;


Gerisini bilirsiniz nasıl olsa da, yıllardır örgü ören biri olarak ilk defa kapüşonu şöyle ördüm;
Bütün örgüyü diktikten sonra, yakadan itibaren öteki uca kadar 100 ilmek aldım.
28 cm.kadar her tarafını beraber ördüm. (Bu arada arka örgüye denk getirdiğim kapüşon örgüsüne tikaaat lütfen),
Sonra kenarlardan 35 ilmek bırakarak ortada kalan 30 ilmeği örerken her düz yüzde birer ilmek kenarlarda bıraktığım o 35 ilmekten birer tane eksilttim.
Kapüşonun ve örgünün (Nako superlambs-special)  tüm uçlarını mor-kahverengi tonda buklet iple (Alize buklebişeysi))  ördüm zira kızım kenarları kürkümsü şeyleri pek seviyor.
Gelelim bugüne,
Şurda bahsettiğim hanım dilendi bey beğendi (ki bu tarife ifrit oluyorum, bence adı "ben beğendim yaptım" olmalı)  misali örgü böyle oldu ve hâlâ ne yapacağımı bilmiyorum. Israrla battaniye diyemiyorum şahsen o ölçüde bir işe ruhen giremem ben ;-) Bakalım nereye kadar gidecek.

(Yan tarafta gördükleriniz fellah köftesi. Oktay'a yaptım yarın götüreceğim Oktay dayımın sevgili oğlu, İstanbul'da idi bir süredir, şimdi bir süre Bodrum'a döndü, yarın ziyaret edilecek tarafımdan ve en sevdiği yiyeceklerle inşallah.)


El işi dışında, tembelliğin dibine indiğim bir gündü. Ne süpürge, ne ütü, ne yemek hak getire...Dominos'tan pizza istedik kızlara karne hediyesi(!). N'apim kendileri böle istedi ;-))
Kızlar, berelerin devamını örecekler güye, ikişer sıra gidip bıraktılar; "tembeller!" dedim onlara ;-)) gülüştük.
Seviyorum üretkenliği; her şeye rağmen.


20 Ocak 2012 Cuma

Berelerimiz

Bir önce yazdığım kızlarımın bereleri karşınızda efenim...










Mutlu son.
Öyle sevdiler ki, tekrar tekrar söylemek isterim ki; çocuklarınızı teşvik edin: üretime. Ki; herşeyin kıymetini bir bereden vs.den itibaren bilsinler, kolay değil hayat, malum.
İzin verelim ki üretmelerine hani deyim yerindeyse,"boynuz, kulağı geçsin"
Mutlu hafta sonları.

19 Ocak 2012 Perşembe

Çocuklar da örgü örebilir/miş

Nazan'ın bloğunda gördüğüm bereyi hafta sonu yavruşkolarıma gösterdim.
Dümdüz haroşa örmek en iyi yaptıkları işlerden.
Eeee tembel annenin çalışkan kızları olurmuş ;-))

Alize Maxi Süperlana petrol mevisi rengini Zeynep seçti.
Elif'te fıstık yeşili.
Cuma-Cumartesi ördüler bitirdiler ama ben bitmişlerinin resmini yanlışlıkla silmişim. Tekrar çekerim.
Ama örerken, pek bir disiplinli idiler;
;-)))



Elif "resmimi koyma anne, örgü benim imajıma ters(?)" dese de, Zeynep "beni koy anne, prensesler de örgü örer" deyince, "bari resim küçük olsun" dedi Elif.
Kesme ve sökme işlerini de onlar yaptı, ben de dikerek muhteşem anne desteğimi esirgemedim.
Çok şeker oldular, daha önemlisi kendileri emek vererek ürettiler, bu harika.
Dün, anneanneleri, teyzeleri ve benim için birer tane daha örmeye başladılar bile.
Akşamlarımız, tıpkı benim istediğim gibi geçiyor artık.
Bu durumda ne demeliyiz?
Nazan Teyze, Nazan Teyze çok sağolasın yaaa. Harika fikrin için teşekkürler.

18 Ocak 2012 Çarşamba

Babatürk

Cep herküllerinin sıklıkla boy gösterdiği dünyada,
Bazen büyük dava adamları da yaşar.
Kendilerini adadıkları ömür, onları kahraman yapmıştır çoktan.
Ve her ölümlünün tattığı o an gelir; bir gökkuşağı sarmalar onları.
Sanki gök, "yer ile bir olurum da sana dünyanın tüm renklerini sunarım" demektedir o an.
Son fotoğraf, sonsuzluk.
Yazdıklarını, yaşadıklarını, fotoğraflarını, biz unutsak ta tarih unutmayacak.
Güle güle Babatürk!
Yattığın yer nur olsun!

16 Ocak 2012 Pazartesi

Nar ayıklamanın en basit yolu

İki senedir medyanın meşhur ettiği her derde deva nar'ı çok severim, lakin ayıklaması çok zor be anacım diyenlerdenseniz;
Kısa süre önce öğrendiğim bu fevkaledenin fevkinde yöntem için, yapacaklarınız şöyle;
Evvela narları ortadan ikiye (enlemesine) kesiyorsunuz,
Sonra şu resimdeki gibi tahta kaşığı tokmak niyetine kullanıp dış yüzeylere vuruyorsunuz;


Arada sırada iç kısmına bakıyorsunuz ve şöyle fiziki harita gibi içindeki tüm nar tanelerini bırakmış bir şekil görüyorsunuz;


Veeeeeeeee, 
Ben bu zamana kadar niye bunu bilmiyormuşummmmm, 
Kendimi ve yavruları  bu güzel meyveyi sık sık tüketmekten nasıl mahrum etmişimmmm,
Meğer mandalina soymak bile daha zormuşşşşşşş, diye sızlanırken; bir yandan da narları kâselere doldurup çocukların önüne koyuyorsunuzzzzzz.

Bu kadar yararlı bir paylaşımdan sonra, bu akşam umarım pekçok evde nar yenir ;-)) 

Hafta sonu, Elifime ördüğüm kapüşonlu hırkayı bitirdim, bugün fermuar aldım, akşam dikip son halini sizlerle paylaşmayı sabırsızlıkla bekliyorum, en nihayetinde elinden senede üç beş iş ancak çıkan bir görgüsüzüm n'apiym. Çok beğenin istiyorum ;-)) Allahtan benim, kolay kolay hiç bir şeyi beğenmeyen yavrum hırkayı çok beğendi.
Bende dün akşam, Derya Kuzusu'ma özenip hanım dilendi bey beğendi motifleri yaptım. Ne olacağı hakkında hiçbir fikrim yok zira battaniye demek beni strese sokar, üç ayda bitiremem ben onu. Ara sıra nar yerken eşlik edecek kendileri;


Fermuar alırken kasnak aldım bir de, bir boncuk işi yapmak niyetim başlarsam gösteririm ;-) Ama fikir olarak şu ki; aşağıdaki görseli, Yaradan'ın adıyla, kumaşa boncukla işleyeceğim İNŞALLAH.


Eee daha n'olsun di mi ya?

13 Ocak 2012 Cuma

Sakız ambalajında ereksiyon hapı

Medyada, gazete haberlerinde, iş yerlerimizde, çarşıda, pazarda, okulda...
Ne çok şey oluyor da sıklıkla "hadi canım, yuhhh artık!" diyoruz.
Kendi kendimize, öylesine, sadece söylenmek için.
Niye sana yazıyorum biliyor musun bulogcum?
Konu ne olursa olsun, susmamak için, her konudaki fikrimi hiç tanımadıklarıma bile söyleyebilme cesareti kazanmak, kazandıklarımı da çocuklarıma aktarmak için.
Birilerinin beni de sayıları oldukça fazla olan koyun sürüsünden farkı olmayan algısı, kâbesi, duruşu bozulmuş sessiz çoğunluktan saymaması için.
Hiç önemli değil, şimdilik sonuçta ne elde ettiğim, ben geleceğe bakıyorum; taşın altına elimi sokuyorum her fırsatta. "Alt tarafı blog yazıp ona da bu kadar anlam yüklüyorsun ha?" diyip, gülüp geçenlere ise cevap bile vermiyorum.
Ama soruyorum ara sıra; ey izleyici niye bir ses vermezsin diye? Bilirsiniz.
Bağırmıyorsam da -bunu sevmediğim için- susmuyorum.
Üstünden 30 sene geçmiş darbenin sorumlularını şimdi arıyoruz, 30 sene sonra; ve bu beni geriyor.
Şimdi aranıyor olması değil geren, neden 30 yıl beklendiği?
Bir takım geleneklerimiz var, birilerinin bir zamanlar yutturdukları var hap gibi hepimize.
Yutturdular, çünkü sustuk. Biz hep sessizliği tercih ettik.
Susmayanları astılar çünkü, korkutulduk.



Susmak doğru değildi ama tepkiyi kanla, revanla, silahla, tabutla, şiddetle ortaya koymak da doğru değildi.
Bir şeylerin eskiden beri yanlış yapıldığı artık çok aşikâr.
Şayet doğru yapılmış olsaydı, herşey olması gereken gibi olmuş olsaydı, bugün bu memlekette % 50 gibi bir rakamdan bahsediyor olmazdık.
Demek ki okullar, eğitim, öğretim, dersler, kitaplar, tarih kitapları, romanlar, çevremiz, alışkanlıklarımız, derslerimiz, öğretiler, güvenlik stratejilerimiz, demokrasimiz(!) ve hatta tüm sistem öyle yanlışlarla doluydu ki; iki kişiden birinin gözü döndü.
Şimdi görüyoruz işte, doğru diye bildiklerimizin asla doğru olmadığını, gözlerimizin bağlı, kafalarımızın kuma gömülü olduğunu.
Ve mesela sırf bu yüzden, şu artık şöyle olmasın, böyle olsun diyenlere hak bile veriyorum. Belki bu doğruya daha yakındır diye.
Memleketimin dibini oymuş herkes kendi tarafından, yemiş, kullanmış, satmış, satılmış, kiralanmış.
Bunun suçunu onda bunda aramaya gerek yok; suçlu birey. Herkes.



11.sınıf öğrencisi Millî Kayakçımız Aslı Nemutlu antrenman sırasında dün hayatını kaybetti, duydunuz, izlediniz.
Aç bugün gazetelerin spor sayfasını, kimsenin şeyinde değil. Minnacık yapılan haberler de saçmasapan, magazinvari haberlerin(!) içinde yok oldu gitti bile. Neden?
Çünkü Hürrem'in saçını boyatması, Cem Yılmaz'ın evlenmesi, Fener'in şikesi, sakız ambalajında kamufle edilerek satılan ereksiyon hapı (günün en çok okunan haberi bu imiş) daha çok ilgilendirir bizi, yalan mı?
Oysa, kızcağızın ölmesinin sebebi düşmesi değil, yuvarlanırken başını kayak pistinin kenarına koruma amaçlı(!) çakılan TAHTA korkuluklara çarpması sebebiyle boyun kırığı...Neden?
Çünkü odun, çünkü sert malzeme, çünkü yollardaki bariyerler bile tahta kadar sert değil.
Neden dünyanın her yerinde kayak pistlerinin kenarı bu sebeple yumuşak malzemeli ağlarla çevrilirken, bizde onu bildiğin odundan yapan zihniyetler ve ona dur demeyenler gırla gidiyor, üstüne üslük prim yapıyor?
..
..
..
Aslı....Gitti...Geri gelmez...Ne yaparsak yapalım şu andan sonra geri gelmezsin evet. Affet bizi demek bile çok zor.
Ülkem...Sonun Aslı gibi olmasın!

12 Ocak 2012 Perşembe

Biber turşusu kavurma

Acısız ( :-)), bibersiz kahvaltı bile yapamamcılardansanız,
Ama değişiklikte severimcilerdenseniz,
Acı biber turşularını tavaya atıyorsunuz, 2 diş sarımsak doğruyorsunuz; biberler kızarıncaya kadar zeytinyağında çeviriyorsunuz;


Sonra onları bir kâseye alıp, üzerlerine maydanoz doğrayıp, biraz da zeytinyağı ilave edip, accık da limon sıkıppp;


İştahı/m/n/ızın açılmasına çooook ihtiyacı/m/n/ız varmış gibi, afiyetle her yemeğin yanında;
Bazen accık ekmek bandırarak, bazen de o kızarınca acılığı başka bir lezzete bürünen biberlerden parçacıklar kopararak tüketiyor/sun/uzzzz.
Artanını bir kavanoza koyarsanız da hiçbişiycikler olmuyor.
Tarif, buradaki bir lokantanın meze menüsündendir ve çokca talep görmektedir.
Öptüm.

10 Ocak 2012 Salı

Özledim

Dile kolay, 23 senedir gurbetteyim.
Senede 10-15 gün hariç,
Hayatımda nerdeyse hiç;
İş çıkışı annemin evine gidip nefis yemeklerden yemek, çocukları bir akşam onlara bırakıp arkadaşlarımla dışarı çıkmak, hastalandığımda annemin evine gidip battaniyelere sarılmak gibi bir lüksüm olmadı.
Aynı şekilde, ameliyatlar geçirdiler, düştüler, şiştiler ben günler ve hatta bazen haftalar sonra öğrendim, nerdeyse bir gün bile ben de onların saçlarını "geçecek canım benim" diye okşayamadım.
Oysa ben hem annemi, hem de babamı çok özledim.


Varlıkları benim için bir onur, bir şans, bir gurur... Çok şükür.
Lakin özlemek dediğin şey ağır, bazen çok daha ağır bir yük gibi biniyor omuzlarıma.

9 Ocak 2012 Pazartesi

Her anne baba mutlaka seyretmeli

Zeynep kızımın okulda izleyip çok etkilendiği ve ısrarı üzerine cd haline getirip pazar günü -öğrenme saati etkinliği- olarak seyretmemizi önerdiği bir film bu;
İyi ki de seyretmişiz, umarım ben de hiç değilse 2 aileye seyrettirmeye sebep olurum.
Adı: Her Çocuk Özeldir.
Hint yapımı bir film.
Disleksi yani öğrenme bozukluğu konulu, hele hele okul çağı yaşında olan çocukların da ebeveynlerin de mutlaka izlemesi gereken bir film olduğunu iddia ediyorum.


Duyarlı bir öğretmen sayesinde şekillenen müthiş bir hikaye. Müthişliği konusundan ve çocuk yıldızından kaynaklanıyor zaten. Ishaan'ı eve alasım ve benim ilgilenesim geldi pekçok yerde. Ve annesine de, babasını boşatasım geldi ayrıca.

Kimbilir ne kadar çok çocuk, ebeveylerinin bile farkında olmadığı pekçok çocuk bir Einstein, Da Vinci olacakken harcanıp gidiyor?
Kimbilir ne kadar çocuk, öğretmenlerin, komşuların, çevrenin, senin, benim tarafımdan "yaramaz, işe yaramaz" diye nitelendirilip, hor görülüyor?
Halbuki delilikle dahilik ince bir çizgi demiş, o dahiler.

Heyyy Zeynep, bir kez daha teşekkür ederim kızım sana ;-)

Nerden bulayım derseniz;
Araştırmalarım doğruysa,
1- http://www.direkfilm.net/romantik-dram-alt-yazili/36918-taare-zameen-par-yerdeki-yildizlar-2007-turkce-altyazili-online-film-izle/ linkinden direkt,

2- Yok ben önce kaydedeyim sonra seyrederim derseniz de, http://www.liderboard.net/taare-zameen-par-her-cocuk-ozeldir-2007-dvdrip-ac3-k198060.html

Farkındalıklı bir gün geçirmeniz temennisiyle...

5 Ocak 2012 Perşembe

Ne tuhaf? 226 izleyici ve 2 yorum?

Bu, bu, nedir bu?

Fikriniz yoksa hiçbir konuda, neden izlerimdesiniz?

Anlamaya çalışıyor anlamıyorum?!

Oysa, hani ki ben burada samimice soruyor, samimice yorumluyordum herşeyi,
Hakikaten anlamıyorum.

Az kaldı, anlamaya da çalışmayacağım.
Hamama gitsen bir curcuna, minibüse binsen bir curcuna, konferanslarda bile kıkır kıkır insanlar,
Lakin, hadi konuş deyince sus pus herkes.
Kendimden değil kuşkum lakin çok acı.
Yarın beni assalar kimsenin şeyinde değilim, bir onu biliyorum.

Kızınız kaç yaşında sevgili edinsin?

Ne zor değil mi cevaplamak?
Olsun da diyemiyor insan, olmasın da sanki.
Aşk güzel şey, mantıklı düşününce kızlarım da yaşasın bu duyguyu isterim ben mesela ama adı da aşk olunca şu yaşta olsun bari diye ben yönlendiremem ki, zaten yönlendirirsem de adı aşk olmaz ki!
Öğrenci iken aklı başka yerlere gitmesin, okul mokul bittikten sonra olsun bari diye aklımdan geçer ama bu ne mümkündür, hiç bilemem ki!
Hiç olmasın desem, bir gün bana kızar mı ki?
Üniversitede olsun desem, muhtemelen benden apayrı şekilde yaşarken onu yönlendirebilme yada kontrol etme şansım da olmaz ki!
Hay Allah!
"Benim başıma gelmez" diyemem ki! Lakin 4 yaşındaki yeğenimin bile kreşte aşık olduğu bir kız var.
Aman ne zor şey şu çocukların büyüyor olması, ana-baba olmak be ya!
"Sadece aman sağlıklı olsunlar da, ben de doğru dürüst yetiştireyim de ondan sonra Yaradan'a emanet olsunlar, Allahından korkan kulundan utanan insanlarla karşılaşsınlar" demekten başka bir çare bulamadım.
Havuz problemlerini hatırlattı bana ;-) Madem boşaltacaksınız ne diye doldurursunuz a mübarekler kıvamında bir problem sankim.
Uzmanlar, çocuğunuz size aşkını da rahat rahat anlatabilsin diyor,
Bunu duyduğunuzda aman ha sakın ha sakinliğinizi kaybetmeyin diyor,
Yaşına uygun cevaplar verin ve durumu erotize etmeyin diyor,
Onur kırıcı ve duygularını incitici sözler sarfetmeyin diyor,
Mümkünse sevgiliyi evinize çağırın ve tanışın siz de onu tanıyın da diyor da,
Ben hiçbirini tam gerçekçi bulamadım doğrusu. Kitap cümleleri bunlar, yaşanmışlık kokmuyor sanki.
Ama biliyorum ki; es geçmemek lazım bu konuyu.


Bunlar nerden mi aklıma geldi?
Zehra Çilingiroğlu’nun arkadaşı Baran’la sinemada çekilen fotoğrafını Twitter’da paylaşması, annesi Hülya Avşar’ın canını sıkmış ta, o da; o fotoğraf başımı ağrıttı. Yanlış anlaşılmasın, Baran sadece arkadaşı. Zehra daha küçük, onun ancak telefon sevgilisi olabilir” demiş ya, ondan sebep aklıma geldi ve başladım düşünmeye.
Yaşanmışlıklar da var tabi, insan evladı acı çekmesin istiyor ama biliyor ki acısız aşk yok. Ne bileyim hep bir kavuşamama hali, hep bir sümüklülük hali, hep hüzün var aşkta.
Aman işte ne bileyim ben, bilen varsa bana anlatsın olur mu?
Öyle psikolog görüşü felan değil istediğim, tecrübelerden ve yaşanmışlıklardan yola çıkarak, günümüz hayatına uygun, objektif yaklaşımlar bekliyorum.
Aman ne yazacam ya demeyin lütfen, belki kuracağınız birkaç cümle hepimizin ortak bir karmaşasına son verebilir.

4 Ocak 2012 Çarşamba

Börülceli tarhana çorbası yapımı

Övünmek gibi olmasın tarhanalarımı kendim yaparım ;-)
Epeyce başarılı olmaya başladım zira tam 2 rondoyu kuruyan tarhana parçalarını öğütmek için harcamışlığım vardır.
Neyse, asıl söylemek istediğim tarhanaların nasıl saklanacağı konusuyla ilgili.
Burası çoook rutubetli, yada benim oturduğum evler hep böyle.
Değişik şekillerde saklamayı denedim, buzdolabı poşetinde buzlukta, kavanozda buzdolabında, kavanozda kilerde vs vs.
Ama en son, pet meşrubat şişelerine koymuştum, kavanoz ala ala canım çıkmıştı.
Ve dün bir açtım ki, hiçbir saklama yönteminin başarılı olamadığı kadar misssssler gibi durmakta. E daha kaç aylık demeyin, geçen yazdan kalma bu tarhana.


Tarhana çorbası yapmayı bilmeyen yoktur varsayımıyla, bu sefer ukalalık etmeyecem, lakinnnnn;
Hiç börülceli tarhana çorbası denediniz mi merak etmekteyim...
Bildiğin kuru börülceyi alıp haşlıyorsun ve pişen çorbanın içine atıyorsun.



Böylece "alt tarafı çorba, çorçocuk beslenemez ki sadece bununla" derkennn, "yaşasın bitkisel proteinlerini de aldılar" diye de sevindirik oluyorsun.
Bodrum'da pekçok evde böyle yapılıyor tarhana çorbası ve bence harika oluyor.
Ayrıca börülcenin benekleri, minik çocuklara çorbayı sevdirmek için neşeli bir görüntü veriyor. Ben bu börülcelerin karnındaki benekleri birbirleriyle konuşturarak çooook ağız açtırmıştım, hani olur da zorlanan bir anneye yardımı dokunuverir diye yazdım sevgili buloğum.
Mesai arasının yarısını da böyle değerlendirdikten sonra az yürüyüş yapmaya kaçar be Ecehan, hadi öptüm ;-)

Portakalı kuruttum başucuma koydum

Birgün önceki mandalina kurutma işimi ilerletmeye azmettim.
Bakın portakallarıma,
Elif burun kıvırdı, Zeynep çok sevdi.
Lale Ablamın sorusuna da cevap olur mahiyetinde, birkaç noktadan bahsedeyim.

Tepsinin altına yağlı kağıt serdim, yapışma gibi bir problem olmadı.
Mandalinalar sularını salıyor tabi ama en çok sulandıkları zaman ızgara ayarına geçmiş, daha çabuk kurumalarını sağlamıştım. Önemli bir ayrıntı da şu ki; iyicene ısınmış fırına atıyorum tepsileri böylece daha fazla sulanmalarını engelliyorum.
Ama mesela dün de bu portakalları yaptığımda, ızgara ayarı yerine bu sefer fırından alınca bazılarını mikrodalgada 300 derecede 3 dakika tuttum, daha çabuk kurudu. Tabi bu arada tamtakır falan da olmuyor -olmaması da tercihim zaten- ne de olsa benim dişler artık eskisi gibi tamtakırlarla haşır neşir olamıyor ;-)
Eğer kurutma tercihi mikrodalga olacaksa, asla ve kat'a çekirdek bulundurmamanızı tecrübeyle sabit ;-))) öneriyorum. Feci patlıyormuş meğersem ;-)
Bir de portakalları kabuklarıyla dilimlemenizi önereceğim ;-) Daha başarılı oldu, şekil şemal açısından da.
Valla da billa da çok hoşlaştım ben bu işten, ooooh içim rahat, mis gibi işte,
Hatta bugün ne kurutsam diye düşünüyor ve önerilerinizi bekliyorum benim caaağnım izlerlerim.
hadi öptüm ben.

3 Ocak 2012 Salı

KURUTULMUŞ MANDALİNA YAPIMI



Şimdik;
BEN DİYET YAPARIM AMMA İLLE DE KURUYEMİŞ'TEN VAZGEÇMEMCİLERDEN İSENİZ;
Mecburen ;-) okuyacaksınız.
Dün bi baktım dağ taş mandalina olmuş evde.
Mandalinayı 2 kilo almak suç bizim memlekette ;-)
Baktım biz bunu soy soy ye ile tüketemeyeceğiz, mandalinaları soydum, dilimledim, attım fırına.
Alt üst ısıtıcı açık ve 200 derece. Süre mandalinasına göre değişiyor onunçin arada bi açıp bakcan anacım.
Denemezseniz, ne demek istediğimi anlayamayacaksınız zira çok istememe rağmen blogspot "tattır" butonunu eklemedi henüz ;-)
Bu da diyetcilere kıyağım olsun, ne idüğü belirsiz kuruyemişlere meyletmeyin der bu Ecehan, (geçen gün bösböyük marketteki kurutulmuş meyveleri inceledimdide hepisi de -benim içimde kimyasal varrrrr- diye barım barım bağırmakta idi) bak son derece sağlıklı bir öneri, daha n'apiym; size bunu önermek düşünmesi dahil 2 saatimi aldı ;-)
Çocuklar uyuyordu, dur şu nasıl olmuş, dur bi de şuna bakayım derken, üstte gördüğünüz kase mideye lüplediği için devamını da bu akşam yapcek bu kızçeğiz ;-)

Durum

Valla bakıyorum da;
Kimse kimsenin şeyinde değil!

2 Ocak 2012 Pazartesi

Sahipsiz kapı



Meğersem,
Atalarım gene haklıymış,
Meğersem,
Sahipsiz kapıyı anahtarsız açan çoooooooook imiş.
Nokta.

Fox TV bizi aptal mı zannediyor?

Fox TV'de yayınlanan Babam İçin dizisini evdeki çatlak kızı(!) kendime benzetmemden midir nedir, çok seyredesim geliyor.
Lakin; Fox TV'nin hepimizi aptal yerine koyduğu gibi bir izlenime kapılıp, kapatıyorum.
Üşenmedim, resimledim benim canım seyirci kitlem.
Merak ettim aynı şeyi düşünen ne kadar insan var diye,
Bu ne ya?

Başından sonuna kadar (ara ara açıp kontrol etmişliğim var) ekranın üç yerinde birden YENİ, YENİ DİZİ, YENİ BÖLÜM yazıyor ve ekranı kaplıyor, izleyende diziye odaklanma sorunu oluşturuyor bana kalırsa.
Taktım kafayı, başka da takan oldu mu merak ediyorum doğrusu.