30 Aralık 2011 Cuma

Yeni Yıl

Bir kediye sevgiyle bakıp, kafasını okşayabileceğimiz anlar,
Aynı şeylere bakıp aynı mutlulukları duyacağımız dakikalar,
Kendiliğinden gelen mutlulukların çoook olduğu saatler,
Öznesi "biz" olan yüklemli cümleleri çoook kurduğumuz günler,
Şükretmeyi unutmadığımız haftalar,
İyi ki varsın! diye kulağına fısıldayacaklarımızın çook olduğu aylar,
Bir yaş daha sağlıcakla büyüdük dedirten nice nice yıllar,
da DİLİYORUM HEPİMİZE.
Buna mukabil;
Akıp giden zaman içinde bir kafesteyim, her türlü amelde çok ahesteyim, kabrim beni bekliyorken dünyalık hevesteyim, uyandır artık Ya Rab! belki son nefesteyim. . . ! de diyorum Mevlanaca...





29 Aralık 2011 Perşembe

Yılbaşı Kartı Etkinliği'ne devam

Eyooooooo!
İki güzel kartım daha oldu.
Ve de iki güzel kalpten çıkmış güzel dileklerim :-)
Lale Ablam ve Sevgili Noni (+Sevgili Misocuğum) göndermiş. Bakııııın;

  
Sevdiğimiz birşeylere aynı gözlerle bakabilmek ne kadar güzel Allahım!
Teşekkürler kızlarrr, canlarım.
Tabi etkinlik sahibemiz sevgili öğretmenimiz Leylak Dalı'na da, tekraren kocaman sevgiler.
İyi ki katılmışımmmmmmmmm.

28 Aralık 2011 Çarşamba

Aman gene Ecece işte,

Hani bazen;
Küçük, aslında miniminnacık bir isteğin olur da, "git müdürü gör, ondan iste" felan derler.
"Aman" dersin, "ayol bunun için de müdüre mi gidilirmiş?"
Ahan da aynı bunun gibi;
Bazen Allahım'dan bir şey istemeye utanıyorum ya Hu!
"Buncağcık şey için rahatsız edilir mi ayol koskocaman Yaradanım! Destur"
....diyorum.
N'apiym, buram(hani şu en minnak gördüğünüz bulutumsu şey var ya, hah işte o):

Post image for Buna dava açmak kadar salakça bir hareket görmek zor…  öyle diyo.

Kitap Kampanyası'na Katkı

Neslince'nin çağrısı üzerine, kitaplığımdan genç kızlara hitap edeceğini düşündüğüm 3 kitap seçtim.


Bugün kargoya veriyorum, içim gene sevinçli.
Zorlama yok; amma velakin çok fena, "bacılar kardeşler rica etsem sizlerde bi baksanız kitaplığınıza da bir kitap da sizden olsa" diyesim var, dedim gitti ;-)
Evet, insanın kitaplığındaki vedalaşma accık hüzün de veriyor vermesine de, yok yok gene de içinizi kaplayan mutluluğu es geçmeyin der bu Ecehan size...
Her kitap yeni bir hayata yeni bir pencere açabilir, bu yüzden hepsi kıymetlidir, sakın "ya şunu göndersem ne derler" felan diye düşünmeyin. En nihayetinde o yaşlarda siz olsanız ne okumak isterdiniz düşünün ve aklınıza ilk geleni yollayın derim.
İki adresi de tekrarlıyorum;
Adres 1: HINIS ANADOLU LİSESİ YİBO LOJMANLARI ARKASI ERZURUM / HINIS
Adres 2:AĞRI ŞERİFE BACI KIZ TEKNİK VE MESLEK LİSESİ SERDAR KİRENLİ / BİLGİSAYAR TEKNOLOJİLERİ ÖĞRETMENİ MUHAMMED KAMİL YAYKAN /TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI ÖĞRETMENİ Mehmet Akif Ersoy Mahallesi Doğubeyazıt yolu 04100 Merkez/Ağrı 0472 215 76 70

27 Aralık 2011 Salı

Yılbaşı Kartı Etkinliği

Sevgili Leylak Dalı'nın düzenlediği yılbaşı kartı etkinliği, bence harika oldu.
Son 6 kartı bugün postaya verebildim zira hepsini elde hazırlamak istedim. Biraz geç kalmış olabilirim ama özendim işte kendi çapımda ;-))
Bana kart gönderen kıymetli arkadaşlarım, dostlarım;

Kunegond, Sibel;
Düşlerin Rengi, Zeynep;
Defter, Selgin;
Karganın Günü, Esra;
Nazpek, Reyhan;
Bloğu yok ama Tülay Karaeli;
Annemahsustan, Ayşegül;
Sabunlarım, Mine;
Leylak Dalı, Nurşen;
Gökçedeniz, Arzu;

Sizlere kocamanın da kocamanı teşekkürler ederim. Şu gurbet elde, öyle anlamlıydı ki dilekleriniz...
Öyle renkliydi ki gönderdikleriniz, iyi ki varsınız dedirttiniz...


(Bağlantı veremediğim blog arkadaşlarım, sizi bulamadım. Umarım siz bana ulaşırsınız ve temel atarız ;-)  )

26 Aralık 2011 Pazartesi

Bu kadar hikayenin içinde gerçek olmak


"Bu kadar hikâyenin içinde gerçek olmak ne mümkün?" yazmıştım ilk gün blog başına.
Doğruydu.

Kendi hikayelerimizi kendimiz yarattık.
Sonu, aslında başından belli olan filmlerimizi biz çektik.
Her şey ama her şey kendi tercihimizdi,
İşimize gelmedi kader dedik,
İşimize gelmedi şans deyiverdik.
İşimize geldi, başardık dedik,
İşimize geldi, akıl dedik.
Sonu, aslında başıydı; kendimizi kandırmayı tercih ettik.

Ecece-2011

25 Aralık 2011 Pazar

İlmek ilmek örgü birleştirmece

En güzel konu bu, eminim...
Örgü.
Ya kendi başımıza ya da başkalarına ördüğümüz herşey sonuçta bir örgü.
Neyse, sadete geleyim;
Yeni gördüğüm bir örgü birleştirme yöntemi.
Hani özellikle çocuk ve bebek örgülerinde dikiş kabalığı olmasın isteriz ya, hahhh işte, bu tam bunun için uygulanabilir bir yöntem.
Teyzeler işi çözmüş te 40 yıldır haberim yokmuş meğer ;-)

Minyatür Sanatı

Özden Bey, epeyden beri takip ettiğim bir minyatür sanatçısı.
İnsanı insan yapan en önemli unsur diye bangır bangır bağırdığım "sabrın ustası"
Bir hediyesi var ve keşke benim olsa ;-)
Ne mi? Tıkla ve gör.
Onu şu şömine için istiyorum;


ve hepsi;


Hayatı boyunca bir amorti bile çıkmamış Ecehan'a, 2012 güler mi göreceğiz  :-))))
Ustaya saygılarımızla;

24 Aralık 2011 Cumartesi

5,5 TL'ya "gelecek" satın almak ister misin?

Geçen günlerde kızlarımla birkaç kitapçıya uğradık.
Zeynep ve Elif'in almak istedikleri kitaplar vardı.
Bana kalırsa iyi bir okuyucu olmamalarına rağmen, kitap rafları arasında zaman geçirmekten çok mutlu olduklarını gözlerinde okuyorum(!).
Neyse,
Zeynebin dikkati dağıldı biran,
-Hayırdır, ne oldu Zeynebim? dedim.
-Anne şu vitrindeki çocuk dakikalardır içeri bakıyor bir izlesene! dedi.
İzledim. Baktım durumu anlayamıyorum, dışarı çıktım yanına yanaştım ben de kitap bakar gibi.
Adının daha sonra Ahmet olduğunu öğrendiğimiz bu tatlı çocuk, ayakkabıcıda olan annesi izin vermediği için içeri giremediğini ama vitrindeki Saftirik serisi kitaplardan almak istediğini söyleyip;
-Hatta bunun için para da biriktirdim ama annem çok kızıyor kitap almama.........
Gözünden yaş aktı. Avucunu açtı, 2.75 TL vardı.
-İçerdekiler senin kızların mı? diye sordu.
-Evet dedim,
-Çok şanslılar, dedi.
-Niye ki?
-Sen onlara hep izin veriyor musun kitap bakmak(!) için?
-Zaman buldukça evet, dedim.
Zor bir durumdu.
Biliyordum,
Annesi izin vermezken, çocuğa annesini çiğneyip kitap alıp hediye edemezdim.
Ama çok daha iyi biliyordum,
Ahmet, o kitaba kavuşmalıydı.
Kitapçıya parasını ödedim ve kitabı "bugün vitrine en güzel bakan çocuğa kitap hediyesi etkinliği" yaptıklarını söylemelerini rica ettim, zor olmadı çünkü kitapçıyla uzun zamandır ahbap olmuştuk.
Saftirik serisinden bir kitap paketlendi ve dışarı çıkıp çocuğa hediye edildi.
Annesi, ayakkabıcıdan çıktı ve sordu niçin kitap verdiklerini,
Benim ahbap aynı açıklamayı ona da yaptı, kadının gözleri ışıldarken,
-Ayyyy çok sever Ahmet kitapları, annesine çekmiş, dedi ve gittiler.
Ahmet'i anlatacak kelimeler bulacak kadar kelime ustası olmadığımdan.....tahminlerinize bırakıyorum bu anı tahayyül etmeyi dostlar.
Ahmet'le yarım saat sonra, çarşı içinde tekrar karşılaştık, beni görmedi. Bir giyim mağazasına girmiş annesini, kapının önündeki bir taşın üstüne çömelmiş, kitabı okuyarak ve zaman zaman kahkaha atarak, bekliyordu.
Tam döndüm gidiyorum, atkımı çekiştirdi biri, döndüm;
Seni öpebilir miyim, bana şans getirdin, biliyor musun ben o kitabı şansımla kazandım! dedi,
Sarıldık.
Bir 35'lik içsem, böyle darmaduman olamazdım...
Kimbilir? dedim, ne çok okumak isteyip de şu yada bu şekilde kitap bulamayan binlerce çocuk var, kimbilir?...
Ve dün.
Yine Ahmet, bu sefer bizim Ahmet zaman zaman yaptığı gibi adres verdi bloğunda, "hadi" dedi, "emrivaki yapıyorum, durmayın"
Sanki daha birkaç gün içinde yaşadıklarımı, hissettiklerimi görmüş gibi, feci etkilendim.
Karınca kararınca, 3 kitap yollayabildim.
Hemencecik yazı yazmaya fırsatım yoktu ama içine su serpmek istediğimden alelacele bir mail attım kendisine. Çünkü şu yukardaki olayı anlatmasam tadı çıkmayacaktı bu yazının sankim,
Şu 3 kitapcığı göndermek benden birşey götürmedi ama hem bana ve inanıyorum ki okuyacaklara çoook şeyler kazandıracak. Muhteşem bir insan ve muhteşem bir kalem Halikarnas Balıkçısı.


Şimdi bir açık çağrıda benden;

Kitapları yollayacağımız yeni okulun adresi :

Hınıs Anadolu Lisesi
YİBO Lojmanları Arkası
Hınıs / Erzurum
Ayrıca belirtmek isterim ki, PTT Kargo diğerlerinden çok da ucuza kargo hizmeti veriyor. Mesela 2 kiloya kadar olan kargoları 5,5 TL'ya gönderiyor. Yani demem o ki; kitaplığınızda mutlaka artık okumayacağınız ama o gencecik fidanlara yeni ufuklar açabilecek harika kitaplarınız vardır. Silin tozunu, çağırın PTT Kargoyu, 5,5 TL'ya siz de mutlu olun, onları okuyacak o gençler de. Değmez mi?
Hadi bana güzel haberler verin, canlar; biliyorum vereceksiniz ;-)
Ecehan yada Ahmet, Mehmet için değil; açın pencerenizi ve gökyüzüne bakın; ve sadece hissettikleriniz için yapın yapmak istediğinizi...
Bir çocuğa "şanslıyım ben" dedirtmek için yapın mesela,
Yapın ki; gelecekten bir şeyler beklemeye hakkınız, çorbada tuzunuz olsun.
Mutlu hafta sonları dilerim.










23 Aralık 2011 Cuma

Mavi Sürgün

Bitti işte... İşte sürgün de bitti. Benim dışımdaki bu haksızlıklar, bu namussuzluklar ne olacak ? Hiç bir şey olmayacak.

İstanbul’a dönünce, “Ooo, Cevat Bey, nasılsınız ? Nerelerdeydiniz ?”

İnsan insanın kurduymuş. 
 Şimdi kendime soruyorum : Gitmek mi, kalmak mı ? Nereye gitmek, nerede kalmak. 
 Sıradan bir insan gibi kalmak. 
 Aya, yıldızlara bakmak. 
 Denizin mavisini görmek. Onun verdiği nimetleri paylaşmak.

Yerin kaç metre altından suyu çıkartıp bahçesini sulamak için atı olmayana, bu işi kendin yapmak ve şükretmek. Yarım saat önce bir tohum dikmek, hayattan yarım saat kazanmaktır.

Yeniden yazmaya başladım. Vurgun yiyen süngercileri, şehrin zavallı orospusunu, kendim gibi bir tahtası eksik olanları...

Bir sen varsın anneciğim, düşlerimde uzattığım elimi tutan...

.......

Okuduğunuz satırlar, "Mavi Sürgün" filminin, Balıkçı’nın ağzından anlatılan son bölümüdür. 6 Ekim 2005 yılında Balıkçı'nın kızı Sayın İsmet Noyan tarafından nakledilmiştir.

22 Aralık 2011 Perşembe

Düz Örgü Üzerine İstediğin Deseni İşle

El örgüleri üzerinde renkli renkli harika desenler görür, hep iç çekerdim.


Ne zaman yapmaya kalksam -ki sayısı beş'i geçmemiştir-  renk arttıkça örgünün arkasında ip genişliğini ne kadar ayarlasam da bir büzme ya da salma hali, büzmese ve salmasa bile de, örgünün alt tarafı ip yığını haline geldiğinden kullanışsız olur, oraya buraya takılır dururdu.
Bundan sebep hep tek renk örmeye başladımdı ama yazzzıktı bana. Benim de bir kalbim vardı ve ben de renkli renkli şeyler örmeliydimmmm di mi ama?

Ahan da bir İspanyol Teyze benim derdimi duymuş ve aslında çok da basit bir yöntemle "Ah Ecehanım istediğin bu olsun, canın sağolsun!" dercesine fıstık gibi bir video yayınlamış.
Allah razı olsun, kendisine ve sülalesine dolu dua ettim valla, eeee emek vermiş kadıncağız.
Düşünsene dümdüz ör, üstüne geyik resmi mi koyarsın, ördek mi, uğurböcüğü mü ya da şöyle en pisisinden bir kedi mi, seç seçebilirsen!
Budur, türlü türlü iple çok uğraşmaya gerek yok, pratik çözümlere de bu çözümü bulanlara da hastayım hasta.
Buyrun bakalım;

21 Aralık 2011 Çarşamba

Örgüleri dikmenin en şahane yolu


Öğle arası izlediğim bu şahane video sayesinde artık örgülerimi dikmek çok keyifli ve çok profesyonelce olacak, sizler de mutlaka izlemelisiniz. 
(Bu arada sizler için bloğa video ekleme işini de öğrendim ve ilk defa uyguluyorum, umarım olmuştur.)


20 Aralık 2011 Salı

Son Dakika

Polyanna'nın kafadan kontak olduğu anlaşılmıştır!
.
.
.
En azından, benim tarafından.
Herşeyi bu kadar geç farketmek zorunda mıyım acaba?!





18 Aralık 2011 Pazar

Okaliptüs dediğin

Çalışma ofisime giden kapının önünde bu okaliptüs ağacı var;


Penceremden de böyle görünür;


Özeldir, hatıradır çünkü;


Leylak Dalı'nın yılbaşı kartı etkinliğine katılmama onlar ilham oldular bana.
Kartlar sahiplerine ulaştığında resimler daha da anlam kazanacak.
sevgilerimle.

15 Aralık 2011 Perşembe

SON

En nihayetinde;

Bütün İLK'ler,
Aradaki herşey ama herşey,
Hep bir SON içindir...

Ecece.......

13 Aralık 2011 Salı

Somon Izgara, Cezerye e daha n'olsun?

Ben bilim adamlarının yalancısıyım;
Onlara göre;
Akıl ve ruh sağlığının merkezi olan beyin, en ufak değişim ve eksiklikten anında etkileniyor. 
Besin ve mineral değeri düşük, aşırı mayalanmış hamurdan yapılan ekmek, sinir sistemini bozuyor. 
Buna karşın balık gibi fosforlu gıdalar beyni ışıldatıyor.
Omega-3 yağ asitleri ise, özellikle beyin, retina ve kalpte yüksek oranlarda bulunuyor. 
Beynin birçok fonksiyonunda önem taşıyor.
Devir beyin devri.
Kokuşmuşluktan, akılsızlıktan, ileriyi görememekten geliyor ne başımıza geliyorsa, haksız mıyım?
Neyse,
Eeee bu durumda Ecehan sorumlu anne kimliğiyle ve hane halkına faydası dokunur niyetiyle, somon yapmaya karar verir.
Elif kızı ikna etmek zordur çünkü kendisi levrek ve deniz çipurasının üstüne balık tanımaz. Hatta annesinin en favorilerinden dil balığını bile dilinin tersiyle masa örtüsü üzerine itmişliği bile vardır. Ama evin sahibesidir ve genel olarak anlayışlı kıvamdadır, zar zor da olsa ikna edilme ihtimali yüksektir.
Zeynep kız, değişik tadlara ablasından daha çok açıktır. Ve fakat yiyeceği şeyler hakkında ön bilgiye sahip olmak istemek gibi bir alışkanlık edinmiştir. Bu durum zaman zaman hoşumuza gitse de bize "gıık" getirdiği zamanlar da azımsanmayacak kadar çoktur. Ama evin minnak prensesidir ve gözyaşları gözünün birkaç milimetre ötesinde garajda depolanan dolmuşlar kıvamında hazır beklediği için pek üstüne gidilmez. 
Ecehan, kafaya takmıştır, ille de deneyecek ve sevdirecektir bu somon omegasını;-)
Ve,
Norveç'ten geldiğine paketi görerek ikna olduğu somonlardan 4 dilim kestirir,
Hayatının bir nümerolu kurtarıcısı haline gelen Tefal ızgarayı fişe takar,
Somonların üzerine limon,az karabiber, az kekik sürer, iyicene ısınmış ızgaraya atar,
Çok çok çok taze olduğuna inandığı karışık sebzeleri de zeytinyağlı vok tavaya.
Somonlar için püf nokta odur ki, ızgaraya atıldığı ilk anda mühürlenmeleri lazımdır. Yani en en en yüksek ısıda, içindeki lezzetli suyun balık içinde hapsolmasını sağlamaktır mühürlemek.
Mühürlenen somonların üzerine tepsi kapatılır, kapatılır ki eccük buhar metoduyla içinde de pişmeyen yer kalmasındır.
Son 5 dakika için tepsinin kapaklık vazifesi biter ve son sürat nar gibi olmaları beklenir;
Ve servis başlar...


Hane halkı afiyetle mideye indirirken, Elif kızın nazlanmalarını duyan kalmamıştır maalesef ;-)
Masa kaldırılırken Ecehan tatlı faslı için dün Bir Tutam Kekik'in bloğunda gördüğü cezerye tarifini vatana millete hayırlı olması duasıyla yürürlüğe koyar;
Sonuç vallahi çok başarılı olmasına rağmen, resim cep telefonuyla çekildiği için sonuç şöyledir;
Ve kedinin görevi blog dostları için özenilmiş bir hoşluk olmaktan öte değildir ;-)


Aslında buraya yemek-içmek resmi koymayı sevmiyorum, vallahi düşünmüyor değilim alan var, alamayan var felan diye ama en nihayetinde ben de hergün böyle yiyip içiyor değilim ki be anacım deyip kendime, kaydı yayınlaya'ya basıveriyorum işte. 
Bugünlük bu kadar pırıl pırıllarım. 
Sorumlu bloggerlık görevim bugün burada noktayı koyar...
Selametle kalın.

12 Aralık 2011 Pazartesi

Sistemsizlik sisteminde dürüst vatandaş olmanın dayanılmaz hafifliği(!)

Toplumsal dediğimiz olayların içinde olma, yargılama, fikir yürütme, yuhalama, alkışlama sınırımız ne olmalı?
Olayların dışında kalmak istediğimizde "asosyal, duyarsız",
İçine girip, objektif doğrulardan ziyade, - kendimize göre doğrularla - fikir yürüttüğümüzde "ahkâm kesen",
olmak, size de acı vermiyor mu?
Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar, lügatlerimize geçmiş bir ATAsözü olarak algılanır ve bu çocukkenden itibaren beynimize ister isteyerek, ister istenmeyerek kazınırken,
Susmanın da, nara atmanın da cezalandırıldığı bu sistemsizlik sisteminde "doğru vatandaş olmanın" sırrı nedir Allahınıseversen?

Hafta sonu öğrenme saatimizin konusu bunlardı.
Ricam üzerine, ön araştırma vs. yapmadan, şu ana kadar beynimizde oluşanlarla, kendiliğinden gelişen şekilde aile meclisinde tartıştık.




Elif ve Zeynep; her yerde ve her zaman çok dürüst olmak gereğini savundular. Hatta bunun sonucunda ceza almaları gerekse bile. Çünkü ceza verenle de konuştuklarında nasılsa doğruyu söyledikleri ortaya çıkacak, mış onlara göre.
Dürüst olmak gerekirse ;-) ne diyeceğimi şaşırdım ben.

Kendi öğrencilik yıllarımda, YÖK'ün insafsız kararlarına çok da haklı -bana göre haklı- sebeplerle karşı çıktıklarında günlerce nezarette ve kötü şartlarda bedel ödemişlerdi. (Ben katılamamıştım bu karşı çıkışa çünkü babam nerdeyse hergün çok çok çok ama çok tembihlerdi bana "aman kızım, canım kızım lütfen bana söz ver, karışma birşeye, yapayalnızsın o başka şehirde, elim ermez, gözüm görmez, söz ver!" diye söz bile almıştı benden.)

Kendine göre doğruyu savunanların idam edildiği bir ülkenin çocuğuydum ben.
Kendine göre doğruları yazanların iddianame bile yokken aylarca hapis yattığı,
Halk kahramanı olarak kurgulandıkları ama bir gün gelip düğmeye basıldığı anda "hain, şerefsiz, onursuz" damgası yiyenlerin hiç de azımsanmayacağı sayıda olan bir ülkenin!
Türküm! dediğinde faşist, demokrasi dediğinde hain ilan edildiğin...

Sustum.
Çocuklarımın binbir emek ve çabayla, inanarak kurdukları "vatandaşlık" olgusunu yıkamazdım.

10 Aralık 2011 Cumartesi

Ördükçe güller açtı gönlümde

"Verimlilik" harika bir kavram.
İnsanın kendini güller açmış hissetmesi gibi sanki.
Günün götürdüklerinden, gidenlerden, kaybedilenlerden sonra bir kazanç "umut" oluveriyor insana.
Bu yüzden seviyorum üretmeyi.
Tazeleniyorum her birinde...




Peki bu hafta nasıl tazelendi Ecehan, sanırım anladınız.

Yapmak isteyen olabilir diye anlatıvereyim bir de; şimdi,

Bir adet Nako Tiftik ebrulî yün alındı.
Örgü perisinin sitesinde gördüğüm bu usule benzer şekilde çiçekler oluşturdum.




Uçlarına tığla bir deliğe 3 kez olmak üzere ikili-üçlü trabzanlar yaparak uçlarının kıvrıklaşmasını sağlasam daha hoş bir gül elde ederim diye düşündüm ve uyguladım,


Tiftiğin boynuma batmasını engellemek için Nako saten yünden bir altlık lastik altlık ördüm ve 1 adet tiftik yünden elde ettiğim 20 adet gülü gelişigüzel dikmeye başladım lastik altlığa.



Altlığın iki ucunu büzüp bir tarafa pembe, bir tarafa yeşil kurdela diktim.
Arkadan da şöyle;


Bana göre çok neşeli bir boyunluk oldu ve de sıcacıcıkkkk...


Sıradaki işim, Elif kızıma kendisinin tabiriyle -cici bici ama çocuk gibi değil ama büyüklerin gibide değil bir modelden- bir hırka örmek. Aklımdakileri uygulamaya başladım bile, bitince göstereceğim ;-)
İyi ve üretken hafta sonları dilerim hepinizeeeee...

7 Aralık 2011 Çarşamba

Siz hala öksürüyor musunuz?

İzle bak şimdi,
Elmaları dilimle ve her bir dilim üzerine karanfilleri sapla, demliğe at.


Sonra ayvaları dilimle, öyle olduğu gibi, çekirdekleriyle özellikle, onu da demliğe at.


Biraz zencefil, biraz tarçın kabuğu, bir tutam papatya, bir tutam ıhlamur, birkaç karabiber de ekle, at demliğe.



Koy suyu,
Çok değil kaynamaya başladıktan sonra 3 dakika sonra ateşi kapa.
Demlensin biraz,
Afiyetle hane halkına içir.
En kısa zamanda bana dua etmeye başlayacaksın zira kendimden biliyorum.
Aktarlarda bu ve benzeri şeylerin hazır poşet halinde satılanları var ama ben hepsini ayrı ayrı alıp kendim karıştırmayı tercih ediyorum. Böylece herbirini alırken, kokular ayrı ayrı olduğu için bayat mı taze mi olduğunu anladığıma inanıyorum ;-)
Allah gerek etmesin ama eğer gerekirse,
Şifa niyetiyle için derim...

6 Aralık 2011 Salı

Neydi hayatımın 7 gerçeği?

Hayatımın 7 gerçeği neydi?
Bak, en tepede ne yazıyor?
Ama yine de söyle diyorsan sen, buyur buradan yak...



1- DOĞUM 
    Kendi doğumum,
    Evlatlarımın doğumu,
    Sevdiklerimin doğumu,
    Aşkın doğumu,
    Ülkemin doğumu,
    Ülkülerimin doğumu,
    Amaçlarımın doğumu...

2- SEVGİ
     Milyonlarca spermin arasından sadece bir tanesi, bir yumurtayla birleştiğinde oluştu sevgi. İster bilerek ister bilmeyerek, ister farkındasındır ister değilsindir ama o; sen kadar gerçek, ben kadar gerçek...

3-NEFRET
    Atmaya da çalışsan aklından, dindirmeye de çalışsan yüreğindeki akslarını, bir sebepten ve çoğunlukla insanı tarumar eder cinsten aniden çıkan.

4-NEFES
   Öyle gerçek ki; sen kendi başına gerçekleştiremezsen solunum cihazına bağlıyorlar seni. İlle de alman lazım, kaçış yok. Kafanın üstünde bir beyin, kaburgaların içinde taşıdığın o kalp durmadıkça; mecburen, mecburen.

5-EKMEK PARASI
   İster somun, ister pide; ister kuru yavan, ister ballı yağlı...Nasıl olursa olsun kursağından geçmemiş bir yaratılmış yok ki! Gerçek olmasın da ne olsun? Üstüne, dünya dediğin şu alemde hemen her şey, neticesinde sadece onun için değil mi?

6-İKİYÜZLÜLÜK
   Hani kanırtılmış gibi, hani içine bıçak sokmuşlar da har saniye biraz daha içeri sokuyorlarmış gibi acıtan, kanatan; mevki, rütbe, para, iş, çoluk çocuk, eş, sevgili telaşı ile yani yaşam ile içiçe girmiş, sen kırmaya çalıştıkça birilerinin sürekli çoğalttığı, pes etme noktasına gelmen için uğraşan, haklıyı haksızla aynı kefeye koyan...

7-DÜĞÜN
   Son an,
   Son nefes,
   Son bakış,
   Son söz,
   Son gelinlikle gelen...

Bir Yanılsama - Görmek


Sen sordun, ben söyledim.

5 Aralık 2011 Pazartesi

Öğrenme saati 04.12.2011

Hafta sonu çocuklarla yaptığımız öğrenme saati etkinliklerimize dün bir yenisini daha ekledik.

Elifimin konusu; "beyaz hayvanlar"dı.
Doğrusu ben bugüne kadar aslan ve kaplanların beyaz renkli olabileceğini hiç duymamıştım. Hani Kenan Işık sorsa aşağıdakilerin hangisi beyaz tüylü olamaz diye şıppadanak söyleyebilirdim aslan yada kaplan şıkkını.


Daha birçok şey öğrendik bu beyazlık hakkında, bir daha bir daha yazmayayım diye ilgisi çekenleri Elif'in sayfasına davet edeyim, kendisi de sevinsin ;-)

Zeynebimin konusu, -evde aşure de pişince hafta sonu- Aşure Günü nerden çıktı? konusu idi. Özellikle ablası çok merak etmişti, demek ki ben bugüne kadar anlatmamışım, Zeynep bu görevi üstlendi, iyi de oldu. Artık hiç unutmayacaklar eminim ve bir geleneğin daha kızlarım tarafından da bilinip, kısmetse büyüdüklerinde devam edeceklerini hissetmek bana ayrıca iyi geldi.
Benim de yeni öğrendiğim şey şu oldu ki; Hz.Muhammet (SAV) aşure gününü oruçla geçirmeyi buyurmuşlarken, Ramazan ayının oruçla edası emri gelince, "ümmetime yük olmasın aşure orucunu isteyen tutsun" demesi oldu.
Zeynep bize Muharrem ayının 10.gününe denk gelen bu günde oruç tutmanın faziletlerini de anlattı.
Oldukça iyi hazırlanmıştı onun için buraya kopyala yapıştır yapıp emeğini üslenmek istemedim Bu akşam bu geniş çalışmayı Zeynebin sayfasında göreceksiniz zaten.

Babamızın konusu "altın oran" idi.
Kısaca şöyle tarifledi bize çizerek:

Altın Oran; CB / AC = AB / CB = 1.618; bu oranın değeri her ölçü için 1.618 dir.

Rönesans sanatçıları Altın Oran'ı tablolarında ve heykellerinde denge ve güzelliği elde etmek amacıyla sıklıkla kullanmışlardır. Örneğin Da Vinci, Son Yemek adlı tablosunda, İsa'nın ve havarilerin oturduğu masanın boyutlarından, arkadaki duvar ve pencerelere kadar Altın Oran'ı uygulamış, bunu bilmiyordum.

Örneğin, 1970'lerde Roger Penrose, o güne kadar imkânsız olduğu düşünülen, "yüzeylerin beşli simetri ile katlanması"nı Altın Oran sayesinde bulmuş.
AOBesgen.jpg  AOBesgen1.jpg      

Beşgenin karşılıklı köşeleri birleştiğinde, 
AOYildiz.jpgoluyor. Bu yıldız altın yıldız. Bu yıldızın içinde bulduğunuz tüm üçgenler mesela onlar da altın üçgen oluyormuş böylece.




Resimde gördüğünüz piramitler, bazı tablolar, bu orana göre yapılmış. Tabi Allah'ın yarattıklarına baktığınızda da bu oranı görüyorsunuz mesela salyangoz kabuğu, mesela ay çiçeğine çekirdeklerin sarmal sıralanışı. Ve daha bir sürü şey. Ne büyük mucize!

Örneğin;

Leonardo da Vinci insan vücudundaki ölçüleri belirlerken altın oranı kullanmıştır.
Şöyle ki;


Parmak ucu-dirsek arası / El bileği-dirsek arası,
Omuz hizasından baş ucuna olan mesafe / Kafa boyu,
Göbek-baş ucu arası mesafe / Omuz hizasından baş ucuna olan mesafe,
Göbek-diz arası / Diz-ayak ucu arasıYüzün boyu / Yüzün genişliği,
Dudak- kaşların birleşim yeri arası / Burun boyu,
Yüzün boyu / Çene ucu-kaşların birleşim yeri arası,
Ağız boyu / Burun genişliği,
Burun genişliği / Burun delikleri arası,
Göz bebekleri arası / Kaşlar arası.
...ve daha birçok oranlara baktığınızda Altın Oran'ı göreceksiniz. 

Vücudumuzun ve doğadaki her şeyin asla bir tesadüfle değil, akıl almayacak ölçüde bir düzenle yaratıldığını bilmek beni her zaman çok etkilemiştir. "Tanrı'nın olmadığını-haşâ-" savunanların, altın oranı bilmediklerini yada anlamadıklarını düşünmüşümdür hep.
Çocuklar ilk defa öğrendi ve müthiş etkilendiler, ben bilgilerimi tazeledim, iyi oldu. Umarım size de bir hatırlatma olmuştur.

Benim konum,
Helen Keller-Anne Sullivan'ın hikâyesi idi.
                              
Sizler bilirsiniz, hani 19 aylıkken geçirdiği bir ateşli hastalık sonucu kör, sağır ve dilsiz olan Helen'in, öğretmeni Anne Sullivan sayesinde Almanca, Latince, Fransızca ve Rusça'yı şahane bir şekilde öğrenen, bizlere ders verecek nitelikte bir yaşam öyküsünün sahibi Helen.
Bir gün, ormanda, parklarda gezintiye çıkan bir arkadaşına heyecanla sormuş:

“Haydi anlat, neler gördün ormanda?”

Arkadaşı Helen’in bu heyecanını anlamaktan uzak “Hiçbir şey” demiş: 
“Herkesin bildiği sıradan şeyleri gördüm." Helen aldığı yanıt karşısında büyük bir düş kırıklığı yaşamış ve arkadaşı adına çok üzülmüş.
“Ben New York'un müzelerinde dolaşırken dokunduğum eşyaları keşfetmekten inanılmaz bir heyecan duyuyor, sözcüklerle anlatılmayacak kadar büyük bir mutluluk yaşıyordum. Sen nasıl oluyor da görme engelli olmamana karşın çevrendeki güzelliklerin ayırdına varmıyorsun?" diye sormuş.

Helen kendisi yaşamı parmak uçlarında hissederek yaşarken, fiziksel engelleri olmamasına karşın “görmeden, duymadan” yaşayanlara şöyle sesleniyor:

“Yalnızca üç gün daha görebileceğinizi düşünün. Nasıl tüm ayrıntıları gördüğünüzü anlayacaksınız. Üç gün daha işitebileceğinizi düşünün. Her bir sesin, her bir notanın nasıl özlemle ruhunuza dolduğunu göreceksiniz. Yaşanacak üç gününüz kaldığını düşünün. Yaşamın tüm saniyelerini nasıl özlemle yaşadığınızı göreceksiniz."

Sonra konuya şöyle devam ettim,

Kimin öyküsü olduğunu söylemeden başladığım anlatımın sonunda sizce bu kimin yaşam kesitleri olabilir dedim;
Çocuklar bir sürü isim saydılar.
Onlara "hayır, size Mustafa Kemal'in yaşamından kesitler sundum" dediğimde, yüzlerindeki şaşkınlığı görmenizi isterdim. Tam bir şok...
"Demek ki!"dedim;
"Dünya çapında isimleri olan tüm büyük insanlar, nelerle nelerle savaşarak, tabiri caizse sürünerek gelmişler oralara, çalışmışlar, çok çalışmışlar ve asla pes etmemişler. Benzer performansı sizden de bekliyorum :-)"
Allah herkese önce sağlık sonra da çalışma azmi versin, versin ki ülkemin sırtı yere gelmesin!
Bizden bu kadar, hoşçakalın...

4 Aralık 2011 Pazar

Zeynebin tuniği bitti ve giden günün getirdikleri

Gece 2'ye kadar uğraştım.
Renk ve ip seçimi Zeynep'e ait.
İp seçimi : Nako Nakolen (% 50 yün, % 50 akrilik)
Renkler : Fuşya ve gri
Örnek : Pirinç ve düz örgü
Örme süresi :  9 gün :-((
Şiş : 4 numara lastikler, 5 numara geri kalanı

ve tatataaaammmm..........


Bi de mankenli;


Omzu dikişsiz, tabi modelin müsait olması sebebiyle, ön lastikten başladım arka lastikte bitirdim. Acımasın yavruşkomun omzu dikiş dolayısıyla diye.
Kurdela takılıp çıkarılabilir cinsten. O kısma yaptığım bir birit ilik üzerinde. Zira Zeynep, giydiği diğer kıyafetlere uygun çeşitli renkte kurdelalar kullanmak istemekte.
Bi de herşey kendi seçimi olunca Zeyepcim çok sevdi, sağlıcakla giysin inşallah.
Kızlar sabah tiyatro kulübüne gittiler, ablamız Elif kısa film çekiyor da. ;-)
Saat 14'te Erdal Sarızeybek'in konferansı vardı, ben oraya gittim. Birçok şeyi biliyor olmama rağmen yine de duyduklarım kanımı dondurdu. Çok etkileyici, halim selim ama acı çeken bir konuşma tarzı var kendisinin.
O kadar ilgiliydim ki, gözümün içine baka baka anlattı o da ve tabi ki ben, pekçok yerde açtım çeşmeleri.


Teröre tekrar, yine, yeniden lanet ettim.
Son kitabını okumamıştım, onu aldım ve imzalattım bir de.



Eve dönen Ecehan'ın işi biter mi? Bitmez. Ne yaptı?


Bahçelerin son mahsulü biber ve salatalıkla turşu kurdum -çok meşhurdur Allah için- Allah sağlık verirse yeriz inşallah.
Sonra yine "öğrenme saati" etkinliğimizi yaptık, onu yarın yazacağım.
Ve,
Yarın mesai başlıyor.
Ben, kızlarımı ve kendimi yatmaya hazırlayıp, güzel bir uyku çekmek istiyorum, gözlerim yanıyor.
Sevgiyle kalın...