24 Ağustos 2011 Çarşamba

Oy Maraş Maraş Maraş, hemi de en Kahramanından

Allah nasip ederse, Cuma günü memleketime gideceğim. Kızlarım 1 ay'ı aşkın süreden beri oradalar, çoook ösledim.
Ailemle birlikte güzel bir bayram geçirmeyi diliyorum kendime ve de herkese.
Yolculuğumuz otobüs yolculuğu olacak 21 saat. Yıllar oluyor otobüsle bu denli bir yolculuk yapmayalı, şimdiden büyük söylemeyeyim ama değişik olacak aslında (umarım yani :-) Anacım neden dersen uçak çoook pahalı ancak dönüşte çocuklar da olacağı için son gücümü onlar için kullanıp dönüşe uçak bileti alabildim de ondan. Ah bu annelik, çok şükür demeliyim yine de tabi.
Gider gitmez yapacağım ilk şey firik yemek olacak, resmen aşeriyorum. Firik dediğim şey yöresel bir yiyecek, çığlara sererek kışlık erzak olarak kullandığımız tarhananın daha tam kurumamış hali.  Yanında bi de taze Antep fıstığına Alllahh! derim.

Soooona, seyir terasına çıkıp kendime harika bir memleket ziyafeti çekmek olacak. Seyir terası, hafızam beni yanıltmıyorsa Sulu Tarla dedikleri yere akıllı bir girişimcinin yaptığı, güzel bir yer.


Soooona da, neffisüssüneffis Kahramanmaraş Dondurması ziyafeti inşallah;


Soooonacıma da, çocukluk anılarımda pek muhterem bir yer tutan Kahramanmaraş Kalesi. Orada cola içmeyi pek bi severim, bundan yaklaşık 30 sene tek tük kola satılırdı memlekette, belki de gazozdu onlar ne bileyim. Ve sıklıkla gittiğimiz kalede babacığım bize hep kola söylerdi, onore olurdum :-) Hey gidi günler heyyyy! Girişte sağlı sollu bi at bi de aslan heykeli var, mutlaka oturmalıyım üstüne, ne büyük bişeymiş gibi di mi? Valla benim çocukluğumda sadece o ata oturmak bile mutlu ederdi benceğzi.


Derkeneeeeee, belki Döngel Mağaraları'na gidip, suyun dibindeki derme çatma ayazlarda babacığımın elinden bir kebap yesek hiç fena olmeycek. Su şırıltısı zaman zaman başka duygular uyandırıyorsa da boşaltıma dair, yine de anılarım var orda dediğim gibi, güzel güzel. Bi görseniz bence Manavgat haltetmiş, hele eskiden su öyle değil 3 metreden 20 metreden dökülürdü. Şimdi dökülmüyor tuttular suyu baraj için, olsun ben yine de hayal edebilirim.


İşte böyle.
Ve ben heyecanlıyım. Ne zaman memleketime gidecek olsam olduğu gibi. Orayı mı seviyorum yoksa sevdiklerim orada olduğu için mi seviyorum diye düşündüğümde ikinci şık daha ağır basıyor aslında. Çünkü beni oraya bağlayan tek şey onlar. Sevdiklerim.
Sevgi dolu günler ve mutlu bayramlar dilerim hepinize...

22 Ağustos 2011 Pazartesi

Konuşma dediğin nedir ki?

Kişisel gelişim kitaplarına merakım uzuuun yıllara dayanır,
Ama bir sürü kitabı "hep aynı şeyleri tekrar ediyorlar, tüh yine yeni birşeyler öğrenmedim" cümlesiyle bitirmeye başladığımı farkedip ara vermiştim bu türü okumaya.
Dün kitabevinde üstteki kitabı görünce "hımmm!" dedim, aldım.
268 sayfa olmasına rağmen (cep boy idi) 3 saatte bitirdim, ilginçti, arasıra sıkılıyor gibi olmama rağmen hem de. İnatla ve azimle okumaya devam ettim.
Kesinlikle tavsiye ediyorum, ben yeni şeyler öğrendim ve çok önemli olduğunu düşündüm.
"Bana ne ya, gidip kürsüde konuşma mı yapacağım, get Allahını seversin!" demeyin derim, özellikle çocuklarınıza okul hayatlarından itibaren çok gerekli olacağını düşündüğüm ipuçlarını öğretin derim. Ben öyle yapacağım.
Ne de olsa, ne konuştuğunu bilen, bildiklerini etkili anlatan, anlatıldığı kişide etki yaratan cümleler kurabilen yeni nesillere ihtiyacımız var, yoksa burnumuz _oktan çıkmayacak.
Bitti.

15 Ağustos 2011 Pazartesi

Bamyaya gel

Örgü mörgü kesmedi, pazarın en güsel bamyasını aldım da geldim diye bi sevinç bende bi sevinç, oturdum ayıkladım, poşet poşet dolaba attım, bu arada pazar gezmeleri için kurduğum tüm planlar bu bamyalar sayesinde yok oldu. Çoğunluğu küçük parmağımın 1/3'i kadardı.
Allah sağlık verirse kışın kısmeti olanlarla yeriz inşallah.
Bak ama bak, güselliğe bak, değmez mi hiç koca pazarı bitirmeye?


11 Ağustos 2011 Perşembe

Bir dilek tuttum ve gereken yere ilettim sanırım

Mügemmell tavsiye etmiş, bayıldım ötesi bayyılldıımmm.
Çeşme Alaçatı'ya yolu düşürmeyi başarırsam,
Bu kapıdan geçip,
Bu merdivenlerden çıkıp,
Eşsiz lavanta kokusunu duyarak,
Bu yatakta olmak istiyorum.
Sonra,
Burda bir kahvaltıyla güne "merhaba" diyip,
Şurda da bir akşam yemeği yemek isterim.
Burası Tashmahal'miş. Alaçatı'da 150 yıllık bir Rum Konağıymış. Klasik otel havasından uzak, böyle evimmiş gibi hissedebileceğim konaklamalara bayılırım.
Allahım, duyurulur...

2.Yolculuk

Kendimce uzun uzun beklemiştim bu kitabı, şimdi raflarda tırım tırım aramaya başlayacağız. (2 hafta sabredecekmişiz)
Biliyor ve istiyorum ki, Ahmet birçok limana demir atsın, her demirde dem'in biraz daha tadına varsın ve bizler de onun takipçisi olalım.
Hadi Ahmet, yolun açık  olsun.
Evet neden 2.yolculuk dedim başta?
1.yolculuğa Gülsen ile çıkmıştık.
Yakınlaştık, tad aldık, gururlandık, hüzünlendik, sevindik. Kısacası PAYLAŞTIK sayelerinde.

İkinizi de tüm yüreğimle alkışlamaya devam ediyorum sevgili arkadaşlarım, bravvo sizlere...

10 Ağustos 2011 Çarşamba

Empati mi, hadi oradan!

Yoruluyorum.
Sürekli kendimi karşımdakinin yerine koyarak onu anlamaya, yaptıklarını anlamlandırmaya çalışmaktan bög geldi.
Usanıyorum.
Oysa ben hep kendim olmak istiyorum, kimsenin kendini benim yerime koymasını beklemiyorum, kimsenin yerine kendimi koymak da istemiyorum.
Kimse "ben" olamaz, ben de "o" olamam çünkü. (İstesem de olmadı zaten şimdiye kadar)
Dünyanın en konuşulamaz, en anlaşılamaz insanlarıyla binbir takla atarak iletişim kurmaya çalışmaktan, kuantumdan, iyi bir insan, iyi bir yönetici, iyi bir bilmem ne olma gayretinde bulunmaktan ve bu gibi şeyleri çocuklarıma öğretiyor olmaktan, feci bir tiksinti geldi.
Sağduyu mağduyu, sabır mabır geri gitsin benden.
"Gerçekten çok istersen olur",
"Evrenin iyi enerjisini çağırırsan sana sunmayacağı güzellik yok",
"İyi düşün iyi olsun", gibi tırı vırı felsefik birsürü saçmalıkla kaybedecek zamanım da yok.
Çocuklarım da yüklenmesin istiyorum bu atmaya çalıştığım her türlü yükü, nasıl istiyorlarsa öyle davransınlar, ben bile istesem yapmasınlar bir şeyleri ve yürekleri nereye götürüyorsa oraya gitsinler istiyorum bundan sonra.
Hataysa hata yapsın karşımdaki, anlamazsam anlamayayım, o da beni anlamazsa anlamasın ne çıkar ki? Dünya mı batar? Üstelik bu sebeple batacak dünya hiç durmasın batsın zaten.
Yaşam koçu, bilinçolog ve türlü isimde ticaret yapan, beyinlerimizi ve ceplerimizi kemiren kişilerin, kendimi bildim bileli sürekli çalışmak ve böylece para kazanmak zorunda kalan beynime haksızlık ettiklerini düşünüyorum.
Evde böyle ne kadar kitap mitap varsa hepsini atıcam, deli desinler umrumda değil. (Hoş zaten bu kadar vericiyken de kimse akıllı dememişti)
Hele bir de şu mesele var;
Yok yatırım uzmanıymış, yok imajmeykırmış daha bilmem ne. Ver sen parayı cebime bak ben nasıl yapıyorum o yatırımın tillahıyla, imajın en kralını.
Aslında gergin mergin değilim de bu aralar zihnimi boş yere meşgul eden herşeyi hatta gerekiyorsa kişileri bile uzak etmeye çalışıyorum kendimden.
Boşalsın tüm beyhude çabalar beynimden, aksın gitsin zifir gibi zindana çeviren herşey.
Yoruluyorum, gerçekten çöreklenmiş bir yorgunluğa karşı her sabah gözlerimi zinde açabilmek için dünyaya çok çabalıyorum. En büyük servetim dediğim yavrularıma güzel yarınlar hazırlayabilmek için ihtiyacım var bu enerjiye.
Kimseden fayda istemiyorum ben herşeyin üstesinden gelirim Allah'ın izniyle de, bundan sonra gölgelere tahammülüm yok. Zamanım da yok.
Buraya yazınca alenen ilan etmiş hissediyorum kendimi.
Ve bu beni rahatlatıyor.
Dönülmez akşamın ufkunda sadece ufuğa bakmak istiyorum.
Sadece...








8 Ağustos 2011 Pazartesi

Şimdilerde

Sözünü tuttum Lale, başladım ucundan.
İyi geçmiyor bu yaz. Halbuki tek rakamlı yılların bana hep uğurlu geldiğini sanırdım.
İnsan ne garip, başına en kötü şey, geldiğinde bile "aman iyi ki şu şöyle, aman iyi ki bu böyle, yine de çok şükür, daha da beterinden saklasın vs." cinsinden cümleler türetip buna inanmaya, beynini buna inandırmaya çalışıyor. Görev gibi.
Mecburiyet gibi.
Tevekkülde bulunmak gibi.
Şimdilerde yaptığım şey sadece bu.
Bir de, tohumdan yetiştirdiğim çingene düğünü adını verdiğim çiçeklerim var balkonda, en çok onlarla gözgöze gelmeyi seviyorum.

Her gün değişik renklerde açıp beni mutlu etmeye gayret ediyorlar, sanki dans ediyorlar gibi geliyor hatta bana.
Seviniyorum.
Bol bol dua ediyorum tüm sevdiklerim için, tüm çocuklar için. "Sağlık için"


İşte öyle

Hani bazen,
"Nereden başlasam, nasıl anlatsam?" modunda oluruz.
İşte öyle.