27 Ocak 2011 Perşembe

Ölen işçilerimizin ardından

Yazıyor  ki gazeteler;

Yoksulluk nedeniyle 8 yıl önce Beypazarı'na göç ettiklerini belirten Meryem Eyebe,
-Tarım işçiliği yapıyorduk. Kazanın olduğu minibüste koltuklar bile yoktu. Çocuklarım çok zor şartlar altında çalışıyorlardı. Okutamadığım çocuklarım koltukları olmayan minibüste tahtalar üzerinde işe gidiyordu. Ben bu acıya nasıl dayanırım. 5 yavrumu birden kaybettim" demiş.

Ben bir anayım dostlar.
Meryem de bir ana.
Ben çocuklarımı çok şükür ki -şimdilik- okutabiliyorum okutabilmesine de; Meryem'in acısı gönlümün en derin yerini dahi sızlatıyor.

Acının büyüklüğü bilirim ki tarife sığmaz.
Bilirim ki bu acıya yürek dayanmazzzz...
Sadece;
Yüreğimin -hepimiz yüzünden aslında- 11 kez bıçaklandığını bilirim de, başka da birşey bilmem.
İşte buna da yürek dayanmazzzz.
Allah rahmet eylesin.

HAYAT

25 Ocak 2011 Salı

Hangisi daha salak

Kurabileceğim en terbiyeli cümleyi kurmaya çalışacağım.
Sizce bu resimdekilerin hangisileri daha salak?
Gelinler mi?
Damat mı?
Bu törenin adı düğün töreni midir mesela?
Resim, bugünkü hürriyet internet sayfasından alınma.

Yazık.
Çok üzüldüm.
Hepimiz adına, kadınlık adına, erkeklik adına, insanlık adına.

21 Ocak 2011 Cuma

Gece gece

Hani hastayken rapor alıp işe gitmiyoruz da herkes de dinlendik sanıyooo ya,
Aman ne dinlenmesi be, hasta hasta dinlenilmiyoooo bilem.
Ciğerlerim acıyoooo konuşurken bile.
Öksürmekten karın kaslarım ağrıyoooo (gerçi ben 2 gün midem ağrıyo sanıp hap bile yuttum da sona farkettim)
N'aptığımı ben de anlayamadım bu dinlenme günlerinde zira kendimi hiç bu kadar yorgun hissetmemiştim.
Kısmetse pazartesi işe gittiğimde herkes tatil izninden dönmüşüm muamelesi yapacak, kesin. Çünkü izin almama alışkın değil kimsecikler.
Bense n'olduğunu, n'olduğumu anlamaya çalışacağım daha uzun bir süre.
Hayırlısı.
Bu arada evlatlarda fırt fırt burun çekmeye başladı hafif öksürük eşliğinde.
Aman sakın, lütfen sakın...
HAYIRlısı.

19 Ocak 2011 Çarşamba

Bir okul çantası kaç kg olabilir?

Zeynebin okul çantası. Tam tamına 8,3 kg.
Zeynep 4.sınıf öğrencisi, ve güya artık çocuklar kitap taşımacadan kurtulacaktı.
Hamal gibi, ev taşır gibi hergün, bu eziyete bir anne olarak gönlüm katlanmıyor.
N'apsam ki?


Ecehan mesajı aldı, tamam.

Ecehan epeyce.
Sesim fısıltı halinden akşam itibarı ile çatallı da olsa hafifçe  birkaç desibellik bir hâl almaya başladı.
Henüz yarım saatten fazla oturmak bile çok yorucu ama cumartesi-pazar'ın o acımasız işkenceci hali şükür azaldı, nefes almak bir miktar daha kolay artık.
Uzun bir solunum testi nihayetinde astım olup olmadığım konusunda doktorlarımın da kafası karıştı (e bana da bu yakışırdı hani : -) Bir türlü öylemiyim değilmiyim konusunda şüpheli konuşuyorlar, takip edeceklermiş:-)
Sevindirici olan testler (bana göre) kötü çıkmadı, hormonlar, enzimler, hemogram vs.
Akciğerlerim bile zannettiğimden daha temiz sayılır :-)
E yaş dayandı 40'a, 18'lik değilim tabisi olcek o kadar.
Doktorlarım (Göğüs hastalıkları uzmanı ve KBB'cı), kızlarım, özellikle de canım annem bu haftayı dinlenerek geçirmem gerektiği konusunda fazla ısrarcılar.
Duruma göre hareket edeceğim ben de. Bu sefer risk almayacağım inşallaah. Cumartesi gecesi kendimi koyvermememe rağmen üstelik Elif ve Zeynebin öyle endişeli bakışlarını gördüm ki, gözümün önünden hiç gitmiyorlar, canlarım benim.
Durum izahatını merak eden dostlar için verdim (benzer durumlarda ben de çok meraklanıyorum onlar için o yüzden anlıyorum)ama,
Bakın ne hatırlatıcam asıl,
Zaman zaman aslında hepiniz tecrübe etmişsinizdir mutlaka ama, hastalıklar bence; o ilahî manâyı anlamamız, kıymet bilmemiz, vakti geldiğinde ya da diyelim ki, kendimizi iş, güç, hayat, memât derken kıyasıya gereksizce yorduğumuz ve belki de kendimizi dış şartlara manâsızca ve delice kaptırdığımız zamanlarda geliyor başımıza.
Her hastalık ilahî bir haberci kendimize yolladığımız.
-Hooop! Ağır ol, yavaşla bakalım! Emanet verdiğim bünyeyi böyle kolay harcatmam sana kuzum! Yat bakalım aşağı da anla anyayı konyayı, diyor sanki Yaradan.
Onun için yine de şükretmeliyim diyorum kendime "Allahım beterinden sakla" demeliyim daha sık belki de.
Muhteşem Sülüman'ın dediği gibi,
Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi...
Bu küçük uyarı için sağol Rabbim. Ama valla anladım, mesaj alındı.
:-)

Geçmiş olsun dileklerini ileten sizlere de teşekkürler, çok şifacı mesajlardı, sağolun ve varolun.

17 Ocak 2011 Pazartesi

13 Ocak 2011 Perşembe

İzler Panosu

Burada gördüm, annekaz'ın bloğunda, çok etkilendim ve mutlaka yapmak istedim.

İstedim ki; Allah ömür verir de gelecek zamanları görür isek kızlarım, "bir zamanlar" diyerek annelerinin işlediği bu panoya bakarak ılık ılık bir sevda akıtsınlar içlerine.
İstedim ki, boylarının ölçüsünü her zaman hatırlasınlar böyle tatlı, Allah başka türlü hatırlatmasın diye.
El dokuması ipek kumaş üzerine, ipek iple işlendi izler.
Kenarlar, bir zamanlar benim Denizli'nin bir ara sokağında bulup aldığım küçük sarı pirpirimler araya katılarak, altın rengi sim iplikle işlendi.
Çok beğendim, değerli bir anı olacak benim için.
Hakkıyla yapacağına emin olabilirsem eğer birinin, en kısa zamanda varak bir çerçeve içine girecek, kenar işiyle uyumlu olsun diye.
Anılar güzeldir vesselam, hem de hepsi.

10 Ocak 2011 Pazartesi

İnkâr inkâr nereye kadar?

Tanıdık tanımadık herkes Muhteşem Yüzyıl dizisi hakkında konuşuyor.
Kusur kalsam olmaz tabi.
Allasen, Kanuni Sultan Süleyman tut ki harem düşkünüydü, tut ki içki düşkünüydü, bu onun Koca Süleyman olmasına zaafiyet mi getirir?
Ne münasebet!
Bir padişahın karşı cinse düşkün olmasının ne sakıncası var?
Ne yani padişahları hadım mı etselerdi?
Yoksa kendi cinslerine düşkün padişahlar mıydı tercihiniz?
Üstelik harem deyiverip geçtiğiniz yerdeki kadınlar en az altı dil bilirmiş ve zamanın en eğitimli, musikiyle, edebiyatla fazlasıyla haşır neşir kadınları olmakla beraber muhtemelen o yıllarda yaşayan kadınlar bence ne bilim mesela şerbetçi Halil Ağa'yla halvet olmak yerine hareme girip bir şehzade doğrurur muyuz umuduyla can atıyorlardı. (Bkz, harem anıları)
Bir de üstüne üslük; adı üzerinde "dizi"
Bak mesela yüz kere okumuşumdur ama Mahidevran'ı falan unutmuştum, şimdiden sonra hiç unutmayız, nesi kötü bu dizinin?
Yok efendim, dizi o yıllarda Devleti-i Alî'yi kadınlar yönetiyordu imajı yaratıyormuş, eeee yönetmiyor muydu yani? Bıraksana sen. En basitinden kendi evine bak, benim ne aslan kaplan geçinen er arkadaşlarım eşlerinin püsüğü gibiler, eleştirmiyorum olmalılar da. Aile dediğin şey bundan ibaret zaten dürüst olalım.
Ne sakıncası var ha? Ne sakıncası var gerçekleri bilmenin?
Daha ne kadar kuma sokucaz şu kafalarımızı ki?
İnkâr inkâr nereye kadar?
Bir zamanda bir grup insan Muhteşem Atatürk için yaptıydı aynı şeyleri, şimdi de karşı taraf taarruz da.
Bense o zamandan beri aynı fikirdeyim.
İnsanların özel hayatı, onların başardıkları işlerin büyüklüklerine asla gölge düşüremez; düşürmemeli.
Muasır medeniyetin başka yolu yok, önce bunu anlamalıyız.
Bir de özellikle bu eleştirenlerin bazılarını merak ediyorum, "padişah kendileri olsalar ne naneler yerlerdi acep?" diye.
Sözün özü: Saklayarak, gizleyerek, yanıltarak sahip çıkamazsın tarihine, geçmişine hacıııı.
Aslan gibi tutacan, olduğu haliyle, çakmalaştırmadan, harbi harbi...

9 Ocak 2011 Pazar

Ödülüm var eyooo!

Mimcibaşım Sevgili Zennube beni mimlemiş.
Yüzlerde gülümseme yapma ödülüne layık görmüş. Şaaahaanee, sağol gı.

Ne çok ihtiyacımız var ve ne insani bir duygu: GÜLÜMSEMEK
Aslında merak ediyorum, acaba ben, zaman zaman da olsa sizlerigülümsetebiliyor muyum? Öğrensem mes'ut olurdum doğrusu:-)
Sağol Zennube, seni çook seviyorum biliyorsun.
Efenim; ben de bu "yüzlerde gülümseme yapma" ödülünü, Newbahar ve Noni'ye paslıyorum.
Hem kendilerinin yüzü hep gülsün, hem de başkalarına vesile olsunlar dileğiyle.
Mutlu pazarlar.

7 Ocak 2011 Cuma

Bir istirhamım daha var

O da ölmek değil tabi.
Sevgili Gogıl,
Duydum ki mühendislerine falan cayır cayır para vermektesin.
Büyüksün vesselam, sual olunmaz.
Lakin,
Kelime araması yaptırıyorsun da resim araması niye yaptırmıyorsun?
Şöle yani,
Ben bir resim yükleyecem onu arayacak, onu bulacak, bulamazsa da benzerini bulacak.
Nasıl yapcaz Ecehanımcım dersen, Sevgili Gogıl,
Ben orasını bilmem, bilmek de istemem.
Gogıl olan sensin.
Benden bu kadar.

Bir istirhamım var

Japonlara açık mektubumdur.


Bana bi çipimsi bişey lazım.
Karşımdaki ne dilde konuşursa konuşsun o çipimsi bişeyi kulağıma takınca bana anlatılanın kendi dilime hatasız çevrilmiş şeklini duymalıyım.

Dil sayısı arttıkça fiyata ekleyebilirsiniz.

Bir de ricam, öyle bi yapmalısınız ki, kendisi kulağıma, fiyatı bitarafımıza kaçmamalı, ikide bir düşmeyecek şekilde dizayn edilmeli ama dışarıdan da görünmemeli, kimse çakmamalı alet sayesinde anladığımı.

Alet gerçekleşirse, faydaları saymakla bitmeyecek ama en önemlisi aile ekonomisine katkı sağlayacak, kendimize ve çocuklarımıza ettiğimiz eziyette azalma olacak, “o” benim dilimi öğrensin ulen” magandalıkları ortadan kalkacak, insan evladı mutlu olacak be ya.

Ne var yapsanız?


日本が開きます。

私はツールが必要です。ツールは、私の彼の舌は正しく変換する方法に記載されている挿入するときにどの言語を、私の耳に私の目の前で話す話す。

言語の数はあなたが料金に追加することができます。

要求は、それは不快なことではありません、私の耳に、ので、双方向を行う必要があります表示されない場合があります外から、誰もが楽器におかげで理解することができます、またです

楽器は、発生する最も重要なのは家族の経済に寄与する利点をカウントするために終了しません、我々は自分にある子どもたちは、自分の言語ウレンが消えて"それは"学ばなければならない、人々がする、幸せや子となる削減されます。

がどうなりますか?

5 Ocak 2011 Çarşamba

Ben beni bırakırsam

Ben, beni bıraktığım zaman;
Sen, beni bırakma Rabbim!
Yunus Emre'den selam olsun.
Lütfen Rabbim!
BIRAKMA!

3 Ocak 2011 Pazartesi

Dost, Yılbaşı, Bodrum

Sıra arkadaşım, taaa ilkokuldan üniversite dahil.Sibel.
Güzel kızı Begüm ile yılbaşı kutlamasına evimize geldiler.
Çok mütevazi, bol gıdalı, tadı eşsiz, ayık bir yılbaşı geçirdik.
12'ye doğru kendimizi sokaklara vurduk, önce Hande Yener konseri (ki bu kısmından sadece kızlarımız zevk aldı), sonra Özsüt'te profiterol yemece, eve dönmece, uyumaca.
Begüm bir ara; hayatındaki en güzel yılbaşı olduğunu söyledi, duygulandım, çok, hem de pek çok.
Sabah bir kalktık, Bodrum günlük güneşlik.
Doğru, Denizciler Kahvesi'ne, sahlep içmeye.
Bu fotolar orda çekildi.
Dostluk ne kadar kalıcı birşeymiş, bunu ta dibinden bir kez daha anladım.
Yıllar yıllar yıllar sonra, sanki dün ayrılmış gibi yine herşeyi aynı tadla ve tanıdık tanıdık yapmak...
Kıymetini bilecek dostlar vermeli Tanrı insana, bu en güzel dua herhalde.
İyi ki varlar.
Teşekkürler Sibel ve Begüm.