31 Mayıs 2010 Pazartesi

Yazık!

İnsanî felaket değilse bunun adı ne?
Umudun can verişi değilse bunun adı ne?
Medeni(!) İsrail'in resmi değilse bu, neyin resmi?
Ya bizimki ne peki?
Bile bile lades bu değilse bunun adı ne?
Soykırım değilse bunun adı ne?
Küstah bir çete devleti değilse bunun adı ne?
Nazi intikamının kusmuğu değilse, tüm olan biten ne?
Alenen terörizm değilse bunun başka adı ne?

Yazık!
Dünya ayağa şimdi de kalkmıyorsa, uyumaya devam etsin ve mümkünse hiç uyanmasın! Çünkü şehitlerimiz uyanamayacaklar, çünkü onlar İNSANdılar.
Geçmiş olsun!


27 Mayıs 2010 Perşembe

Zeynep için







2001'de aldım kucağıma.

Şimdi her dakika tepemdesin.
Hep orada kal e mi?
MUTLU YILLAR ZEYNEBİM...

26 Mayıs 2010 Çarşamba

Doktorculuk oynuyoruz

Bu sabah arkadaşım Saadet ile, 1 ay önce aldığımız ultrason randevumuz için hastaneye gittik. Genelde herkes gibi bende sevmem bu ortamı, ama bu seffer, ama bu seffer.......:-))))) Dakikalarca gülünür mü ya güldük işte. (Ama hastalara ya da yakınlarına saygısızlık etmeden kuytu köşelerde yaptık bu işi)
Kan vericem bir yanda bekleyip Sado ile hoş beş ederken, bir karı koca çıktı röntgen teslim edilen odadan.
Kıpırdamadan izliyormuşuz biz de gayrıihtiyarî bir şekilde.
Adam büyük zarfın içindeki röntgeni çıkardı, havaya kaldırdı, ışığa tuttu ve başladı dikkatle incelemeye.
Bir akciğer röntgeni bu.
Bu arada yanına -herhalde eşiydi- bir kadın arkadan dolandı ve bir görseniz pür dikkat o da, röntgeni incelemeye başladı. Hemen ardından;
-Ya ben birşey görmüyorum, bana göre bişe yok aslında, yok yaw bişecikler yok....demez mi?
Koptuk biz Sadoyla yaaa...Bir yandan gülmeye başladık, nefes arasında Sado'ya dedim ki;
-Hatun kendini doktor filan sanıyo herhalde, inanmıyorum ya hani tahlil mahlil de değil, kadın röntgen yorumluyor falan filan derken, Sado;
-Kız Ecehan ya biz? dedi.
Bu sefer daha fena gülmeye başladık.
Dışardan bakınca çok anlamsız ve çok acemice gelen bu davranışı biz yapmıyor muyduk?
Hem de, hem de nasıl yapıyoruz.
İçimizin bir tarafında uyuyor sandığımız doktor benliğimizi(!) hemen ortaya çıkarmak için nasıl yer arıyoruz hemide.
Valla ben de, daha hayatımda röntgen çektiripte ben bakmadan doktora göstermedim:-)
Sado'da öyle yapıyormuş:-)
Hayır, ne anlıyosak yani?! Olsun gene de bir bakar öyle veririz doktora:-)
"Yazıcam bunu" dedim, "en başa bizi yaz o zaman" dedi.
Neyse ultrason için hala beklemeye devam ederken (4 saat kadar bekledik) "hormon sonuçlarım çıkmıştır hadi onları almaya gidelim bari" dedim ve gittik.
Tabi sonuç kağıdını alınca ben ordinaryüs gözlerimle inceleyip bir yandan da hızlı hızlı yürürken Sado arkadan sesleniyordu;
-Ecehannnn, getir bakayım onları, nasıl çıkmış çabuk bana da göster!
Bu sefer, iki ordinaryüs olarak inceledik, ve "anacım herşey normal ya, yürü gidelim, benim bu durumda ilaç milaç kullanmama da gerek yok zaten" derken, Sado'da,
-Evet evet sen kullanma artık ilaç milaç bak bunlar normale dönmüş, derken; tekrar gözgöze gelip tekrar kopardık kayışları ve yine bir gülme krizi.
Döndük, ultrason odasının yanına, iki kadın sohbet ediyor. Yan odada da kemik ölçümü yapılan oda var. Ben kadının birine;
-Kemik ölçümü yaptırmak kolay bişey mi? diye sordum ne gereği varsa?
-Siz daha gençsiniz sakın yaptırmayın, dedi.
-Ama doktorlar 35 yaşından sonra ara sıra baktırın diyorlar, dememle;
-Siz her söylenene inanıyor musunuz? Vay efendim ne gerek var bu yaşta radyasyon almaya? vs vs gibi ordinaryusça izahatlar verdi bize.
Aldı bizi bi gülme daha.
Baktık ki;
Memelekette biz de dahil doktordan bol bişey yok.
Hiç bilmesen bile, meseleye mutlaka "kaynımda da var, aaaa aaaaa, yok öyle olmaz valla bak, aha benim kaynım işte..."yaklaşımını koymak lazım:-)
Kolay olunmuyo ya ondan zahir, ara sıra doktorculuk oynamak pek bi hoşumuza gidiyor.
"Hepimiz doktoruz"
"Hepimiz -doktoru geç- ordinaryusuz falan yani"
Ama bunu farkında bile olmadan yapmak değil de, izlemek çok komik ve çok cahilce be ya..

25 Mayıs 2010 Salı

Anlamadıklarım

İnsan aynı gün, nerdeyse her gün gördüğü arkadaşlarından -aynı gün içerisinde yalnız dikkat buraya-
-Ya hayatım sen kilo aldın farkında mısın?
Ve;
-Ya güselim bu aralar çok iyi kilo verdin farkında mısın?
cümlesini duyar mı be ya?

İşin ilginci, ben 6 aydır ne bir kilo aldım ne bir kilo verdim bide. Bazen cevap veriyorum;
-Yok ya, almadım da vermedim de;
-Yok yok, aldın(ya da verdin) sen farkında değilsin, demiyorlar mı?
Uyuz oluyorum en şatifillisinden hemi de organik uyuz, katkısız.

23 Mayıs 2010 Pazar

Nihayet faranjitim

Çok zorlanıyorum nefes bile alırken.
"Konuşma" dedi doktor, benim için çok kolaymış gibi.
Antibiyotiğimi değiştirdi, 10 gündür üstüme almamakta kararlıydım bu hastalığı.
Ciğerlerim de bence kötü ama artık doktorların aklına iş düşürüp bir kaç tetkik yada röntgen vs. daha yaptırmaya hevesli yaşlarımı çoktan geçtim. Susuyorum.
Abim telefon görüşmelerime derhal bir kısıtlama getirmem konusunda ısrarcı. Hatta faranjit olmakta geciktiğimi, ses tellerimin iyi bile dayandığını söylüyor.
En ağırından bir faranjit geçiriyorum.
Güya bu hafta sonu son kalan işleri yapacaktım evle ilgili. Gerçi boş boş yatmayı özlemedim değil.
Dışarısı buz gibi.
Ve yarın yine işe gideceğim :-) Önemli işlerim var, yatacak vakit değil.
Bu gün etli kabak dolması yapacaktım ama kızlar telefonda anneme söyler de o da bana "öff kızım öff; sen hastalanmayı bile bilmiyorsun, dolma yemezse kimseye bişey olmaz, biraz da kendine bak, deli misin nesin sen ya Hu!" diye kızmaya başlar diye ödüm kopuyor.
Ben annemden her zaman korkarım.:-)
Bu arada saat 4 olmasına rağmen, babamız yapmaya söz verdiği işlerin onda birini bile yapmadı. Anacım ya kahve molası, ya çay molası, ya telefon, ya malzeme eksik alması lazım, ya acıkıyor.
Maşallah ama kıskanıyorum ya canının kıymetini çok iyi biliyor.
Örnek alsam diyorum da, valla ne hale gelir evim bilemiyorum:-)
Nehir daha iyi ve bu beni çok sevindiriyor.
Gülsen bana albümdekiler'i yollayacak, pes ettim.
İyi hafta sonları...

18 Mayıs 2010 Salı

Kutla be çocuk!

Yine bir 19 Mayıs geldi.
Bilen bilmeyen herkesin kendini bilmez bilmez kutladıkları bir 19 Mayıs daha geldi.
Neydi 19 Mayıs?
Muhteşem Türk’ün “Türk Milleti için bağımlı yaşamaktansa ölmek daha iyidir’ diyerek Samsun’a çıkması, bağımsızlık ve özgürlük mücadelemizin de başlangıcı değil miydi 19 Mayıs?
Temelleri yine o günlerde Muhteşem Türk tarafından atılan “milli egemenlik” ilkesi ile birliğimiz ve bütünlüğümüz sağlanarak, çarenin ancak millette olduğunun tescillenmesi değil miydi 19 Mayıs?
Tüm kurumlarıyla dimdik ayakta olacak bir Türkiye Cumhuriyeti’nin şaha kalkması değil miydi 19 Mayıs?
Esaret altında var olunamayacağının ve kutsal vatan topraklarımızın ilelebet işgal edilemeyeceğinin tüm dünyaya haykırışı değil miydi 19 Mayıs?
“Sen ölürsen ben de ölürüm” diyerek hayatını ortaya koyup telgraf memuruna “benim derhal Havza ve Amasya ile görüşmem gerek, muhakkak görüşeceğim, ya ölürüz, ya vatan kurtulur” cümlesinin kuruluş tarihi değil miydi 19 Mayıs?
O 19 Mayıs’ta fes kaygısı, koltuk kavgası, kuyruk acısı, yalan dolan yoktu.
Özetle;
Bağımsızlık?
Özgürlük?
Milli Egemenlik?
Dışa bağımlılık?
Tüm kurumlarıyla dimdik ayakta bir devlet?
Esaret?
Riya?
Korku?
Milli İrade?
Vatan?…..
Hadi bunları geç,
Bandırma Vapuru?
Yavuz?
Midilli?
Savarona?
…..
Bunları da geç,
Acı var mı acı?
Hâlâ hakkıyla kutlayabiliriz diyorsan… Kutla be çocuk!
Ben sadece “iyi ki doğdun Atam!” demekle yetineceğim.

Alan razı veren razı, size n'oluyo?

Milletimiz bir alem.
Deniz Baykal'ın eşi "eşimin arkasındayım" diye demeç veriyor. NŞA imkansız görünmüyor mu size?
Nesrin Baytok'un eşi "Nesrin'in arkasındayım, bu zor günleri(!) birlikte aşacağız" diye demeç veriyor. NŞA bu daha da imkânsız değil mi haliyle?
Yoruma bile hacet yok, durum "alan razı veren razı" durumu değil mi yani?
Hadi canım sen de!
Yoksa neler olurdu hiç düşündünüz mü?
E ülkemde maalesef de olsa artistliğin yolu recisörün yatağından, assolistliğin yolu patronun yatağından, bir yerlere gelebilmekte ya bir siyasetçinin koynundan ya da bir hocanın sakalının altından(!) geçmiyor muydu ki bunca zamandır bu kadar patine kopuyor anlamıyorum...
Herkes sanki Türkiye'de ilk defa böyle birşey duymuş gibi namus budalası kesiliyor.
Bakmayın siz, çok yaygara koparıp sonunda boşattırdık bile Halis Ağa'yı ama. O bile bunların içinde en şerefli olandı demek ki, hiç değilse dürüsttü.
Meşhur görüntüleri yeni izledim.
Baykal'ın yapacağı en akıllı işti istifa çünkü bizim millet mağduru sever, kahraman olur birkaç ay sonra.
Şimdi bu kadar yaygara koparanlar "Sayın Baykal siyasete leke bulaştırmamak(!) için kahramanca istifa etmişti" derler az bir süre sonra.
Dönerse işte o zaman hapı yutar, belini(!) bir daha işte o zaman doğrultamaz.
Bu arada yaş 72 idi değil mi? Valla sporun marifeti zahir, ne diyelim beline sağlık.
Alemsiniz ya...
Bu arada hadi biraz dürüst olun, bunu duyan her erkek "helal olsun la Baykal'a, bu yaşta hemi de" demiyorsa nağmerdim.

17 Mayıs 2010 Pazartesi

16 Mayıs 2010 Pazar

Gün hali

Bugün yeni evimize taşınalı 15 gün oldu.
-Hah, şurayı da yerleştirirsem tamamdır- dediğim halde hergün her yer tekrar nasıl dağılıyor ya da ben nerde yanlış yapıyorum bilemedim. Sık ev değişirmedim hayatımda ve bu yorgunluk üzerimden gidecek gibi değil.
Cuma günü sebze pazarına gittik Zeynep ile. Bütün işimizi bitirmiş gibi küçücük bahçemize ekmek için soğan ve domates fidesi aldık.
Ve cumartesi günü sanki içerdeki her işimizi bitirmişiz gibi Zeynep ile birlikte acayip bir rüzgar eşliğinde bahçe çapalayıp, aldıklarımızı ektik. Ne yalan söyleyeyim çok ama çok yorucu olmasına rağmen, bu onun ilk toprakla haşır neşir oluşu diye pek keyiflendim. Önceki evimiz de bahçe içinde idi ama Ayşe Kadın sebebiyle adımlarını dahi atamamıştı benim kızlarım.
Son iki üç koli kaldı, umarım onları da hafta içi hallederiz.
Bu arada ıvr zıvırı geç, son bir yıl ellemediğim herşeyi attım yerleştirirken. Babamız epeyce söylendi "madem kolilerce atacaktın da niye bunları taşıttın?" diye. Sebebi gayet açıktı aslında on yıldır o eve öyle herşeyi doldururken bir yandan da atmayı ihmal etmişiz. Öyle şeyler varmış ki evde unutmuşuz bile. Bir de artık eskiyen, bir şekilde artık kullanmadığım herşeyi -kıyamadığım için atmama- huyuma son verdim. 
Tıpkı hayatlarımızı da bu şekilde dolduruyor muyuz acaba? diye düşünmeden edemedi edebi yanım:-) Acaba dedim, artık hiç hayatında olmayacağını bile bile sırf kıyamadığım için kendime neleri yük ediyorum? Atsam rahatlar mı gönül yüküm? Ne bileyim işte öğle.. Harddiskim dolu geliyor ya çoğu zaman belki ondan hep böyle şeyler geliyor aklıma son günlerde.
Biraz önce Güray ve Alpaslan geldiler bir kahve içmeye. Güray ile (kendisi en iyi kankilerimdendir) az da olsa bi çırpıda çıkmayan sesim (feci cereyanda kaldık herhalde Zeynep ve ben öksürük nöbeti geçiriyoruz bu arada) ile iki lafın belini kırdık. Alpaslan her zamanki gibi et fiyatlarından şikâyet etti:-)
Bloğu, Nehir'in bugünkü durumunu öğrenmek için açtım aslında. Çok şükür herşey yolunda demiş annesi. (http://nehir-im.blogspot.com
Büssürü iş benden balerina cif kadını olmamı bekliyor.
Görüşürük...

12 Mayıs 2010 Çarşamba

Vay vay vay...

"Bazı tanımlamaları anlamakta güçlük çekiyorum.
Kanaat Önderi, Yaşam Koçu, Bilinçolog gibi. Bu tanımları bir yerlerde gördüğüm zaman, özellikle de kendilerine bu ünvanı(!) veren takımı düşündüğümde, aklıma hemen o kişilerin şöyle dediği geliyor;
"...Ben senden daha akıllı ve zekiyim ya(nerden biliyorsa?), bu yüzden sen de mutlaka benim gibi düşünmelisin diye seni etkilemem, seni yolmam lazım şeker..."
"...Bak güselim, sen kendi aklınla ve zekanla, bulunduğun ortamlarda ne yapıp ne edeceğini bilemeyecek kadar eblek olduğun için mutlaka benim kadar mikemmel biri sana koçluk yapmalı.Yoksa var ya, sen bir hiçsin..."
"Bak ciğerim, sen öyle bilinçsiz, öyle kuş beyinlisin ki, benim gibi bir dünya harikasından mutlaka yaşama nasıl bakılacağını öğrenmelisin. Tamam mı gerizekalı?"
Oysa ki;
Yaşadığımız hayatta elbette hepimizin önderi, hepimize zaman zaman bir nev'î koçluk yapmış harika tanıdıkları ve bilinçli olmalarını takdir ettiğimiz yakınları, dostları olmuştur. Bu doğal bir süreçtir, hayat yaşanır ve ondan aldıklarınla onları öyle bir yere -sen- koyarsın. Gerçek önderler, gerçek koçlar, gerçek bilinçler kartviizit bastırmaz öyle kendine."
diye düşünmekteyim. Etraf önderden, koçtan, bilinçten geçilmez oldu be ya...

9 Mayıs 2010 Pazar

2010 yılının annesi

Tabi ki ben dahil tüm annelerin günü kutlu olsun.
Ama bu yılın en anlamlı mesajını, 2010 yılın annesi ödülümü kime göndereceğimi biliyorum.
Ödül dediysem; pozitif enerjimi ve dualarımdan ibaret kendimce.
Uzunca bir süredir tesadüfen bulduğum bir blog sahibine, en muhteşem annelerden biri olduğuna inandığım Zeynep Erden Bayazıt'a kocaman sevgilerimle gönderiyorum bu kutlamayı.
Annelik nasıl birşey hepimiz biliriz ama, vaktiniz buldukça Nehir'in annesi Zeynep Hanım'ı okumanızı öneririm.
http://nehir-im.blogspot.com

Okuduğunuzda göreceksiniz ki; annelik hakkında yazılabilecek daha iyi birşey yok.
Benden bu kadar...